62

٦٢

فَاسْجُدُوا لِلّهِ وَاعْبُدُوا

(62) fescudu lillahi va’budu
Artık Allah’a secde edin (o’na) kulluk edin

(62) But fall ye down in prostration to Allah, and adore (Him)!

1. fe : artık
2. uscudû : secde edin
3. li allâhi : Allah için, Allah’a
4. ve u’budû : ve kul olun

فَاسْجُدُواhemen secde edinلِلَّهِ Allah’aوَاعْبُدُواve kulluk edin


SEBEB-İ NÜZUL
Nasr ibn Ali kanalıyla Abdullah ibn Mes’ûd’dan rivayette o şöyle demiştir: İçinde secde olan sûrlerden ilk nazil olanu Najm’dir. Allah’ın Rasûlü (sa) (bu Sûredeki secde âyetini okuyunca) secde etti, arkasında olanlar da secde ettiler. Sadece bir adam secde etmedi de yerden bir avuç toprak aldı ona secde etti. Da­ha sonra o adamın kâfir olarak öldürüldüğünü gördüm: Ümeyye ibn Halef’di


AÇIKLAMA

“Şimdi Rabbinin nimetlerinden hangisi hakkında şüphe edersin?” Ya­ni ey gerçekleri yalan sayan insan, Rabbinin nimetlerinden hangisi hak­kında şüphe eder, tereddüde düşersin? Bu ayet Rahman suresinde defalar­ca tekrar eden “Şimdi Rabbinizin hangi nimetlerini yalanlayabilirsiniz?” ayetinin benzeridir. Burası söz başlangıcıdır. Hitap umumidir, her insana­dır. “Nimetler”den maksad daha önce sayılan nimetlerdir ki bunlar Allah’ın kullarını yaratması, zengin kılması, yeri göğü ve bunlarda insan için nice nimetleri yaratmasıdır.

“İşte bu da (azaba karşı) evvelki uyarıcılardan bir uyarıcıdır.” Yani bu Kur’an veya bu peygamber Muhammed (s.a.) de önce gelip geçmiş uyarıcı peygamberler cümlesinden bir uyarıcı, korkutucu ve ikaz edicidir. Yani Kur’an-ı Kerim de önceki semavî kitaplar gibi uyarıcıdır. Peygamber ken­dinden önce geçmiş peygamberler gibi size gönderilmiş bir elçidir, onlar na­sıl kavimlerini uyarmışlarsa, o da sizi uyarmaktadır. Nitekim ayet-i kerime­de: “De ki: ben peygamberlerden ilk defa gelmiş biri değilim.” (Ahkaf, 46/9); “O ancak, şiddetli bir azap öncesi sizi uyarıcıdır.” (Sebe, 34/46) buyrulmaktadır. Yine bir hadiste Rasulullah (s.a.): “Ben çıplak uyarıcıyım.” buyurdular. Yani gördüğü çok şiddetli şer karşısında acele edip bir şey giymeye dahi fırsat bulamadan süratle kavmine koşup onları uyaran kişi gibiyim.

“Yaklaşan yaklaştı.” Bu ayet-i kerime “kıyamet yaklaştı” (Kamer, 54/1); “Kıyamet koptuğu zaman…” (Vakıa, 56/1); “İnsanlara hesapları yak­laştı.” (Enbiya, 21/1) ve “Ne bilirsin, belki kıyamet yakındır.” (Şura, 42/17) ayetlerinde de yakınlığı anlatılan kıyametin yaklaştığını ifade etmektedir. Bu ayette kıyametin her gün biraz daha yaklaştığına, kopmak üzere oldu­ğuna dikkat çekilmiştir. Ayet-i Kerimeler sıra ile şu üç aslı ispat için kıya­mete işaret etmektedir. Birinci asıl Allah ve Allah’ın birliği: “Şimdi Rabbinin nimetlerinden hangisi hakkında şüphe edersin”?” İkinci asıl: Peygamber ve peygamberlik: “Bu bir uyarıcıdır.” Sonra haşır ve kıyamet: “Yaklaşan yaklaştı.” Ahmed bin Hambel’in Sehl bin Sa’d’den rivayet ettiği hadiste Rasulullah (s.a.) şehadet parmağı ile orta parmağını hafif ayırarak: “Ben ve kıyamet işte böyleyiz.” buyurdular. Yine Ahmed bin Hanbel, Buhari ve Müslim’in rivayetlerine göre Sehl bin Sa’d, Rasulullah (s.a.)’ın şehadet ve orta parmakları ile işaret ederek: “Benim peygamber olarak gönderilişim ve kıyamet işte böyledir.” dediğini nakletmiştir.

