65

    RevelationCuzPageSurah
    92 587Nisa(4)

٦٥

فَلَا وَرَبِّكَ لَايُؤْمِنُونَ حَتّى يُحَكِّمُوكَ فيمَاشَجَرَ بَيْنَهُمْ ثُمَّ لَايَجِدُوا فى اَنْفُسِهِمْ حَرَجًا مِمَّا قَضَيْتَ وَيُسَلِّمُوا تَسْليمًا

(65) fe la ve rabbike la yü’minune hatta yühakkimuke fima şecera beynehüm sümme la yecidu fi enfüsihim haracem mimma kadayte ve yüsellimu teslima

yok yok Rabbin (hakkı için) onlar iman etmiş olmazlardı hatta seni hakem yapıp da onlar kendi aralarında çekiştikleri şeyde sonra kendileri için duymadan verdiğin hükümde bir darlık tam bir teslimiyet ile teslim olmadan

(65) But no, by the Lord, they can have no (real) Faith, until they make thee judge in all disputes between them, and find in their souls no resistance against thy decisions, but accept them with the fullest conviction.

1. fe lâ : artık hayır
2. ve rabbi-ke : Rabbine andolsun
3. lâ yu’minûne : îmân etmezler
4. hattâ : oluncaya kadar, olmadıkça
5. yuhakkimû-ke : seni hakem tayin ederler
6. fî-mâ : o şey hakkında
7. şecere : çekiştiler
8. beyne-hum : kendi aralarında
9. summe : sonra
10. lâ yecidû : bulmazlar
11. fî enfusi-him : kendi nefslerinde, içlerinde
12. harecen : darlık, sıkıntı
13. mimmâ (min mâ) : şeyden, …’dan dolayı
14. kadayte : sen hüküm verdin
15. ve yusellimû : ve teslim olurlar
16. teslîmen : tam bir teslimiyetle

فَلَا hayırوَرَبِّكَ Rabbine andolsun kiلَا يُؤْمِنُونَ حَتَّى kadarيُحَكِّمُوكَseni hakem yapıncayaفِيمَا شَجَرَ çıkan anlaşmazlıklardaبَيْنَهُمْ aralarındaثُمَّ ve sonraلَا يَجِدُوا iman etmiş olmazlarفِي أَنفُسِهِمْ içlerindeحَرَجًا bir sıkıntı duymadanمِمَّا قَضَيْتَ senin hükmünden dolayıوَيُسَلِّمُوا teslim oluncayaتَسْلِيمًا tam bir teslimiyetle


SEBEB-İ NÜZUL

Bu âyet-i kerimenin nüzul sebebi hakkında gelen rivayetlerden en meşhuru Zubeyr ibnu’l-Avvâm ile Bedr ashabından olan ansarî komşusunun bahçelerini suladıkları bir su akıntısı hakkında anlaşmazlığa düşmeleri ve Hz. Peygamber (sa)’e davalarını iletmeleri hadisesi üzerine nazil olduğu şeklindedir. Bir rivayette irtidad eden oğullarının peşinden onları getirip İslâm’a zorlama izni alamıyan bir ansarî hakkında nazil olduğu da kaydedilirken biraz önce geçen 60. âyetle birlikte ve onun nüzulüne sebep olan hadise üzerine nazil olduğu da, Hz. Peygamber (sa)’in hükmüne razı olmayıp Hz. Ömer’e giden iki kişiden birinin Hz. Ömer tarafından Öldürülmesi üzerine nâzil olduğu da söylenmiştir. Şöyle ki:

