45

    RevelationCuzPageSurah
    84 21408Rum(30)

٤٥

لِيَجْزِىَ الَّذينَ امَنُوا وَعَمِلُوا الصَّالِحَاتِ مِنْ فَضْلِه اِنَّهُ لَايُحِبُّ الْكَافِرينَ

(45) li yecziyel lezine amenu ve amilus salihati min fadlih innehu la yühibbül kafirin
Mükafatlandıracaktır iman edip salih amel işleyenleri kendi fazlından şüphesiz o, kâfirleri sevmez

(45) That He may reward those who believe and work righteous Deeds, out of His Bounty. For He loves not those who reject Faith.

1. li : için
2. yecziye : mükâfatlandırır
3. ellezîne : o kimseler, onlar
4. âmenû : âmenû olanlar, Allah’a ulaşmayı dileyenler
5. ve amilû es sâlihâti : ve salih amel, nefsi islâh edici amel yani nefs tezkiyesi yaparlar
6. min : dan
7. fadli-hi : onun fazlı
8. inne-hu : muhakkak o
9. lâ yuhıbbu : sevmez
10. el kâfirîne : kâfirler


AÇIKLAMA

İnsanların küfür, zulüm, mukaddes emirlerin çiğnenmesi, Hak dine karşı çıkılması, gizli ve açık yerlerde Allah Tealâ’nın emir-nehiylerinin dik­kate alınmaması, insan haklarına tecavüz edilmesi, başkalarının malının haksız olarak yenilmesi gibi masiyet ve günahlarının uğursuzluğu sebebiy­le; bariz noksanlıklar, itidalden sapma, zararlı şeylerin çokluğu, yararlı şeylerin azlığı, ekinlerin, canların ve meyvelerin bereketsizliği, az yağmur yağması, kuraklık, kıtlık ve çölleşmenin çokluğu bütün dünyayı kaplamış­tır. Allah da belki sapıklıklarından ve isyanlarından dönerler, diye insanla­rın masiyet ve günahlar gibi kötü işlerinin ve amellerinin bir kısmının kar­şılığını böylece onlara tattırır.

Daha sonra, Allah Tealâ bozgunculuğun ortaya çıkmasına karşılık önce­ki ümmetlere verilen cezanın benzeriyle tehditte bulunarak şöyle buyurdu:

“De ki: Yeryüzünde gezip dolaşın da öncekilerin akıbeti nasıl olmuş, bir bakın.” Yani ey Rasulüm! Bozgunculuk çıkaranlara ve müşriklere şöyle de: Ülkelerde dolaşın. Sizden öncekilerin acı kaderini ve Allah’ın önceki üm­metleri nasıl helak ettiğini, inkarcılıkları ve kötü amelleri sebebiyle onlara kötü azabı nasıl tattırdığını düşünün. Peygamberleri yalanlamak ve nimet­lere nankörlükten dolayı başlarına gelenlere bakın… Helak olma, çoğun­lukla Allah’a açık şirk koşma sebebiyle meydana gelmektedir. Fasıklık ve hakka muhalif olma sebebiyle cumartesi gününe hürmet etmeyen Yahudilere yapıldığı gibi, helak edilme şirk dışında bir sebeple de meydana gelebilir.

Keşşaf tefsiri sahibi diyor ki: “Onların çoğu Allah ‘a şirk koşan kimse­lerdi” ayeti onların yok olmasına sadece şirkin sebep olmadığına, ondan daha basit olan isyanların da bunun sebebi olduğuna delâlet etmektedir.

Onların azaba uğramalarının sebebi genellikle Rablerin ayetlerini in­kâr etmeleri ve peygamberlerini yalanlamalarıdır. Bu, hükümlerin mutlaka sebeplere bağlı olduğuna ve ilâhî cezada adalete riayet edildiğine delildir.

