51

    RevelationCuzPageSurah
    92 585Nisa(4)

٥١

اَلَمْ تَرَ اِلَى الَّذينَ اُوتُوا نَصيبًا مِنَ الْكِتَابِ يُؤْمِنُونَ بِالْجِبْتِ وَالطَّاغُوتِ وَيَقُولُونَ لِلَّذينَ كَفَرُوا هؤُلَاءِ اَهْدى مِنَ الَّذينَ امَنُوا سَبيلًا

(51) e lem tera ilellezine utu nasiybem minel kitabi yü’minune bil cibti vet tağuti ve yekulune lillezine keferu haülai ehda minellezine amenu sebila

görmez misin? kendilerine kitaptan nasip verilenlere kahin ve madde ilmi ile uğraşanlara inanıyorlar tağut sistemlerine küfreden kimseler için diyorlar işte bunlar daha doğru yoldalar iman edenlerin yolunda

(51) Last thou not turned thy vision to those who were given a portion of the book? they believe in sorcery and evil, and say to the Unbelievers that they are better guided in the (right) way than the Believers!

1. e lem tere : görmedin mi?
2. ilâ ellezine : onları, … olan kimseleri, … olanları
3. ûtû : verildi
4. nasîben : nasip, hisse, pay
5. min el kitâbi : Kitab’tan
6. yu’minûne : îmân ediyorlar, inanıyorlar
7. bi el cibti : Allah’tan başka ibadet edilen şeyler (kahinler, mabudlar, put …vs. bâtıl olan her şey)
8. ve et tâgûti : ve tagut, insan ve cin şeytanlar
9. ve yekûlûne : ve diyorlar
10. li ellezine : onlara, … olan kimselere
11. keferû : inkâr ettiler
12. hâulâi : bunlar
13. ehdâ : daha yakın
14. min ellezine : onlardan
15. âmenû : âmenu oldular,îmân ettiler
16. sebîlen : yol

أَلَمْ تَرَ görmedin miإِلَى
الَّذِينَ أُوتُوا
verilenleriنَصِيبًا bir nasipمِنْ الْكِتَابِkitaptanيُؤْمِنُونَ inanıyorlarبِالْجِبْتِ cibteوَالطَّاغُوتِ ve tağutaوَيَقُولُونَ da diyorlarلِلَّذِينَ كَفَرُوا küfürlerinde bilinçli olarak ısrar eden kimseler içinهَؤُلَاءِ bunlarأَهْدَى daha doğruمِنْ الَّذِينَ iman edenlerdenآمَنُوا سَبِيلًا bir yoldadır


SEBEB-İ NÜZUL

İbn Abbâs’tan rivayette o şöyle anlatıyor: Ka’b ibnu’l-Eşref Mekke’ye gel­diğinde Mekke müşrikleri: “Sen Medine halkının en hayırlısı ve efendisisin de­ğil mi?” dediler. O: “Evet, öyleyimdir.” dedi. “Şu soyu kesik, kavminden kop­muş kötü adam hakkında ne dersin. O, kendisinin bizlerden hayırlı olduğunu zannediyor. Halbuki bizler hacıların, sedanetin ve şikayetin ehliyiz” dediler. Ka’b: “Siz ondan daha hayırlısınız.” dedi de “Hiç şüphesiz seni ayıplayanın kendisi ebter, soyu kesik olandır.” (Kevser, 3) âyeti ve bu âyet-i kerime nazil oldu.

İkrime rivayeti de şöyledir: Ka’b ibnu’l-Eşref Kureyş kâfirlerinden müşrik­lere geldi, onları Hz. Peygamber (sa) aleyhine kışkırttı, onunla savaşmalarını istedi ve onlara: “Biz de sizinle birlikte onunla savaşırız.” dedi. Müşrikler: “Siz kitab ehlisiniz, kitab sahibisiniz. Bunun sizin bir hileniz olmasından emin ola­mayız. Eğer gerçekten sizinle çıkmamızı istiyorsan şu iki puta secde ve onlara iman et.” dediler. O da müşriklerin istediklerini yaptı. Sonra: “Biz mi daha doğ­ru yoldayız, yoksa Muhammed mi? Biz büyük hörgüçlü dişi develeri (misafirlere ikram için) boğazlar, suyu sütle sular, sıla-i rahimde bulunur, misa­firleri ağırlar ve bu Beyt’i tavaf ederiz. Muhammed ise akrabalarıyla bağlarını kopardı, kendi beldesinden çıkıp orayı terketti. Şimdi hangimizin yolu daha doğru?” diye sordular. Ka’b: “Hayır, elbette siz daha hayırlı ve daha doğru yol­dasınız.” dedi de Allah Tealâ bu âyet-i kerimeyi indirdi.  Bir rivayette Ka’b’ın 70 kişilik bir hey’etle Kureyş müşriklerine gittiği, Ka’b’ı bizzat Ebu Süfyân’ın kendi evinde misafir ettiği, diğer hey’et üyelerinin de Mekkelilerin evlerine dağıtılarak misafir edildikleri; Ka’b’ın mekkelilere: “biz­den 30, sizden de 30 kişi Ka’be’ye gidelim, ciğerlerimizi Ka’be’ye yaslayalım ve gücümüzün sonuna kadar Muhammed’le savaşacağımıza Ka’be’nin Rabbıyla ahidleşelim.” demiş ve gidip birlikte Ka’be’nin yanında Allah’a ahdetmişler ve ondan sonra Ebu Süfyân’la arasındaki konuşma geçmiş.