1. Buhârî’nin Ebu’l-Yemân kanalıyla; Tirmizî’nin Kuteybe kanalıyla Urve ibnu’z-Zubeyr’den rivayetine göre babası Zubeyr, Bedr gazvesinde bulunmuş ansardan birisi ile taşlık araziden gelen ve ikisinin de hurma bahçelerini suladık­ları Harra’daki (Harra, Medine’de bir yer adıdır. Sanki ateş yakmış gibi siyahlaşmış taşlarla dolu taşlık bir yer imiş  bir su hakkında anlaşmazlığa düşmüşler. Ansarî: “Ey Zubeyr, suyu bırak benim bahçeme aksın.” derken Zubeyr “Hayır, önce ben sulayacağım.” demiş de Hz. Peygamber (sa)’e gelmişler. Hz. Peygamber: “Ey Zubeyr, o suyla bahçeni sula, sonra da suyu komşuna bırak.” buyurmuşlar. Buna kızan ansarî: “Ey Allah’ın elçisi, halanın oğlu olduğu için mi?” demiş. Hz. Peygamber (sa)’in yüzünün rengi değişmiş (yüzü kızgınlığından kızarmış) ve: “Ey Zubeyr, bahçeni sula, sonra su duvarlara (duvar diplerine) ulaşıncaya kadar suyu hapset, bırakma. An­cak ondan sonra suyu komşuna bırak.” buyurmuş ve Zubeyr’in hakkını tam ola­rak vermiş. Halbuki daha önceki hükmünde hem Zubeyr’e ve hem de ansarîye bir genişlik ve müsamaha varken ansarî kendisini kızdırınca açık hükümde bu­lunan Zubeyr’in hakkını tam olarak kendisine vermiştir. Urve der ki: Zubeyr şöyle demiştir: Vallahi kuvvetle sanıyorum “Rabbına yemin olsun ki aralarında çekiştikleri şeylerde seni hakem kılıp sonra senin verdiğin hükmü kabullenmede içlerinde bir sıkıntı duymadan tam bir teslimiyetle teslim olmadıkça İman etmiş olmazlar.” âyet-i kerimesi ancak bu hadise üzerine (veya bu hadise hakkında) nazil olmuştur.  Tirmizî ve İbn Mâce rivayetlerinde hadiseyi Urve ibnu’z-Zubeyr, Abdullah ibnu’z-Zubeyr’den nakletmektedir. Bu riva­yetlerden anlaşıldığı kadarıyla Zubeyr’in bahçesi yukarda, komşusu ansarînin bahçesi onun altında olup su, Zubeyr’in bahçesinden geçerek ansarînin bahçesi­ne ulaşmakta imiş.). Taberî’deki rivayette de ansarînin Hz. Peygamber (sa)’e: “Ey Allah’ın peygamberi, halanın oğlu olsa bile adaletli ol!” dediği ve bunun üzerine Hz. Peygamber (sa)’in kızdığı ve “Suyu duvarlara ulaşıncaya kadar ve­ya topuklarına ulaşıncaya kadar tut, bırakma.” buyurduğu, ayrıntısı yer almak­tadır.

Bu hadis İmam Ahmed’in Musned’İnde şöyle tahric olunmuştur: Abdullah kanalıyla Abdullah ibn Zubeyr’den rivayet olunduğuna göre o şöyle anlatıyor: Taşlık bir araziden akıp gelen bir sudan (veya Harra’daki bir sudan) hurmalarını sulama konusunda Ansar’dan bir adamla Zubeyr anlaşmazlığa düşmüşler, Ansarî babama: “Suyu sal, bırak.” demiş, babam da kabul etmemiş ve aralarında hüküm vermesi için Hz. Peygamber (sa)’e gelmişler. Rasûlullah (sa): “Ey Zubeyr, önce sen sula, sonra da suyu komşuna bırak.” buyurmuş. Ansarî buna kızmış ve: “Elbette onun lehine hükmedeceksin. Çünkü o senin halanın oğlu.” demiş. Efendimiz de bunun üzerine: “Ey Zubeyr, hurmalarını sula, sonra suyu tut, duvarlara ulaşıncaya kadar bırakma.” buyurmuş. Zubeyr der ki: Vallahi, ben kuvvetle sanıyorum “Rabbına yemin olsun ki aralarında çekiştikleri şeylerde seni hakem kılıp sonra senin verdiğin hükmü kabullenmede içlerinde bir sıkıntı duymadan tam bir teslimiyetle teslim olmadıkça iman etmiş olmazlar…” âyeti bunun üzerine (veya bunun hakkında) nazil oldu.

Humeyfinin… Ümmü Seleme’nin çocuklarından (neslinden) Seleme ibn Abdullah ibn Ömer’den rivayetine göre Zubeyr ibnu’l-Avvâm ile bir adam Rasûlullah (sa)’a gelip hasımlaşmışlar, Hz. Peygamber (sa) Zubeyr ibnu’l-Avvâm lehine hüküm vermiş. Adam da: “Elbette halasının oğlu olduğu için onun lehine hüküm verdi.” demiş (diye dedikodu yapmış). Bunun üzerine Allah Tealâ: “Rabbına yemin olsun ki aralarında çekiştikleri şeylerde seni hakem kılıp sonra senin verdiğin hükmü kabullenmede içlerinde bir sıkıntı duymadan tam bir teslimiyetle teslim olmadıkça iman etmiş olmazlar.” âyetini indirmiş. Hadisi Taberânî de tahric etmiştir.

Zubeyr ibnu’l-Avvâm ile su konusunda anlaşmazlığa düşen bu ansârî sahâbînin kim olduğu da ayrı bir ihtilâf konusudur: Bedr ashabından ansardan birisi, Hâtıb İbn Ebî Belte’a, Hâtıb, Sa’lebe ibn Hâtıb ve başka isimler verilmiş­se de bunlardan kesin olan, bu sahâbînin ansardan ve bedr ashabından olduğu­dur.

