19

    RevelationCuzPageSurah
    92 479Nisa(4)

١٩

يَا اَيُّهَا الَّذينَ امَنُوا لَا يَحِلُّ لَكُمْ اَنْ تَرِثُوا النِّسَاءَ كَرْهًا وَلَا تَعْضُلُوهُنَّ لِتَذْهَبُوا بِبَعْضِ مَا اتَيْتُمُوهُنَّ اِلَّا اَنْ يَاْتينَ بِفَاحِشَةٍ مُبَيِّنَةٍ وَعَاشِرُوهُنَّ بِالْمَعْرُوفِ فَاِنْ كَرِهْتُمُوهُنَّ فَعَسى اَنْ تَكْرَهُوا شَيًا وَيَجْعَلَ اللّهُ فيهِ خَيْرًا كَثيرًا

(19) ya eyyühellezine amenu la yehillü leküm en terisün nisae kerha ve la ta’duluhünne li tezhebu bi ba’di ma ateytümuhünne illa ey ye’tine bi fahişetim mübeyyineh ve aşiruhünne bil ma’ruf fe in kerihtümuhünne fe asa en tekrahu şey’ev ve yec’alellahü fihi hayran kesira

ey iman edenler size helal olmaz kadınlara zorla mirasçı olmanız o kadınlara engel olmanız ve sıkıştırmanız birazını kurtarıp götürmeniz (helal değildir) verdiğiniz mehirlerin ancak yapmış olsalar açık bir fuhuş onlarla iyi geçinin ve kaynaşın eğer kedilerinden hoşlanmadınız ise olur ki bir şey hoşunuza gitmeyebilir Allah takdir etmiştir onda birçok hayırlar

(19) O ye who believe ye are forbidden to inherit women against their will. Nor should ye treat them with harshness, that ye may take away part of the dower ye have given them, except where they have been guilty of open lewdness on the contrary live with them on a footing of kindness and equity. If ye take a dislike to them it may be that ye dislike a thing, and Allah brings about through it a great deal of good.

1. yâ eyyuhâ : ey
2. ellezîne : onlar, olanlar
3. âmenû : âmenû oldular, Allah’a ulaşmayı dilediler, îmân ettiler
4. lâ yahıllu : helâl olmaz, helâl değldir
5. lekum : size
6. en terisû : sizin varis olmanız
7. en nisâe : kadınlar
8. kerhen : zorla
9. ve lâ ta’dulû-hunne : ve onlara baskı yapmayın, sıkıştırmayın
10. li tezhebû : gidermek, almak
11. bi ba’dı : bazısını, bir kısmını
12. : şey (şeyler)
13. âteytumû-hunne : onlara verdiğiniz şeyleri
14. illâ : hariç
15. en ye’tîne : gelmeleri, yapmaları
16. bi fâhışetin : fuhuş ile, kötülük ile
17. mubeyyinetin : açıkça
18. ve âşirû-hunne : ve onlarla geçinin
19. bi el ma’rûfi : iyilikle
20. fe : fakat
21. in kerihtumû-hunne : eğer onlardan hoşlanmadınızsa
22. fe asâ : o taktirde umulur ki
23. en tekrehû : sizin kerih görmeniz, hoşlanmamanız
24. şey’en : bir şey
25. yec’al : kılar, yapar
26. allâhu : Allah
27. fî-hi : onda, onun hakkında
28. hayren : hayır
29. kesîren : çok

يَاأَيُّهَا eyالَّذِينَ آمَنُوا iman edenlerلَا يَحِلُّ helal değildirلَكُمْ sizeأَنْ تَرِثُوا varis olmanızالنِّسَاءَ kadınlaraكَرْهًاzorlaوَلَا تَعْضُلُوهُنَّ onları sıkıştırmayınızلِتَذْهَبُوا almak içinبِبَعْضِ bir kısmınıمَا آتَيْتُمُوهُنَّ verdiklerinizinإِلَّا أَنْ يَأْتِينَ işlemedikleri takdirdeبِفَاحِشَةٍ bir çirkinlikمُبَيِّنَةٍ apaçıkوَعَاشِرُوهُنَّ onlarla geçininبِالْمَعْرُوفِ güzellikleفَإِنْ كَرِهْتُمُوهُنَّ onlardan hoşlanmazsanız daفَعَسَى olabilir kiأَنْ تَكْرَهُوا siz hoşlanmasanız daشَيْئًا bir şeydenوَيَجْعَلَ yaratabilirاللَّهُ Allahفِيهِ ondaخَيْرًا hayırكَثِيرًا pek çok


SEBEB-İ NÜZUL

“Ey iman edenler, kadınlara zorla varis olmanız size helâl değildir.” âyeti hakkında İbn Abbâs’tan rivayete göre o şöyle demiştir: Cahiliye devrinde birisi öldüğünde ölen adamın velileri kadın üzerinde en çok hakkı olanlardı. Dilerse onlardan birisi onunla evlenir, dilerlerse onu evlendirmezlerdi ve bu konularda kadının akrabalarından daha çok hakka sahiptiler. İşte bu âyet-i kerime bunun hakkında nazil oldu.

