9

    RevelationCuzPageSurah
    55 7128An’am(6)

٩

وَلَوْ جَعَلْنَاهُ مَلَكًا لَجَعَلْنَاهُ رَجُلًا وَلَلَبَسْنَا عَلَيْهِمْ مَا يَلْبِسُونَ

(9) ve lev cealnahü melekel le cealnahü racülev ve lelebesna aleyhim ma yelbisun

velev melekten peygamber yapsaydık onu adam suretinde yapardık onları (yine) düşmekte oldukları şüpheye düşürürdük

(9) If we had mad it an angel, we should have sent him as man, and we should certainly have caused them confusion in a matter which they have already covered with confusion.

1. ve lev cealnâ-hu : ve onu var etseydik, yapsaydık
2. meleken : bir melek olarak, bir melek
3. le cealnâ-hu : mutlaka onu yapardık
4. raculen : bir erkek şeklinde, suretinde
5. ve le lebesnâ : ve mutlaka şüphe ettirirdik
6. aleyhim : onlara
7. mâ yelbisûne : şüphe ettikleri şey

وَلَوْ جَعَلْنَاهُ Biz onu kılsaydıkمَلَكًا bir melekلَجَعَلْنَاهُ elbette onu yapardık daرَجُلًا bir adamوَلَلَبَسْنَا düşürürdükعَلَيْهِمْ onlarıمَا يَلْبِسُونَ düşürmekte oldukları şeye

SEBEB-İ NÜZUL

İbn İshak öyle anlatıyor: Rasûlullah (sa) kavmini İslâm’a davet etti ve bunu da o kadar çok yaptı ki Zem’a ibnu’l-Esved, en-Nadr ibnu’l-Hâris, el-Esved ibn Abdi Yağûs, Ubeyy ibn Halef ve el-As ibn Vâil: “Ey Muhammed, senin yanında bir melek gönderilse, seninle birlikte görünse ve senin peygamber olarak gönderildiğini söylese ya.” dediler. Bunun üzerine Allah Tealâ bu âyet-i kerimeleri indirdi.  Hz. Peygamber’den bu istekte bulunarak bu âyetin inmesine sebep olanların en-Nadr ibnu’l-Hâris, Abdullah ibn Ebî Ümeyye ve Nevfel ibn Huveylid oldukları da söylenmiştir.

Hz. Peygamber (sa)’e, gökten bir kitap indirilmesini isteyenlerin bizzat kimler oldukları o kadar önemli olmamakla, bu rivayetler arasındaki ihtilâf önemsenecek bir ihtilâf değildir. Zaten ortak noktaları da inkarcılar olmaları ve Hz. Peygamber (sa)’i âciz bırakıp inkârlarında ve inatlarında devamları olmakla daha sonra gelebilecek benzerleri de bu âyet-i kerimenin hükmüne dahildirler

AÇIKLAMA

Yüce Allah bu ayet-i kerimelerde müşriklerin imandan yüz çevirme sebeplerini, anlamsız ve tutarsız şüphelerini ortaya koymada aşırı gittiklerini, yazılı bir sahifenin indirilmesi ve peygamberi destekleyecek, doğrulayacak bir meleğin gönderilmesi şeklindeki isteklerini açıklamaktadır. Oysa gerçekte bunlar yüz çeviren kimselerdir. Belgelerin, delillerin onlara bir etkisi olmamaktadır. Tekliflerinin yerine getirilmesi de onlara bir fayda sağlamamaktadır.

Onların hakkı yalanlamalarının asıl sebebi, Allah’ın ayetlerinden yüz çevirmeleri, düşünme ve tefekkürün bütün kapılarını kapatmaları, anlama ve idrak etme gücünü tümüyle işlemez hale getirmeleridir. Ya Muhammed, eğer bizler senin üzerine sahifelere ya da onlara benzer şekilde yazılıp toplanmış bir kitap ya da sema ile arz arasında asılı bir kitap indirsek, onlar da bunu gözleriyle görseler ve elleriyle ona dokunsalar yine şöyle diyeceklerdi: Bu, ancak apaçık bir büyüdür. Yani bir aldatma, gerçeği başka türlü gösterme, gerçeği olmayan bir şaşırtmacadır. Yüce Allah burada, “Kendileri de elleriyle ona dokunsalardı” diye buyurmaktadır. Çünkü dokunma maddî delillerin en güçlüsü ve aldanma ihtimalinden en uzak olanıdır. Zira görme duyusu bazan hayal vb. şekiller ile aldanabilir. Yüce Allah’ın “indirseydik” buyruğu ile başka türlü olması söz konusu olmadığı halde “kâğıt içinde bir kitap ” diye buyurması, ayrıca, “elleriyle ona dokunaçaklardı” buyruğunun gelmesi, mübalağa ve nüzulün (indirme­nin) tekidi içindir. Böyle olsaydı onlar yine ondan, “Bu ancak apaçık bir sihirdir” diyerek yüz çevireceklerdi. Bu da Yüce Allah’ın onların hissedilir, maddî şeylere karşı büyüklenerek inat etmelerini dile getiren şu buyruklarını andırmaktadır: “Onlara gökten bir kapı açsak da oradan yukarı çıksalar, muhak­kak ki gözlerimiz döndürülmüş hatta biz büyülenmiş bir topluluğuz’ diyeceklerdir.” (Hicr, 15/14-15); “Eğer gökten düşen bir parça görseler, üst üste yığılmış bir buluttur diyeceklerdir.” (Tür, 52/44)

