128

    RevelationCuzPageSurah
    92 598Nisa(4)

١٢٨

وَاِنِ امْرَاَةٌ خَافَتْ مِنْ بَعْلِهَا نُشُوزًا اَوْ اِعْرَاضًا فَلَا جُنَاحَ عَلَيْهِمَا اَنْ يُصْلِحَا بَيْنَهُمَا صُلْحًا وَالصُّلْحُ خَيْرٌ وَاُحْضِرَ رَتِ الْاَنْفُسُ الشُّحَّ وَاِنْ تُحْسِنُوا وَتَتَّقُوا فَاِنَّ اللّهَ كَانَ بِمَا تَعْمَلُونَ خَبيرًا

(128) ve inimraetün hafet mim ba’liha nüşuzen ev i’radan fe la cünaha aleyhima ey yusliha beynehüma sulha ves sulhu hayr ve uhdira ratil enfüsüş şuh ve in tuhsinu ve tetteku fe innellahe kane bi ma ta’melune habira

eğer kadın korkarsa kocasının geçimsizliğinden yahut yüz çevirmesinden karı koca üzerinde bir günah yoktur aralarını ıslah edip düzletmekte anlaşmaları hayırlıdır nefislerde kıskançlık her an hazırdır eğer iyi geçinip yanlışlıklardan sakınırsanız elbette Allah sizin yaptıklarınızdan haberdardır

(128) If a wife fears cruelty or desertion on her husband’s part, there is no blame on them if they arrange an amicable settlement between themselves and such settlement is best even though men’s souls are swayed by greed. But if ye do good and practise self restraint, Allah is well acquainted with all that ye do.

1. ve in : ve eğer, şayet
2. imraetun : bir kadın
3. hâfet : korktu
4. min ba’li-hâ : kendi kocasından
5. nuşûzen : geçimsizlik, ilgisizlik
6. ev : veya
7. ı’râdan : yüz çevirme
8. fe : o zaman, artık
9. lâ cunâha : günah yoktur
10. aleyhimâ : ikisinin üzerine, ikisine
11. en : olmak
12. yuslıhâ : ıslah edilmesi, düzeltilmesi, uzlaşma
13. beyne-humâ : onların ikisinin arası
14. sulhan : sulh yapılarak, anlaşma yapılarak
15. ve es sulhu : ve sulh, barış, anlaşma
16. hayrun : hayırlı, daha hayırlı
17. ve uhdırati : ve hazır kılındı
18. el enfusu : nefsler
19. eş şuhha : hırs, cimrilik, kıskançlık
20. ve in : ve eğer, şayet
21. tuhsinû : ihsan edersiniz, ihsanla davranırsınız
22. ve tettekû : ve takva sahibi olursunuz
23. fe : o taktirde
24. inne : muhakkak, mutlaka
25. allâhe : Allah
26. kâne : oldu, …dır
27. bi mâ : şeyleri
28. ta’melûne : siz yaparsınız
29. habîran : en iyi haberdar olan, haberdar olan

وَإِنْ امْرَأَةٌ bir kadınخَافَتْ korkarsaمِنْ بَعْلِهَا kocasınınنُشُوزًا geçimsizliğindenأَوْ veyaإِعْرَاضًا yüz çevirmesindenفَلَا جُنَاحَ günah yokturعَلَيْهِمَا onlar içinأَنْ يُصْلِحَا düzeltmelerindeبَيْنَهُمَا aralarınıصُلْحًا barış yolu ileوَالصُّلْحُ ki düzeltmekخَيْرٌ daha hayırlıdırوَأُحْضِرَتْ hazır kılınmıştırالْأَنفُسُnefisler iseالشُّحَّ cimriliğeوَإِنْ تُحْسِنُوا iyilik ederوَتَتَّقُوا ve sakınırsanızفَإِنَّ muhakkak kiاللَّهَ Allahكَانَ بِمَا تَعْمَلُونَ yaptıklarınızdanخَبِيرًا hakkıyla haberdardır


SEBEB-İ NÜZUL

Hz. Aişe’den “Eğer bir kadın kocasının uzaklaşmasından yahut kendisinden yüz çevirmesinden endişe ederse…” âyet-i kerimesi hakkında rivayette o şöyle demiştir: Bir adamın yanında (nikâhı altında)ki bir kadın hakkında nazil oldu ki kocası ona fazlaca gelip gitmez ve ondan ayrılmak ister. Kadın da ya ona sevgisinden, ya da ondan çocuğu olduğu için ondan ayrılmak istemez de kocasına: “Beni boşama, nikâhın altında tut, bana gelip gelmemekte sen serbestsin.” der. İşte bu kadın (ve benzerleri) hakkında bu âyet nazil oldu.

