82

    RevelationCuzPageSurah
    49 20394Qasas(28)

٨٢

وَاَصْبَحَ الَّذينَ تَمَنَّوْا مَكَانَهُ بِالْاَمْسِ يَقُولُونَ وَيْكَاَنَّ اللّهَ يَبْسُطُ الرِّزْقَ لِمَنْ يَشَاءُ مِنْ عِبَادِه وَيَقْدِرُ لَوْلَا اَنْ مَنَّ اللّهُ عَلَيْنَا لَخَسَفَ بِنَا وَيْكَاَنَّهُ لَايُفْلِحُ الْكَافِرُونَ

(82) ve asbehallezine temennev mekanehu bil emsi yekulune veyke ennellahe yebsütur rizka li mey yeşaü min ibadihi ve yakdir lev la em mennellahü aleyna le hasefe bina veykeennehu la yüflihul kafirun
Temenni edenler dün onun yerinde olmayı dediler demek ki Allah rızkı bol verir dilediği kullarına (dilediği) kullarına da kısar şayet Allah bize lütuf etmeseydi mutlak bizde batmıştık demek ki kafirler felah bulamayacaklardır

(82) And those who had envied his position the day before began on the morrow: to say Ah! it is indeed Allah who enlarges the provision to any of his servants He pleases! or restricts it, had it not been that Allah was gracious to us, He could have caused the earth to swallow us up! ah! those who reject will assuredly never prosper

1. ve asbeha : ve sabahladı, oldu
2. ellezîne : onlar
3. temennev : temenni ettiler, dilediler
4. mekâne-hu : onun yeri
5. bi el emsi : dün
6. yekûlûne : derler
7. vey : vay, hayret
8. keennehu : onun gibi (bunun gibi), demek ki, öyle ki, öyleyse
9. allâhe : Allah
10. yebsutu : genişletir
11. er rizka : rızık
12. li : için, …e
13. men : kim, kimse
14. yesâu : diler
15. min : dan
16. ibâdi-hi : (onun) kulları
17. ve yakdiru : ve takdir eder, daraltır
18. lev lâ : olmasaydı
19. en menne allâhu : Allah’ın ni’metlendirmesi
20. aleynâ : bize
21. le : elbette, mutlaka
22. hasefe : yere geçirdi
23. binâ : bizi
24. vey : vay, hayret
25. keennehu : onun gibi (bunun gibi), demek ki, öyle ki, öyleyse
26. lâ yuflihu : felâha ermez
27. el kâfirûne : kâfirler


AÇIKLAMA

“Karun büyük bir ihtişam içinde kavminin karşısına çıktı.” Yani Karun bir gün süslü bineklerle, kendisi ve adamlarının üzerindeki süslü elbiselelerle, muazzam bir ihtişam ve görkemle, göz kamaştırıcı bir güzellik içerisinde, halka karşı büyüklük taslayarak, azamet ve ihtişam sergileyerek kavminin karşısına çıktı.

Razî diyor ki: Kur’an’da sadece bu kadarı zikredilmiştir. Yani bazı müfessirlerin zikrettiği şekilde bir ziynet ve ihtişam tavsifinin delili yoktur.

“Dünya hayatını arzulayanlar: Ne olurdu Karun’a verilenler gibi bizim de olaydı! Gerçekten o büyük şans sahibi bir insandır? dediler.” Yani Karun ihtişam görüntüsü içerisinde halkın içerisine çıktığı zaman insanların kısmı Karun’a verilen mal-mülk gibi kendilerinin de olmasını temenni ettiler ve şöyle dediler: Keşke Karun’a verilen mal, servet ve ihtişam gibi bizim de olsaydı, biz de bunun benzerlerinden istifade etseydik. Zira O dünyada bol şans sahibi bir insandı. Bu insanın tabii bir eğilimi idi. İnsan daima imkan ve zenginliği arzu etmektedir: “Gerçekten insan mal sevgisi şiddetli bir varlıktır.” (Adiyat, 100/8).

Bu gurubun karşısında bir başka gurup vardır. Bu gurup hikmet ve ilim ehli, ileri görüşlü kimselerdi: “Kendilerine ilim verilenler ise: Yazıklar olsun sizlere! İman edip salih amel işleyen için Allah’ın sevabı daha hayırlıdır. Ona da ancak sabredenler kavuşabilir, dediler.”

