39

٣٩

وَقَالَتْ اُوليهُمْ لِاُخْريهُمْ فَمَا كَانَ لَكُمْ عَلَيْنَا مِنْ فَضْلٍ فَذُوقُوا الْعَذَابَ بِمَا كُنْتُمْ تَكْسِبُونَ

(39) ve kalet ulahüm li uhrahüm fe ma kane leküm aleyna min fadlin fe zukul azabe bima küntüm teksibun
der ki öncekilerde sonrakiler için sizin olmadı bize karşı bir üstünlüğünüz tadınız azabı yaptıklarınızdan dolayı

(39) Then the first will say to the last: “See then! no advantage have ye over us so taste ye of the Penalty for all that ye did!”

1. ve kâlet : ve dedi (dediler)
2. ûlâ-hum : onların evvelkileri
3. li uhrâ-hum : onların sonrakilere
4. fe : böylece
5. mâ kâne lekum : sizin yoktur
6. aleynâ : bize
7. min fadlin : üstünlükten (bir üstünlük)
8. fe zûkû el azâbe : o zaman tadın, azabı
9. bi-mâ : o şey (şeyler) sebebiyle
10. kuntum teksibûne : kazandığınız, kazanmış olduğunuz

وَقَالَتْ diyeceklerأُولَاهُمْ öncekileri deلِأُخْرَاهُمْsonrakilerineفَمَا كَانَ yokturلَكُمْ sizinعَلَيْنَا bizeمِنْ فَضْلٍ bir üstünlüğünüzفَذُوقُوا o halde tadınالْعَذَابَ azabıبِمَا كُنتُمْ تَكْسِبُونَ kazandıklarınıza karşılık


AÇIKLAMA

Allah’ın farz kılmadığını farz kılmak, haram kılmadığını haram kılmak, Allah’ın indirmediği bir hükmü onun dinine nispet etmek ya da Allah’a evlât ve ortak nispet etmek suretiyle Allah’a yalan yere iftira eden kimseden daha zalim kimse yoktur.

Yahut Arap kâfirleri gibi Kur’an-ı Kerim’i inkâr etmek suretiyle Allah’ın ayetlerini yalanlayan veya Resulullah (s.a.)’a inanmayan ya da ayetlerle alay eden yahut başkalarım onlara üstün tutarak bu ayetleri terk eden kimselerden daha zalim kimse olamaz.

İşte bütün bunlara bütün kâinat düzeni hakkında tescil edilen her şeyin miktar ve ölçüsünün yazılı bulunduğu Kitapta (levh-i mahfuzda) haklarında yazılanlar ve kendileri için takdir olunan nzıklar ve ömürler onları gelip bula­caktır, onlara erişecektir. Allah’a karşı yalan uyduran kimseler hakkında da yüzünün kapkara kesileceği yazılmıştır. Yani bunlar için vaad olundukları ha­yır veya şer verilecektir. Zulümlerine ve Allah’a karşı yalan iftiralarına rağmen bu böyledir.

Nihayet ölüm meleği olan elçiler canlarını almak üzere kendilerine geleceğin­de, melekler onları azarlamak üzere şöyle soracaktır: Dünya hayatında Allah’ı bı­rakıp kendilerine dua ve ibadet ettiğiniz ortaklarınız nerede? Haydi onları çağırın da içinde bulunduğunuz durumdan gelip sizleri kurtarsınlar. Şöyle cevap verecek­ler: Önümüzden kaybolup gittiler, nerede olduklarım bilemiyoruz. Hem biz onlar­dan herhangi bir fayda, yahut bir hayır ve bir zararı önlemelerini de ummuyoruz ki.

Böylelikle kendi aleyhlerine bu ortaklara dua edip ibadet etmekle kâfir ol­duklarını ikrar ve itiraf edeceklerdir.

Bu ifadelerin kastı ise kâfirleri üzerinde bulundukları küfürden vaz geçir­mektir. Onları küfür ve sapıklık dolayısıyla karşı karşıya kalacakları akibetle-rin üzerinde durup düşünmeye itmektir.

