199

١٩٩

ثُمَّ اَفيضُوا مِنْ حَيْثُ اَفَاضَ النَّاسُ وَاسْتَغْفِرُوا اللّهَ اِنَّ اللّهَ غَفُورٌ رَحيمٌ

(199) sümme efidu min haysü efadan nasü vestağfirullah innellahe ğafurur rahiym

Sonra (sizde) akın edin insanların akın ettiği yerden ve Allah’tan mağfiret dileyin şüphesiz Allah Bağışlayan, merhamet edendir

(199) Then pass on at a quick pace from the place whence it is usual for the multitude so to do, and ask for Allah’s forgiveness. for Allah is Oft-Forgiving, Most Merciful.

1. summe : sonra
2. efîdû : topluca, akın akın dönüp gelin
3. min haysu : yerden
4. efâda : topluca, akın akın dönüp geldi
5. en nâsu : insanlar
6. ve istagfirû : ve istiğfar edin, mağfiret isteyin
7. allâhe : Allah
8. inne : muhakkak
9. allâhe : Allah
10. gafûrun : gafûr olan, mağfiret eden, günahları sevaba çeviren
11. rahîmun : rahîm olan, rahmet nuru gönderen

ثُمَّsonraأَفِيضُواsiz de akın edinمِنْ حَيْثُ أَفَاضَakın ettiği yerden النَّاسُinsanlarınوَاسْ��َغْفِرُواbağışlanma dileyin اللَّهَAllah’tanإِنَّşüphesiz kiاللَّهَAllahغَفُورٌğafur’durرَحِيمٌrahim’dir


SEBEB-İ NÜZUL

Ebu Davud et-Tayâlisî’nin kendi senediyle Hz. Aişe’den rivayetinde o şöyle anlatıyor. Kureyşli hacılar “Biz Beytullah’m sakinleriyiz. (Haremde ika­met edenleriz). Dolayısıyla biz diğer insanların yaptığı gibi Arafat’tan değil Mina’da (vakfe yaparak oradan) döneriz.” derlerdi. Bunun üzerine Allah Tealâ: “Sonra siz de insanların (vakfeden) döndüğü (sel gibi aktığı) yerden dönün.” âyetini indirdi.

Müslim’deki rivayette Kureyşlilerin böyle düşünmelerinin sebebi de bir bakıma açıklanıyor. Şöyle ki: Cübeyr ibn Mut’im’den rivayet ediliyor: Arafe günü (Arafat’ta) bir devemi kaybetmiş, onu aramak üzere çıkmıştım. Allah’ın Rasûlü (sa)’ni Arafat’ta diğer insanlarla birlikte vakfe yaparken gördüm ve: Bu (Allah’ın Rasûlü) ahmes’lerden değil mi? Burada ne arıyor? (Onun burada değil de Müzdelife’de vakfe yapması lâzım değil mi)” dedim. Râvilerden Süfyân der ki: Ahmes, dininde katı, mutaassıp demektir.Kureyş’e ahmes’ler denilirdi. Câhiliye devrinde Şeytan onlara gelip: “Siz hacda Harem dışına çıkarsanız in­sanlar katında saygınlığınız düşer de sizin Harem’inİzi hafife alırlar.” Diye ves­vese vermiş; onlar da vakfe için harem sınırları dışına çıkmayarak Müzdelife’de vakfe yapmaya başlamışlardı. İslâm gelince Allah Tealâ “Sonra siz de insanların (vakfeden) döndüğü (sel gibi aktığı) yerden dönün…” âyetini indirdi. Burada insanların vakfe yaparak döndükleri yer ile kastedilen Arafat’tır. Vâhıdî’nin Müslim’de Cubeyr ibn Mut’im’den rivayet olarak verdiği haber Müslim’de daha öz olarak tahric edilmiştir. Şöyle ki:

Arafe günü kaybettiğim bir deveyi aramaya çıkmıştım. Allah’ın Rasûlü (sa)’nü insanlarla birlikte Arafat’ta vakfe yaparken gördüm. “Bu adam Ahmes değil mi? Burada ne arıyor?” dedim. Kureyş, hums’ten sayılırdı. Ancak Kadı İyâz’ın belirttiğine göre Cubeyr ibn Mut’im’in Efendimiz (sa)’i Arafat’ta vakfe yaparken gördüğü hacc, hicretten ve Cubeyr ibn Mut’im’in islâmından öncedir. Bu da ahmeslerin câhiliye devrinde bir câhiliye âdeti olarak müzdelife’de vakfe yapıp Arafat’a çıkmadıkları rivayetini desteklemektedir. Demek ki Hz. Peygamber (sa) daha hicretinden önceki hac mevsimlerinde katıl­dığı haclarda bu câhiliye âdetine muhalefet etmiş, ancak Kur’ân’dan bir nass ile bu âdetin kaldırılması daha sonra vukubulmuştur.

Müslim’in Hişâm’dan onun da babasından rivayetle tahric ettiği bir haber hums (ahmesler) hakkında başka bilgiler de veriyor ki bu da Kureyş’in diğer kabilelerden kendilerini üstün ve ayrıcalıklı gördüklerini gösteriyor. Bu rivayete göre Hums dışında araplar Beytullah’ı çıplak olarak tavaf ederlerdi. Hums, Kureyş ve onlardan doğanlara denirdi. Araplardan, Kureyş’in elbise verdikleri dışında kalanlar çıplak tavaf ederlerdi. Kureyş kadınları kadınlara, kureyş erkek­leri erkeklere elbise verirlerdi. Hacılar vakfe için hep Arafat’a çıkarken Hums Müzdelife’den daha yukarı çıkmaz (orada vakfe yaparlardı). İşte haklarında Allah Tealâ’nın: “Sonra siz de insanların (vakfeden) döndüğü (sel gibi aktığı) yerden dönün.” Âyetini indirdiği hums bunlardır. İnsanlar, Arafat’ta vakfe yap­tıktan sonra oradan ifâza ederdi. Hums’un ifâzası ise Müzdelife’den idi ve “Biz ancak Haremden (Haram sınırlan dışına çıkmadan vakfe yaparak oradan) ifaza ederiz.” diyorlardı. “Siz de insanların (vakfe yapıp) dödükleri yerden dönün.” Âyeti nazil olunca Arafat’a döndüler ve orada vakfe yapıp diğer hacılarla birlik­te oradan ifâza ettiler.

İbn İshâk da Ahmes (çoğulunda Hums) geleneğinin çok eskilere dayanma­dığını, belki de fîl hadisesinden bile sonra ortaya çıktığını belirtirken bunun şeytanın vesvesesi ile olduğuna temas etmez; Kureyşlilerin, kendilerini diğer insanlardan üstün görmesinden ibaret olarak gösterir.

Advertisements