Cenab-ı Hak şirk, sapma ve bozgunculuk olayları ile bunların sonucu­nun beyan edilmesi, kâfirin içinde bulunduğu durumdan nehyedilmesinden sonra buna karşılık istikamet halini zikretti ve mümine görevini emre­dip şöyle buyurdu:

“Allah tarafından gelecek olan ve hiçbir kimsenin karşı çıkamayacağı o gün gelmeden önce yüzünü dosdoğru dine çevir.” Yani ey Rasul! Ey bu Peygamber’e tâbi olan müminler topluluğu! Allah’ın taatinde doğru çizgiye, isti­kamete koş, hayırlara koş. Hiçbir kimsenin reddedemeyeceği, engel olama­yacağı; ama mutlaka meydana gelecek kıyamet günü gelmeden önce bütün varlığını amelde ihlasla doğru dine, yani doğruluğun zirvesindeki dine -İs­lâm dinine- çevir. Zira Allah kıyametin gelişini ezelde yazmış, takdir etmiş­tir. Allah’ın takdir ettiği ve meydana gelmesini murad ettiği kıyamet günü­nü reddedecek hiçbir kimse yoktur ve kıyamet mutlaka meydana gelecektir.

Bu gün, insanların amellerine göre gruplara ayrıldığı gündür. Bir grup cennette, diğer bir grup alevli ateştedir.

Allah Tealâ daha sonra her gruba verilen karşılığın ameline ve fiilinin sonucuna göre olacağını beyan ederek şöyle buyurdu:

“Kim inkar ederse, inkârı kendi aleyhinedir. Kim de salih amel işlerse, kendilerine güzel bir yer hazırlamış olurlar.” Yani kim Allah’ı, kitaplarını ve peygamberlerini inkâr eder ve ahiret gününü yalanlarsa; küfrünün, su­çunun ve günahının vebali ve akıbeti onun üzerinedir. Kim Allah’a, kitap­larına, peygamberlerine ve öldükten sonra dirilişe iman eder, salih ameller işler, emrettiği hususlarda Allah’a itaat eder, nehyettiği hususlardan sakı­nırsa kendine rahat, müreffeh, lüks bir yer, geniş bir mesken ve daimî bir istirahat yeri hazırlamış olur.

Cenab-ı Hak 44. ayette “kim iman ederse” dememiş, “kim salih amel işlerse” demiştir. Zira makbul salih amel, ancak imandan sonra olur. Ayrıca iman salih amelle kemal bulur. Bunun özellikle zikredilmesi mükellefi bu­na teşvik etmek içindir. Küfre gelince, küfrün yanında amelin bir değeri ve ağırlığı yoktur. Amellere verilen karşılığın farklılık sebebi Cenab-ı Hakk’ın şu ayette belirttiği husustur:

“Böylece Allah iman edip salih amel işleyenleri lütfuyla mükâfatlandıracaktır. Zira o kâfirleri sevmez.” Yani mükâfatı veren benim. O halde mü­kâfat nasıl olur? Onlar iki gruba ayrılırlar. O halde nasıl mükâfata nail olurlar? Ben salih amel işleyen müminlere lütuf ve ihsanımla karşılık veri­rim. Dolayısıyla ben bir haseneye on mislinden yediyüz misline kadar, hat­ta dilediğim kadar karşılık veririm. Kâfirlere gelince, hiç şüphesiz Allah onlara buğzeder ve onları cezalandırır. Fakat o hiç haksızlık bulunmayan âdil bir cezadır. Bu bir tehdit ve korkutmadır.

“Onun lütfuyla” ifadesi hiçbir kimsenin amelinin azlığı ve basitliği se­bebiyle asla cennete kendi ameliyle giremeyeceğine, sadece Allah Tealâ’nın lütfuyla cennete girebileceğine delâlet etmektedir.

Görüldüğü gibi Allah Tealâ küfür ve imanı yaradılmış kula isnad etti­ğinde önce kâfiri zikretmekte ve şöyle buyurmaktadır: “Kim inkâr ederse inkârı kendi aleyhinedir.” Allah Tealâ mükâfatı kendi nefsine isnad ettiğin­de, ikram ve rahmeti ortaya çıkarmak için önce mümini zikretmekte ve şöyle buyurmaktadır: “Böylece Allah iman edip salih amel işleyenleri lüt­fuyla mükâfatlandıracaktır.” Sonra da şöyle buyurmaktadır: “Zira o kâfir­leri sevmez.”