Yani din alimleri ve faydalı ilim sahipleri şöyle dediler: Yazıklar olsun size! Yani bu temennileri ve sözleri bırakın, bunlardan vazgeçin. Çünkü Allah’ın ahiret yurdunda salih mümin kullarına verdiği sevap ve mükafatı sizin gördüğünüz ve temenni ettiğiniz şeylerden daha hayırlıdır. Fakat cen­nete ve sevaba ancak ibadet ve taatte sebat eden ve masıyetlere karşı dur­makta sabreden kimseler, ahiret yurdunu arzu eden, takdir ettiği faydalı ve zararlı hususlarda Allah’ın kazasına razı olan ve dünya sevgisinden uzak olan kimseler kavuşabilir. Nitekim bu durum sahih bir hadiste şu şekilde zikredilmektedir: “Allah Tealâ buyuruyor ki: Ben salih kullarım için hiçbir gözün görmediği, hiçbir kulağın işitmediği ve hiçbir insan kalbine doğmayan nimetler hazırladım. Dilerseniz şu ayeti okuyun: “Artık onlar için yapmakta olduklarına bir mükafat olarak, gözlerin aydın olacağı (nimetlerden) kendi­lerine neler gizlenmiş bulunduğunu hiçbir kimse bilmez.”(Secde, 32/17).

Daha sonra Cenab-ı Hak Karun’un cezasını zikrederek şöyle buyurdu: “Sonunda Karun’u da köşkünü de yere geçirdik.” Yani Karun ihtişam içinde kavmine karşı büyüklük taslayarak ve gururlanarak çıktıktan sonra onu ve köşkünü depremle sarstık. Şımarıklığının ve azgınlığının cezası olarak yer onu yuttu.

Nitekim Sahih-i Buharide Salim’den babası Abdullah b. Ömer (r.a.) tarikiyle Peygamberimiz (s.a.)’in şöyle buyurduğu rivayet edilmektedir: “Bir adam elbisesi yeri süpürürken Allah onu yerin dibine geçirdi. O kıyamet gününe kadar yere batmaya devam edecektir.”

“Allah’a karşı kendisine yardım edecek hiçbir topluluk olmadı. O ken­disini de savunamadı.” Yani O’na malının da adamlarının da hiç faydası dokunmadı. Ne de kendisi ve ne de başkası onu koruyamadı.

Tefsirlerde rivayet edilen Karun’un yerin dibine geçirilmesi sebeplerini beyan etmeye gerek yoktur. Çünkü bu rivayetler -Razî’nin zikrettiği çoğunlukla birbiriyle çelişkili ve uyumsuzdur. Evla olan bunların atılması ve Kur’an’ın nassının işaret ettiği malûmat ile yetinilmesi ve diğer tafsilatın gaybı bilen Allah’a havale edilmesidir.

İşte o zaman insanların alacakları ibret ortaya çıkmış, Karun’un malına bakıp aldananlar işin gerçek yönünü anlamışlardı:

“Daha dün onun yerinde olmayı arzulayanlar: Vay! Demek ki Allah kullarından dilediğinin rızkını genişletiyor ve daraltıyor.” dediler. Yani onu ihtişam içinde görüp yakın zamanda onun gibi olmayı temenni edenler şöyle dediler: Görmüyor musun ki Allah mahlukatından dilediği kimsenin rızkını genişletir, dilediğinin rızkını daraltır. Mal sahibi olmak Allah’ın amel sahibinden razı olduğuna delil değildir. Zira Allah hem verir, hem vermez. Hem daraltır, hem de genişletir. Hem alçaltır hem de yükseltir. Tam hikmet ve sonsuz hüccet ona aittir.

Nitekim Abdullah b. Mes’ud (r.a.)’ın rivayet ettiği merfu hadiste şöyle buyurulmaktadır: “Şüphesiz ki Allah rızıklarınızı taksim ettiği gibi ahlakınızı da aranızda taksim etmiştir. Şüphesiz ki Allah malı sevdiğine de sevmediğine de verir. İmanı ise sadece sevdiği kimseye verir.”

“Eğer Allah bize lütufta bulunmasaydı bizi de yerin dibine geçirirdi. Vay demek ki kafirler asla kurtuluşa eremiyorlar!” demeye başladılar.” Allah’ın bize lütfü ve ihsanı olmasaydı Karun’u yerin dibine geçirdiği gibi bizi de yerin dibine geçirirdi. Çünkü biz de onun gibi olmayı arzu etmiştik. Görmüyor musun ki Allah kendisini inkar eden, peygamberlerini yalanlayan, Allah’ın ahiretteki sevabını ve cezasını inkar eden Karun gibi kafirlere başarı ve kurtuluş nasip etmez.