Ebu Davud’da İbn Abbâs’tan rivayet edilen bir haber de şöyledir: Birisi, akrabalarından birisinin karısını miras olarak aldığında (Onun nikâhına sahip olduğunda) kadın ölünceye veya ölen kocasının verdiği mehri kendisine verinceye kadar kadının evlenmesini engellerdi. İşte “Ey iman edenler, kadınlara zorla varis olmanız size helâl değildir. Açıkça hayâsızlık etmedikçe onlara verdiğiniz mehrin bir kısmını alıp götürmeniz için onları sıkıştırmayın.” âyet-i kerimesi ile Allah Tealâ onlara bunu yasakladı.

Câhiliye devrinde Medine halkının adetine göre bir adam ölür de karısı ondan sonraya kalırsa o adamın başka kadından olan oğlu veya asabesinden başka bir erkek akrabası gelir, elbisesini ölenin karısı üzerine atar, böylece o kadına kadından ve bir başkasından daha çok hak sahibi olurdu. Artık dilerse ölen kocasının verdiği mehirden başkaca bir mehir vermeksizin onunla evlenir, dilerse onu evlenmekten alakor kocasından kalan mirasını (veya mehrini) kadın fidye olarak kendisine versin, ya da ölsün de malını miras olarak alsın diye kadını sıkıştırırdı.

Adet böyle iken Ebu Kays Sayfî ibnu’l-Eslet öldü, ardında karısı Evs’ten Kübeyşe bint Ma’n ibn Asım el-Ansâriyyeyi bıraktı. Ebu Kays’ın bir başka ha­nımından Kays denilen Oğlu (Mukatil, adının Kays ibn Ebî Kays olduğunu söylerken İbn Sa’d’ın Muhammed ibn Ka’b el-Kurazî’den rivayetinde Muhsin şeklindedir.

Kays geldi, elbisesini Kübeyşe’nin üzerine bıraktı, kadının nikâhına varis oldu, sonra da onu terketti, yaklaşmadı, ona harcamada da bulunmadı (ihtiyaçlarını karşıla­madı) ki kadın elindeki malı kendisini ondan kurtarmak için fidye olarak versin. Kübeyşe, Allah’ın Rasûlü (sa)’ne geldi ve: “Ey Allah’ın elçisi, Ebu Kays öldü , oğlu nikâhıma varis oldu, uzun zaman geçti benim hiçbir ihtiyacımı karşılama­dı, benimle karı-koca olmadı, benim yolumu açıp (nikâhımı) serbest de bırak­madı.” dedi. Hz. Peygamber (sa): “Senin hakkında Allah’ın emri gelinceye ka­dar evinde otur.” buyurdular. O da döndü, evine gitti. Bunu Medine kadınları duydular, Rasûl-İ Ekrem (sa)’e geldiler ve: “Biz de Kübeyşe’nin durumundayız. Ne var ki bizi ölen kocamızın çocukları değil amca çocukları nikahlıyor.” dedi­ler de Allah Tealâ bu âyet-i kerimeyi indirdi.  İbnu’1-Esîr, Usdu’1-Ğâbe’ sinde yine bu Kübeyşe’nin, ölen kocası Ebu Kays’in başka bir hanımından olan oğlu Kays onun üzerine elbisesini atıp sahiplenmeye kalkışın­ca: “Sen elbette kavminin hayırlılarındansın ama ben seni çocuk (yani çocu­ğum) sayıyorum. Fakat gideyim Allah’ın Rasûlü’ne sorayım.” dediği; Hz. Pey­gamber (sa)’e gelip: “Ey Allah’ın Rasûlü, Ebu Kays öldü, oğlu kays nikâhıma talip oldu, evet o, kabilesinin hayırlılarından ama ben onu oğlum sayıyorum.” dediği ve o ve ölen kocasının oğlu bu Kays hakkında “Babalarınızın nikahladığı kadınları nikahlamayın…” (Nisa, 4/22) âyetinin de nazil olduğunu, Kübeyşe’nin böylece ölen kocasının oğluna nikâhlanması haram kılınan ilk kadın olduğunu Zikretmektedir

Suddî rivayetine göre kadın üzerinde ölen kocasının ailesinin veya başka bir kadından olma erkek çocuğunun hak sahibi olması, kadının, kendi ailesine gitmemesi halindedir. Yani kadın çabuk davranır da kocasının ailesinden bir erkek veya kocasının en büyük oğlu gelip elbisesini üstüne atmadan önce kendi ailesine kaçabilirse bu durumda ölen kocasının ailesinin onun üzerinde bir hakkı kalmazmış.

Mücâhid de kocası ölen kadının nikâhına varis olma hakkının kocanın aile­sine değil, sadece onun başka kadından olma en büyük erkek çocuğuna ait ol­duğunu söylemiştir.

Suddî’den gelen ikinci bir rivayet biraz daha farklı: Câhiliye devrinde bir erkeğin hanımı kocayıp da koca, daha genç bir hanımla evlenmek ister, malı ve zenginliği sebebiyle kocamış karısını boşamak da istemezse bu durumda kadını boşamamakla birlikte malından vazgeçerek boşanma talebinde bulunsun veya olsun de malı kendisine kalsın diye ona yaklaşmazdı. İşte âyet-i kerime böyleleri hakkında nazil olmuştur.

Advertisements