Mana itibariyle bu ayetin bir benzeri de Yüce Allah’ın şu buyruklarıdır: “Şüphesiz Allah’a karşı yalan uyduranlar iflah olmazlar. (Onların bu yalanları kendilerine belki) dünyada az bir geçim (sağlayabilir), sonra dönüşleri bize ola­caktır. Sonra da biz kâfir oldukları için onlara oldukça ağır azabı tattıracağız.” (Yunus, 10/69-70); “Kâfir olanın küfrü seni üzmesin. Dönüşleri bizedir ve biz onlara yaptıklarını haber vereceğiz. Muhakkak Allah kalplerin özünü çok iyi bi­lendir. Onları azıcık faydalandıracak, sonra da oldukça ağır bir azaba ister is­temez mahkûm edeceğiz.” (Lokman, 31/23-24).

Daha sonra Yüce Allah kendisine iftira eden, ayetlerini yalanlayan bu müşriklere meleklerin neler söyleyeceklerini haber vermektedir: Haydi siz de sizin gibi ve sizin niteliklerinize sahip sizden önce küfre sapmış diğer ümmet­lerle birlikte -cinlerden veya insanlardan olsunlar- ateşe giriniz. Bu sözü söyle­yecek olan kişi ya cehennemin bekçisi Mâlik’tir yahut da Yüce Allah’tır. Yani Yüce Allah onlara bizzat giriniz diyecektir.

Onlardan bir topluluk cehenneme girip de azabı, horluğu ve ibret verici ce­zaları görünce, peşinden gittiği ve kendisini saptıran, din ve inançta kendisi gi­bi olan diğer ümmete lanet edecektir. Çünkü bizzat kendisini o topluluğa uy­mak, küfürde onu taklit etmek suretiyle sapıtmış oldu. Bu da Yüce Allah’ın şu buyruğuna benzemektedir: “Sonra kıyamet gününde kiminiz kiminize kâfir ola­cak, kiminiz kiminizi lanetleyecektir.” (Ankebût, 29/25).

İşte bu şekilde kâfirler çeşitli gruplarıyla biribirlerine lanet okuyacak, bi-ribirlerinden uzaklaşacaklardır. Nitekim bir başka yerde Yüce Allah şöyle bu­yurmaktadır: “O vakit kendilerine uyulanlar kendilerine uyanlardan uzaklaşa­cak ve azabı görecektir. Aralarındaki bağlar parçalanmış olacaktır. Tabi olanlar (şöyle diyecekler): Keşke bizim için bir dönüş olsaydı da bunlar bizden uzaklaştıkları gibi biz de onlardan uzaklaşabilseydik. İşte onlar ateşten çıkamayacak­lardır.” (Bakara, 2/166-167).

Nihayet ateşte üst üste yığılıp hepsi orada toplanınca aralarından giriş ve­ya mevki itibariyle daha sonra gelen tabiler veya alt gruptakiler mevki veya gi­riş itibariyle daha önce gelen kendilerine uyulan önderler ve liderlere bir takım sözler söyleyeceklerdir. Buna sebep ise kendilerine uyulanlarm cürümlerinin daha ağır olmasıdır. İşte bu sebepten onlardan önce cehenneme girmiş olacak­lar. Sonra gelenler kıyamet gününde Yüce Allah’a, ileri gelenlere uyanların şi­kâyetini ihtiva edecek bir söz söyleyeceklerdir. Çünkü uyanları doğru yoldan saptıranlar onlardır. Zemahşerî der ki: “Öncekileri için” ifadesinin anlamı ‘ön­cekiler hakkında’ anlamındadır. Çünkü onların hitabı Allah ile olacak, kendile­rinden öncekilerle değil. Yani onlar hakkında ve onların kendilerini saptırma­ları dolayısıyla diyeceklerdir…