“Bunlar, iman etmiş olanlardan daha doğru yoldadırlar.” diyenin yahudilerden bir cemaat; Ka’b ibnu’l-Eşref ve Huyey ibn Ahtab; Ka’b, Huyey ve yanlarında bulunan Nadir oğullarından diğer iki yahudi olduğu da söylenmektedir.  Taberî bu hey’et üyelerinden bu anılanlardan başka Selâm ibn Ebî Hukayk en-Nadrî, Kinâne ibnu’r-Rebî’ ibn Ebi’l-Hukayk en-Nadrî, Hevze ibn Kays el-Vâilî ve Ebu Ammâr el-Vâilf nin de adını vermektedir  ki tamamı yahudi olduğu ve yahudi zihniyetini, yahudinin İslâm ve müslümanlara kin ve düşmanlığının şiddetini ve boyutlarını göstermekle bu rivayetler arasında bir zıtlık veya ihtilâf yoktur.

Bu hadisenin ne zaman meydana geldiği ihtilaflıdır. Urve ibnu’z-Zubeyr’den naklen Zuhrî’nin söylediğine göre Bedr Gazvesinden sonraki altı ayın başında ve Uhud Gazvesinden önce; İbn İshak’a göre ise Bi’ru Maûne ve Uhud’dan sonra meydana gelmişti.

1. Suddî’den rivayette hadise Zuhrfnin söylediği zamanda meydana gelmiş olup Suddî şöyle anlatıyor: Nadîr oğulları yahudileri, Amir oğullarından öldürülen iki kişinin diyetine yardım etmelerini istemek üzere kendilerine gelen Hz. Peygamber (sa) ve ashabına suikast tertip etmişler, Cibril’in uyarısıyla Hz. Peygamber yoldan dönmüş; Hz. Peygamber (sa)’in suikastı öğrendiğini anhyan Ka’b ibnu’l-Eşref de kaçmış ve Mekke’ye gelmiş, burada Mekke müşrikleriyle Muhammed aleyhinde birlikte hareket etmek üzere anlaşmışlardı. İşte o zaman Ebu Sufyân, Ka’b’a: “Ey Ebu Sa’d, siz kitab okuyan ve bilen bir kavimsiniz. Biz ise bilmeyiz. Bize haber ver; Bizim dinimiz mi, yoksa Muhammed’in dini mi daha hayırlı?” diye sordu. Ka’b: “Bana dininizi anlatın.” dedi. Ebu Sufyân: “Biz öyle bir kavimiz ki (misafirlerimize ikram için) büyük büyük hörgüçlü dişi develeri boğazlar, hacılara su verir, misafirleri ağırlar, Rabbımızın beytini imar eder, atalarım��zın tapınmakta olduğu ilâhlarımıza tapınırız. Muhammed ise bunları terketmemizi ve kendisine tabi olmamızı istiyor.” dedi. Ka’b: “Sizin dininiz Muhammed’in dininden daha hayırlı, dininizde sebat edin. Görmez misiniz Muhammed tevazu ile gönderildiğini söylüyor ama kendisi kadınlardan dilediği kadarını nikahlıyor. Kadınlara malik olmaktan daha büyük bir hükümdarlık var mı?!” dedi. İşte bu âyet-i kerime bunun üzerine nazil olmuştur.

2. İbn Abbâs’tan rivayete göre ise bu hadise Kureyş Önderliğinde Arab kabileleri Medine’ye hücum etmek üzere toplanırlarken, yani Hendek Gazvesi öncesinde meydana gelmiştir. İbn Abbâs şöyle anlatıyor: Kureyş, Gatafan ve Kurayza’dan Medine üzerine yürüyecek orduyu toplıyanlar Huyey ibn Ahtab. Selâm ibn Ebi’l-Hukayk, Ebu Râfi’, Rebî’ ibn Ebi’l-Hukayk, Ebu Amir^ Vahvah ibn Amir (veya Arim) ve Hevze ibn Kays idiler. Bunlardan Vafivah, Ebu Amir ve Hevze, Vâil oğullarından, diğerleri de Nadîr oğullarından idiler. Her biri bir yahudi hahamı olan bu kişiler Kureyş’e geldiklerinde Mekke müşrikleri: “Bunlar yahudi hahamları ve ilk kitabları bilen ilim ehlidirler. Onlara sorun bakalım: Sizin dininiz mi yoksa Muhammed’in dini mi daha hayırlı?” dediler de onlara sordular. Bu kişiler: “Hayır, tam tersine sizin dininiz onun dininden daha hayırlı ve siz Muhammed’den ve ona tâbi olanlardan daha doğru yoldasınız?* dediler de Allah Tealâ bu âyet-i kerimeyi indirdi.

Advertisements