46

٤٦

بَلِ السَّاعَةُ مَوْعِدُهُمْ وَالسَّاعَةُ اَدْهى وَاَمَرُّ

(46) belis saatu mev’iduhum ves saatu edha ve emerru
Doğrusu kıyamet saatidir onlara vaat edilen (azap) daha şiddetli ve acıdır

(46) Nay, the Hour (of Judgment) is the time promised them (for their full recompense): and that Hour will be most grievous and most bitter.

1. bel : hayır
2. es sâatu : o saat
3. mev’ıdu-hum : onlara vaadedilen
4. ve es sâatu : ve o saat
5. edhâ : daha korkunç
6. ve emerru : ve daha dehşetlidir

بَلْ asılالسَّاعَةُsaattirمَوْعِدُهُمْonlara vadedilenوَالسَّاعَةُo saatأَدْهَى daha büyük bir belaوَأَمَرُّ ve daha acıdır


SEBEB-İ NÜZUL
İbrahim ibn Musa kanalıyla Hz. Aişe’den rivayette o şöyle diyor: “Doğrusu onlara va’dolunan asıl saattir. O saat ne belâlı, ne acıdır.” âyet-i kerimesi Muhammed’e nazil olduğunda ben henüz Mekke’de oyun oynayan bir kız çocuğu idim

Advertisements