“Onu Allah’tan başka açığa çıkaracak yoktur.” Yani kesinlikle Allah’tan başka onun zamanını açıklayıp ortaya çıkarmaya gücü yetecek ve bildirecek bir varlık yoktur. Çünkü kıyametin ne zaman kopacağı mugayyabâtın (bilinmeyen beş şeyin) en gizlilerindendir. Öyleyse siz, hiç farkında olmadan ansızın gelivermeden önce ona hazırlanın. Bu mealde başka ayet­ler de vardır: “Şüphesiz kıyametin bilgisi Allah’ın nezdindedir.” (Lokman, 31/34) ve “Onu tam vaktinde, ancak O açıklayacak.” (Araf, 7/187).

Bir başka ifade ile ayetin manası şudur: Kıyamet bütün şiddeti ve kor­kuları ile varlıkları sardığı zaman Allah’tan başka onu kaldırmaya gücü yeten kimse olmayacaktır. Şöyle mana vermek daha uygundur: Allah’tan başka kıyameti öne alacak veya geciktirecek kimse yoktur. Kurtubî de bu­nu tercih etmiştir.

Sonra Allah, müşrikler ve benzerlerinin Kur’an-ı Kerim’i inkâr etme­lerinden dolayı onları azarlayarak şöyle buyurdu:

“Şimdi siz bu söze mi şaşıyorsunuz ve gülüyorsunuz, ağlamıyorsunuz1? Siz gafil ve oyuna dalmış kişilersiniz.” Yani sizden bir tekzip olmak üzere Kur’an-ı Kerim’in sahih ve doğru olmasına nasıl şaşıyorsunuz, alay ederek ona gülüyorsunuz, alay edilecek Kitap olmadığı halde ayetleriyle alay edi­yorsunuz, inananların yaptığı gibi ağlamıyorsunuz ve siz onu ciddiye almı­yorsunuz, habersizsiniz, yüz çevirmişsiniz veya ona karşı mütekebbir davranıyorsunuz? Buradaki istifham, istifham-ı tevbihdir.

“Haydi Allah’a secde edin, kulluk edin.” Yani ey müminler, hidayet üzere olduğunuza şükretmek için secdeye varın, Allah’a boyun eğin, iba­detle meşgul olun, samimi olun, Allah’ı tek bilin. Çünkü Allah, sizin böyle davranmanıza lâyıktır. Rivayet olunur ki bu ayeti okuduğu zaman Rasulullah secdeye gitti. Yanında bulunan müslümanlar ve kâfirler de secde yaptı: Buhari’nin İbni Abbas’tan rivayet ettiğine göre Rasulullah, Najm suresinde secde yaptı, yanında bulunan müslümanlar, müşrikler, cinler ve in­sanlar da secde etti. Ahmed bin Hanbel ve Neseî, Cafer bin Muttalib’den rivayet ettiklerine göre Rasulullah (s.a.) Mekke’de Najm suresini okudu ve secde yaptı, beraberindekiler de secdeye gitti. Muttalip diyor ki -o gün he­nüz müslüman olmamıştı- “Ben başımı kaldırdım, secde etmedim.” Bundan sonra Najm suresini okurken kimi duysa, onunla beraber secde ederdi.

Advertisements