18

١٨

فَهَلْ يَنْظُرُونَ اِلَّا السَّاعَةَ اَنْ تَاْتِيَهُمْ بَغْتَةً فَقَدْ جَاءَ اَشْرَاطُهَا فَاَنّى لَهُمْ اِذَا جَاءَتْهُمْ ذِكْريهُمْ

(18) fe hel yenzurune illes saate en te’tiyehüm bağteh fe kad cae eşratuha fe enna lehüm iza caethüm zikrahüm
Artık (onlar) bakıyorlar mı? kıyametin ansızın başlarına gelmesine işte onun alametleri geldi fakat onlara (faydası) olur mu? (o başlarına) geldiği zaman onu hatırlamalarının

(18) Do they then only wait for the Hour, that it should come on them of a sudden? But already have come some tokens thereof, and when it (actually) is on them, how can they benefit then by their admonition?

1. fe : o zaman, öyleyse
2. hel : mi
3. yenzurûne : bakıyorlar, bekliyorlar, gözlüyorlar
4. illâ : ancak, dışında, den başka
5. es sâate : o saat
6. en te’tiye-hum : onlara gelmesi
7. bagteten : ansızın
8. fe : fakat, halbuki
9. kad : olmuştu
10. câe : geldi
11. eşrâtu-hâ : onun işaretleri, alâmetleri
12. fe : fakat, oysa, artık
13. ennâ : nasıl olur
14. lehum : onlar için
15. izâ : olduğu zaman
16. câet-hum : onlara geldi
17. zikrâ-hum : onlara hatırlatma

فَهَلْ artık mıيَنْظُرُونَ onlar gözlüyorlarإِلَّا başkasınıالسَّاعَةَ kıyamet-saatininأَنْ تَأْتِيَهُمْ kendilerine gelmesindenبَغْتَةً apansızفَقَدْ جَاءَ işte gelmiştirأَشْرَاطُهَا onun işaretleriفَأَنَّى fakat neyi sağlarلَهُمْ onlaraإِذَا جَاءَتْهُمْ kendilerine geldikten sonraذِكْرَاهُمْ öğüt alıp-düşünmeleri

Advertisements