78

    RevelationCuzPageSurah
    92 589Nisa(4)

٧٨

اَيْنَ مَا تَكُونُوا يُدْرِكْكُمُ الْمَوْتُ وَلَوْ كُنْتُمْ فى بُرُوجٍ مُشَيَّدَةٍ وَاِنْ تُصِبْهُمْ حَسَنَةٌ يَقُولُوا هذِه مِنْ عِنْدِ اللّهِ وَاِنْ تُصِبْهُمْ سَيِّءَةٌ يَقُولُوا هذِه مِنْ عِنْدِكَ قُلْ كُلٌّ مِنْ عِنْدِ اللّهِ فَمَالِ هؤُلَاءِ الْقَوْمِ لَايَكَادُونَ يَفْقَهُونَ حَديثًا

(78) eyne ma tekunu yüdrikümül mevtü ve lev küntüm fi burucim müşeyyedeh ve in tüsibhüm hasenetüy yekulu hazihi min indillah ve in tüsibhüm seyyietüy yekulu hazihi min indik kul küllüm min indillah fe mali haülail kavmi la yekadune yefkahune hadisa

nerede olursanız olun ölüm size yetişir velev ki olsanız da sağlam burçlarda (kalelerde) ve eğer onlara bir iyilik gelirse bu Allah’tandır derler ve bir kötülük isabet ederse bu sendendir derler de ki hepsi Allah’tandır işte bu kavme ne oluyor sözü anlamaya yanaşmıyorlar

(78) Wherever ye are, death will find you out, even if ye are in towers built up strong and high if some good befalls them, they say, this is from Allah but if evil, they say, this is from thee (O prophet). Say: all things are from Allah. But what hath come to these people, that they fail to understand a single fact?

1. eyne mâ : nerede
2. tekûnû : olursunuz
3. yudrik-kum : size yetişir, erişir
4. el mevtu : ölüm
5. ve lev : ve eğer … olsa
6. kuntum : siz oldunuz
7. fî burûcin : kalelerde, burçlarda
8. muşeyyedetin : sağlam, muhkem, yüksek
9. ve in : ve eğer, olsa
10. tusıb-hum : onlara isabet etti
11. hasenetun : hayır, iyilik
12. yekûlû : derler
13. hâzihî : bu
14. min indi : katından
15. allâhi : Allah
16. ve in : ve eğer
17. tusıb-hum : onlara isabet etti
18. seyyietun : kötülük
19. yekûlû : derler
20. hâzihî : bu
21. min ındi-ke : senin katından, senin tarafından, senden
22. kul : de, söyle
23. kullun : hepsi
24. min ındi : katından
25. allâhi : Allah
26. fe : artık
27. mâ li hâulâi : bunlara ne oluyor
28. el kavmi : kavim, topluluk
29. lâ yekâdûne : neredeyse olmayacak, olmuyor
30. yefkahûne : fıkıh ediyorlar, anlıyorlar
31. hadîsen : söz, konuşulan kelâm

أَيْنَمَا her neredeتَكُونُوا olsanızيُدْرِكُّمْsize yetişirالْمَوْتُ ölümوَلَوْ كُنتُمْ de olsanızفِي بُرُوجٍ yüksek kalelerdeمُشَيَّدَةٍ sağlamlaştırılmışوَإِنْ تُصِبْهُمْ onlara gelseحَسَنَةٌ bir iyilikيَقُولُوا derlerهَذِهِ buمِنْ عِنْدِ اللَّهِ Allah’tandırوَإِنْ تُصِبْهُمْ kendilerine dokununcaسَيِّئَةٌ bir kötülükيَقُولُوا derlerهَذِهِ buمِنْ عِنْدِكَ senin tarafındandırقُلْ de kiكُلٌّhepsiمِنْ عِنْدِ tarafındandırاللَّهِ Allahفَمَالِ o halde ne oluyor daهَؤُلَاءِ buالْقَوْمِ toplumaلَا يَكَادُونَ hiç yanaşmıyorlarيَفْقَهُونَ anlamayaحَدِيثًاsöz


SEBEB-İ NÜZUL

Ebu Salih rivayetinde İbn Abbâs şöyle diyor: Uhud gazvesinde mü’minlerden bazıları şehid olunca cihaddan geri duran ve arkada kalarak sava­şa katılmıyan münafıklar: “Öldürülen kardeşlerimiz de bizimle beraber olsalar ve savaşa gitmeseleri ölmez ve öldürülmezlerlerdi.” dediler de Allah Tealâ bu âyet-i kerimeyi indirdi.

Ayet-i kerimenin “Şayet onlara bir iyilik isabet ederse “Bu, Allah’tandır.” derler. Bir kötülük erişirse de “Bu, senin yüzündendir.” derler. De ki: “Hepsi Allah katındandır.” kısmının nüzul sebebinin ise yahudiler ve münafıklar oldu­ğu söylenmiştir. Şöyle ki: Hz. Peygamber (sa)’in Medine-i Münevvere* ye gel­mesinden bir süre sonra: “Bu adam ve arkadaşları bize geldikten sonra meyvele­rimizde ve ekinlerimizde noksanlığı (eksikliği) bilir olduk.” dediler de bunun üzerine bu âyet-i kerime nazil oldu.

Advertisements