2. Musa ibn Harun kanalıyla Suddî’den gelen rivayette de o şöyle anlatmış: Künyesi Ebu’l-Husayn olan Ansar’dan birisi hakkında nazil oldu. İki oğlu vardı. Şam’dan yağ ticareti yapan bazı tüccarlar gelmiş, mallarını satıp bitirerek döne­ceklerinde bu Ebu’l-Husayn’in iki oğlu bu tüccarların yanına gelmişler. Tüccar­lar bu çocukları hristiyan olmaya davet etmişler, onların propagandası ile bu iki çocuk hristiyanlığı kabul etmişler ve tüccarlarla birlikte onlar da Şam’a gitmiş­ler. Ebu’l-Husayn Hz. Peygamber (sa)’e gelip: Ey Allah’ın elçisi geri getirmek üzere peşlerinden gideyim mi? diye sormuş da “Dinde zorlama yoktur. Gerçek­ten iman ile küfür apaçık meydana çıkmıştır. Artık kim tâğûtu tanımayıp da Allah’a iman ederse o, muhakkak ki kopması olmıyan en sağlam kulpa yapışmış­tır.” (Bakara, 2/256) âyet-i kerimesi nazil olmuş ve Efendimiz: “Allah onları rahmetinden uzak kılsın o ikisi müslüman olduktan sonra küfre dönenlerin ilki­dir.” buyurmuşlar. Suddî, bu hadisenin, Hz. Peygamber (sa), ehl-i kitab ile sa­vaşmakla emrolunmazdan önce olduğunu kaydeder. Ayrıca Ebu’l-Husayn, Hz. Peygamber (sa)’in kendisini, çocuklarının peşinden onları geri çevirmek üzere göndermemesinden pek memnun olmamıştı. İşte bunun üzerine de: “Rabbına yemin olsun ki aralarında ortaya çıkan anlaşmazlıklarda seni hakem kılıp sonra da verdiğin hüküm yüzünden içlerinde bir sıkıntı duymadan tam bir teslimiyetle teslim olmadıkça gerçekten iman etmiş olmazlar.” âyeti nazil oldu. Sonra Allah Tealâ bu muhayyerliği nesihle Tevbe Sûresinde ehl-i kitab ile savaşı emretti.

3. Biraz önce (60. âyetin nüzul sebebinde) İbn Abbâs’tan rivayetle de o âye­tin bir yahudi ile bir münafık arasında cereyan eden bir anlaşmazlık üzerine in­diği anlatılırken Hz. Ömer de hadiseye müdahil gösterilmekte idi. Aynı hadise biraz farklı olarak bu âyet-i kerimenin nüzul sebebi olarak İbn Ebî Hatim ve İbn Merdûye tarafından İbn Lehîa kanalıyla Ebu’l-Esved’den şöyle nakledilmekte­dir: İki kişi Hz. Peygamber’in huzurunda birbirlerini dava ettiler de Allah’ın Rasûlü aralarında bir hüküm verdi. Ancak aleyhine hüküm verilen Efendimiz (sa)’in hükmünü beğenmiyerek (veya buna razı olmıyarak): “Bizi Ömer ibnu’l-Hattâb’a gönder.” dedi. Allah’ın Rasûlü (sa): “Peki, ona gidin.” buyurdu da Hz. Ömer’e gittiler. Ömer’in yanına geldiklerinde lehine hüküm verilen adam: “Ey Hattâb’ın oğlu, Allah’ın Rasûlü benim lehime ve bu adamın aleyhine hüküm verdi.” dedi. Hz. Ömer öbürüne dönüp: “Öyle mi oldu?” diye sordu. Adamın: “Evet.” cevabı üzerine: “Sakın yerinizden ayrılmayın. Ben şimdi yanınıza çıkıp aranızda hüküm vereceğim.” dedi, eve girdi, birazdan kılıcını kuşanmış olarak çıktı, Hz. Peygamber’e: “Bizi Ömer’e gönder.” diyene vurup Öldürdü, diğeri dönüp kaçtı ve Rasûlullah (sa)’a gelerek: “Ey Allah’ın elçisi, vallahi Ömer ar­kadaşımı öldürdü, ben kaçıp elinden kurtulmasam beni de öldürecekti.” dedi. Allah’ın Rasûlü (sa): “Ömer’in mü’minleri Öldürmeye kalkışacağını sanmıyo­rum.” buyurdu da Allah Tealâ “Rabbına yemin olsun ki aralarında çekiştikleri şeylerde seni hakem kılıp sonra senin verdiğin hükmü kabullenmede içlerinde bir sıkıntı duymadan tam bir teslimiyetle teslim olmadıkça iman etmiş olmaz­lar…” âyet-i kerimesini indirdi ve Rasûlullah (sa)’ın hükmüne razı olmıyan o adamın kanını heder ederken Hz. Ömer’i de suçsuz buldu.