Bu şikâyetlerini Yüce Allah’a hitaben şöyle dile getireceklerdir: Rabbimiz, bu önderler bizi hak yoldan saptırdılar. O bakımdan sen bunlara cehennemde kat kat artırılmış bir azap ver; yani onların cezalarını katlandır. Nitekim Yüce Allah şöyle buyurmaktadır: ‘Yüzleri ateşte çevrileceği o günde diyecekler ki: Keşke biz Allah’a ve Rasul’e itaat etseydik. Diyecekler ki: Rabbimiz, gerçekten biz başkanlarımıza ve büyüklerimize itaat ettik, onlar da bizi yoldan saptırdı­lar. Rabbimiz, onlara azaptan iki katını ver. Onları en büyük lanetle lanetle.” (Ahzâb, 33/66-68).

Yüce Allah da onlara şöyle cevap verecektir: Size de onlara da kat kat azap vardır. Biz bunu yapıp takdir ettik. Herkese kendisine göre ceza verdik. Ya başkasını saptırdığı için yahut başkasını taklit ederek saptığı için. Çünkü önderler de onlara uyanlar da hem sapık hem saptırıcı idiler; fakat sizler onla­rın azabını bilmemektesiniz. Katmerli azap (ed-dif), bir veya bir kaç defa kendi mislinden fazla olan demektir. Yüce Allah’ın şu buyrukları da buna benzemek­tedir: “Kâfir olup Allah’ın yolundan alıkoyanların fasıklık etmeleri sebebiyle azabın üstüne azap arttırırız.” (Nahl, 16/88); “Andolsun onlar hem kendi yükle­rini taşıyacaklar, hem de yükleriyle birlikte başka yükleri.” (Ankebût, 29/13); “Ta ki kıyamet gününde eksiksiz olarak hem kendi yüklerini taşısınlar, hem de bilgisizce saptırdıkları kimselerin yüklerinden (taşısınlar).” (Nahl, 16/25).

“Öncekileri sonrakilerine… dediler.” Yani kendilerine uyulanlar kendileri­ne uyanlara diyecek ki: Biz sizleri saptırdıysak yine de sizin bize bir üstünlü­ğünüz yoktur. Çünkü biz saptığımız gibi siz de sapmış oldunuz. Kat kat azabı hak etmek bakımından bizimle sizin aranızda bir fark yoktur. Yani siz de bizim yaptığımız gibi yaptınız ve kâfir oldunuz. O halde siz de azabınızın hafifletil­mesini hak edemezsiniz.

Haydi kazandıklarınız sebebiyle azabı tadınız. Yani sebep olduğunuz kü­für ve sapıklıktan dolayı Allah’ın azabı ile karşılaşınız. Bu ya önderlerin söyle­yecekleri bir sözdür yahut da Allah’ın hepsine bizzat söyleyeceği sözdür. Bu da Yüce Allah’ın şu sözlerine benzemektedir: “Biribirlerine karşılıklı soru sorarlar.

Dediler ki: Siz bize sağ taraftan geliyordunuz. Onlar derler ki: Hayır, siz iman eden kimseler değildiniz. Esasen bizim sizin üzerinizde bir otoritemiz de yoktu. Aksine sizler azgın bir topluluktunuz. O bakımdan Rabbimizin (azap) sözü üze­rimize hak oldu: Şüphesiz biz azabı tadıcılarız. Böylelikle biz sizi azdırdık. Ger­çekten biz (hepimiz) azgın kimseler olmuştuk. Şüphesiz o gün onlar azapta or­taktırlar.” (Sâffât, 37/27-33).

Yüce Allah’ın, “Öyleyse … azabı tadın” buyruğundan kasıt korkutmak ve küfürden vazgeçirmektir. Çünkü Yüce Allah’ın lider ve onlara uyanların so­nunda biribirlerinden uzaklaşacaklarını, biribirlerine lanet okuyacaklarını ha­ber vermesi kalpte büyük bir korkunun uyanmasına sebeptir.

Advertisements