Hz. Aişe’den gelen başka bir rivayette “nikâhı altında iki kadın olup da birisi yaşlı veya çirkin olduğunda bu yaşlı veya çirkin olan eşin, kocasından, kendisini boşamamasını isteyip kendisine gelip gitme veya adalete riayet konusunda serbest bırakması” hakkında nazil olduğu kaydedilmektedir.

İbn Abbâs’tan rivayette bu âyet-i kerimenin, Hz. Peygamber (sa)’in zevcât-i tâhirâtından Sevde bint Zem’a hakkında nazil olduğu tasrih edilmiştir. Tirmizî’nin tahric ettiği haberde hâdiseyi Hz. Aişe şöyle anlatıyor: Sevde, Hz. Peygamber (sa)’in kendisini boşamasından korktu da “Beni boşama, beni nikâhın altında tut ve günümü Aişe’ye ver, ona tahsis et.” dedi de Hz. Peygamber (sa) öyle yaptı ve “Eğer bir kadın kocasının uzaklaşmasından yahut kendisinden yüz çevirmesinden endişe ederse sulh ile aralarını düzeltmekte ikisine de vebal yoktur. Sulh daha hayırlıdır…” âyet-i kerimesi nazil oldu.

Saîd ibnu’l-Museyyeb’den rivayete göre Muhammed ibn Mesleme’nin kızı Râfi’ ibn Hadîc (veya Sabîh)’in yanında (nikâhı altında) imiş. Râfi onun bir durumundan, ya yaşlanmış olmasından, ya kıskançlığından hoşlanmamış da onu boşamak istemiş. Kadın: “Beni boşama, nikâhın altında tut ve bana arzu ettiğin kadar, senin uygun göreceğin kadar gün ayır.” demiş de Allah Tealâ bunun üzerine “Eğer bir kadın kocasının uzaklaşmasından yahut kendisinden yüz çevirmesinden endişe ederse…” âyet-i kerimesini indirmiş.

Ebu Davud et-Tayâlisin kendi senediyle İbn Abbâs’tan rivayetine göre Ümmü’l-mü’minin Hz. Sevde, Rasûlullâh (sa)’ın kendisini boşamasından korkarak: “Ey Allah’ın Rasûlü, beni boşama, nikâhın altında tut da günümü (nöbetimi) Aişe’ye tahsis et.” dedi, Allah’ın Rasûlü (sa) de öyle yaptı ve “Eğer bir, kadın kocasının uzaklaşmasından yahut kendisinden yüz çevirmesinden endişe ederse…” âyeti nazil oldu.

Saîd ibn Cubeyr’den rivayet ediliyor: Daha önceden kendisini boşamaktan vazgeçmesi karşılığında kendisine gün ayrılmamasına razı olan bir kadın “Eğer bir kadın kocasının uzaklaşmasından yahut kendisinden yüz çevirmesinden endişe ederse…” âyet-i kerimesi nazil olunca kocasına “Hayır, bana da kendinden bir pay ayırmanı, bana da bir gün tahsis etmeni istiyorum.” dedi de bunun üzerine aynı âyet-i kerimenin “Zaten nefislerde kıskançlık hazırlanmıştır.” kısmı nazil oldu. Suddî’den rivayette ise bu kadının ismi de verilmekte. Buna göre Mü’minlerin annelerinden Sevde bint Zem’a, daha önceden, Hz. Peygamber (sa)’in kendisini boşamaması karşılığında kendisine ayrılan gününü Hz. Aişe validemize vermişken sonradan bunu kıskanmış ve bunun üzerine âyet-i kerimenin bu kısmı nazil olmuştur.

Advertisements