AÇIKLAMA

Biz hangi peygamberi gönderdiysek, onu kendilerine gönderdiğimiz kimse­lere de o peygambere itaat etmelerini farz kıldık. Bu itaat Allah’ın emri ve iz­niyle farz kılınmıştır ve onların da ona tabi olmaları icap eder. Mücâhid “Bu, herkes ancak benim iznimle itaat eder demektir” diyor. Ancak benim buna mu­vaffak kıldığım kimse ona itaat eder, manasınadır. Şu ayette olduğu gibidir: “Andolsun ki Allah’ın size olan vaadi, O’nun izni ile, onları (düşmanları kolay­ca) öldüregeldiğimiz zaman yerine gelmişti” (Al-i İmran, 3/152) ayetinde O’nun emri, takdiri, dilemesi, sizi düşmanlar üzerine musallat kılması suretiyle de­mektir.

Sonra Allah Teâlâ, hata ve günah işleyen isyankâr ve günahkâr olanlara yol gösteriyor. Resulullah (s.a.)’a gitmelerini, O’nun huzurunda Allah Teâlâ’dan mağfiret dilemelerini, Rasul-i Ekrem’den de kendileri için mağfiret dilemesini istemelerini söylüyor. Eğer böyle yaparlarsa Allah’ın da tevbelerini ka­bul edip onlara merhamet edeceğini ifade eyliyor: “Elbette Allah’ı tealayı hakkıyla kabul edici, çok merhametli bulacaklardı.” Yani O’nun tevbeleri hakkıyle kabul edici olduğunu anlayın, Allah Teâlâ tevbelerini kabul buyurur.

Burada sahih bir tevbeye koşan kimsenin tevbesinin, şartlarıyla birlikte kabul edileceğine de bir işaret vardır. Şer’an gerekli şartlar ise şunlardır: Tevbenin hemen günahın peşinden olması, günahtan artık kaçınmaya azmetmek ve Allah Teâlâ için sadakat ve ihlâs göstererek bir daha o günaha dönmemek. Ama günahın elemini kalpten sadıkane bir şuurla hissetmeksizin sadece dille yapılan istiğfar ise bir şey ifade etmez.

Cenab-ı Hak peygambere itaati terk etmeyi nefislere zulmetmek, yani on­ları ifsat etmek diye isimlendirmiştir.

Sonra Allah celle ve alâ Peygamber’e itaatin vacip olduğunu büyük bir ka­sem (yemin) ile tekit ediyor, Efendimiz (s.a.) Hazretlerinin verdiği hükmü tam bir gönül rızası ile kabul etmeyende iman olmadığını beyan buyuruyor.

Allah Teâlâ kendi peygamberi için rububiyetine yemin ederek buyuruyor ki: Senin hakemliğine baş vurmaktan yüz çeviren münafıklar şu üç şartı yeri­ne getirmeden gerçek bir iman ile inanmış olmazlar:

1- Üzerinde ihtilâfa düştükleri meseleler ve davalarda Rasul-i Ekrem’i (s.a.) hakem tanımaları. Bir kimse bütün işlerde Hz. Peygamberi (s.a.) hakem kılmadıkça iman etmiş olmaz. Onun verdiği hüküm haktır ve hem zahiren, hem de içten gelerek o hükme boyun eğmek lâzım gelir.

2- Resulullah (s.a.)’ın verdiği hükümden hiç bir sıkıntı duymamaları, O’nun karar ve hükümlerini tam bir rıza, mutlak bir kabul ile karşılamaları, şikayet etmemeleri.

3- O’nun verdiği hükme hem zahirde, hem de batında (gönülde) tam bir bağlılık, külli bir teslimiyet göstermeleri, hiç bir engelleme, karşı koyma ve çe­kişmede bulunmamaları. Bu husus uygulama ve yürütme safhasında söz konu­sudur. Çünkü kişi hükmün hak olduğu görüşüne sahip bulunmakla birlikte uy­gulamasından kaçınmaya çalışabilir. Sahih bir hadiste de şöyle buyuruluyor: “Canım elinde bulunan Allah Teâlâ’ya yemin olsun ki sizden biriniz, arzusu be­nim getirdiğim din ve Şeriat’e tabi olmadıkça iman etmiş olmaz.”

Advertisements