İşte onların ilk istekleri olan gökten bir kitap indirilmesi tekliflerine veri­len cevap budur. Daha sonra Yüce Allah gözleriyle görecekleri ve Hz. Peygam­beri desteklemek üzere gökten bir melek indirilmesi şeklindeki ikinci teklifleri­ne şöylece cevap vermektedir: Dediler ki: “Üzerine bir melek indirilmeli değil miydi?” Yani hem onunla birlikte uyarıcı olmak, hem de onu destekleyip ona yardım etmek üzere peygamber ile birlikte Allah bir melek indirmeli değil miy­di? Sanki onlar semavî risalet ile insan olmak arasında bir uyumsuzluk var gi­bi bir anlayışa sahiptiler. Halbuki onlar peygamber olarak gönderilen Rasulün insan olduğunu biliyorlardı. Nitekim Yüce Allah şöyle buyurmaktadır: “Bu, an­cak sizin gibi bir beşerdir. Sizin kendisinden yediğiniz şeylerden o da yiyor ve içtiklerinizden içiyor.” (Mü’minun, 23/33); “Ve dediler ki: Bu peygambere ne olu­yor ki yemek yiyor, çarşı pazarlarda dolaşıyor. Ona bir melek indirilmeli ve onunla birlikte uyarıcı korkutucu olmalı değil miydi?” (Furkân, 25/7)

İkinci tekliflerine verilen cevabın iki yönlü bir muhtevası vardır: “Eğer biz bir melek indirseydik, herhalde iş bitirilmiş olurdu…” Yani şayet Allah onların teklif ettikleri gibi bir meleği indirmiş olsaydı, onların helak edilmelerine dair emir ve hüküm verilir, sonra da iman etmeleri için onlara süre tanınmazdı. Hatta Allah’ın azabı onları gelip bulurdu. Nitekim Yüce Allah şöyle buyurmaktadır: “Bizler melekleri ancak hak ile indiririz. Onlara o vakit mühlet verilmez.” (Hicr, 15/8); “Melekleri görecekleri günde suçlulara müjde olmayacaktır.” (Fur-kan, 25/22)

İkinci yönü ise: “Eğer onu bir melek yapsaydık, onu da elbette bir adam ya­pardık…” Yani şayet bizler insan olan peygamberle birlikte bir melek gönderseydik, bu melek de hiç şüphesiz adam suretine bürünmüş olacaktı ki, onunla konuşabilsinler, ondan vahyi öğrenmek suretiyle yararlanabilsinler. O takdirde durumda bir değişiklik olmazdı. İçinde buldukları aynı şüphe ve tereddüde yine düşecekler, peygamberin insan olmasını reddettikleri vakit işin içinden çı­kamadıkları gibi yine çıkamayacaklardı. Çünkü bu adam da onlara Muhammed’in dediği gibi “Ben Allah’ın rasulüyüm” diyecekti. İbni Abbas ayet-i kerime hakkında şöyle demektedir: Yüce Allah buyuruyor ki: Şayet onlara bir melek gelmiş olsaydı, ancak onlara bir adam suretinde gelirdi. Çünkü onlar, nurdan yaratılmış meleklere bakamazlardı.

Katâde ise, “Ve herhalde onları içinde oldukları şüpheye düşürdük” buyru­ğu ile ilgili olarak şunları söylemektedir: Bir topluluk kendilerini şüphe içerisine attılar mı, mutlaka Allah da onları şüphe ve tereddüt içerisine düşürür. Böyle bir şüphe ve tereddüt esas itibariyle insanlardan kaynaklanır.

Advertisements