54

    RevelationCuzPageSurah
    102 18356 Nur(24)

٥٤

قُلْ اَطيعُوا اللّهَ وَاَطيعُواالرَّسُولَ فَاِنْ تَوَلَّوْا فَاِنَّمَا عَلَيْهِ مَا حُمِّلَ وَعَلَيْكُمْ مَا حُمِّلْتُمْ وَاِنْ تُطيعُوهُ تَهْتَدُوا وَمَا عَلَى الرَّسُولِ اِلَّا الْبَلَاغُ الْمُبينُ

(54) kul etiy’ullahe ve etiy’ur rasul fe in tevellev fe innema aleyhi ma hummile ve aleyküm ma hummiltüm ve in tütiy’uhu tehtedu ve ma aler rasuli illel belağul mübin
De ki: Allah’a itaat edin ve resulüne itaat edin eğer dönerseniz (o peygambere düşen) ancak ona yüklenendir size düşende yükletilendir eğer ona itaat ederseniz hidayete erersiniz resule düşen ancak açık bir tebliğidir

(54) Say: “Obey Allah, and obey the Messenger: but if ye turn away, he is only responsible for the duty placed on him and ye for that placed on you. If ye obey him, ye shall be on right guidance. The Messenger’s duty is only to preach the clear (Message).

1. kul : de (söyle)
2. atîu allâhe : Allah’a itaat edin
3. ve atîu : ve itaat edin
4. er resûle : resûl
5. fe in : o zaman eğer
6. tevellev : yüz çevirirsiniz
7. fe innemâ : o zaman sadece, yalnız
8. aleyhi : onun üzerine
9. : şey
10. hummile : yüklendi, yükletildi
11. ve aleykum : ve sizin üzerinize
12. : şey
13. hummiltum : size yüklendi, size yükletildi
14. ve in : ve eğer
15. tutî’û-hu : ona itaat ederseniz
16. tehtedû : hidayete erersiniz
17. ve mâ : ve değildir
18. alâ er resûli : resûlün üzerinde
19. illâ : hariç, den başka
20. el belâgu : tebliğ
21. el mubînu : apaçık, açıkça


AÇIKLAMA
Müminlerin İtaatleri Ve Emirlere Uyma Görevleri
Şu sıfatlar Allah ve Rasulüne icabet eden, Allah Tealâ’nın kitabına ve Rasulünün sünnetine uyan müminlerin sıfatlarıdır:

‘Aralarında Peygamberin hükmetmesi için Allah’a ve Rasulüne davet edil­dikleri zaman müminlerin sözü ise ancak: “İşittik ve kabul ettik.” olur. İşte bun­lar kurtuluşa erenlerin ta kendileridir.”

Yani imanlarında sadık olan müminlerin tavrı ve âdeti, bir kimse kendile­rinden kaynaklanan anlaşmazlıklarda Allah’ın ve Rasulünün hükmüne çağır­dığı zaman: “İşittik kabul ediyoruz ve itaat ediyoruz.” demeleridir. Bu sebeple Allah Tealâ onları kurtuluşa ermekle tavsif etti. İşte bunlar istenilen dereceye ulaşmak, korkulan şeylerden salim olmak, korkulardan kurtulmak suretiyle gerçek kazancı elde edenlerdir.

Kabul ve itaat ilk müslümanlarla yapılan ilk misakın (anlaşmanın) ana mihveridir. İlk Akabe Biatı’nda Ubade b. Samit’in rivayet ettiği gibi Ensar’dan 12 kişi meşru hususlarda kabul edip itaat etmek hususunda Peygamberimiz’e (s.a.) biat etmişlerdi.

Ebu Davud ve Tirmizî’nin Ebu Necîh el-Irbad b. Sariye’den (r.a.) rivayet ettiklerine göre Rasulullah (s.a.) sahabeye vaazda bulunmuş ve şöyle buyur­muştu: “Size Allah korkusunu, Allah’ın emirlerini kabul edip itaat etmenizi tavsiye ederim…”

Ubade b. Samit (r.a.) kardeşinin oğlu Cünade b. Ebî Ümeyye’ye ölüm has­talığı sırasında vasiyette bulunarak şöyle demişti:

– Senin lehinde ve aleyhinde olan hususları sana haber vereyim mi? Cünade:

– Evet, dedi. Ubade şöyle dedi:

– Senin üzerine düşen görev, zor veya kolay, hoşuna giden veya hoşuna git­meyen emirleri kabul edip itaat etmek ve bu emirleri kendi nefsine tercih et­mektir. Dilini adaletle kullanmalısın. Sana Allah’a karşı açık bir isyan emretmedikçe idareye ehil olanla çekişmemelisin. Sana Allah’ın kitabına aykırı bir şey emrettiğinde Allah’ın kitabına uy.

Ebu’d-Derdâ diyor ki: Allah’a itaat olmadıkça İslâm olmaz. Hayır, sadece cemaatte vardır. Nasihat Allah için, Rasulü için, halife ve bütün müminler içindir.

Cenab-ı Hak daha sonra Allah ve Rasulü için yapılan her taatin gerçek ka­zancı gerçekleştireceğini beyan ederek şöyle buyurdu:

“Kim Allah ve Rasulüne itaat eder, O’na sığınırsa işte onlar gerçek kazancı elde edenlerin ta kendileridir.” Yani kim emrettikleri hususlarda Allah ve Rasu­lüne itaat ederse, nehyettikleri hususları terk ederse, geçmiş günahları için Al­lah’tan korkarsa, gelecek günleri için de O’ndan sakınırsa işte bu kimseler her hayrı kazanan, dünya ve ahirette her çeşit kötülükten emin olan kimselerdir.

Allah Tealâ daha sonra bu müminlerin tavrı ile her zaman çok sayıda bulunan münafıkların tavrını karşılaştırdı. Münafıkların Rasulullah’ın (s.a.) hük­münden hoşlanmadıklarını beyan ettikten sonra münafıkların itaat hususundaki tavırlarını tekrar ortaya koyarak şöyle buyurdu:

“Ey Muhammed! Münafıklar kendilerine emrettiğin takdirde mutlaka ci­hada çıkacaklarına dair en ağır yeminleriyle Allah’a yemin ettiler.” Yani nifak ehli ağır ve şiddetli yeminler ederek ve son derece mübalağa yaparak Peygam­berimiz’e (s.a.) eğer kendilerine cihadı ve mücahitlerle çıkmayı emredecek olur­sa istediği şekilde cihada çıkacaklarını söylediler. Şöyle diyorlardı: Allah’a ye­min olsun ki, bize diyarımızdan, mallarımızdan ve hanımlarımızdan vazgeçme­mizi emredip cihadı emredersen cihad ederiz.

Allah Tealâ onların yalanlarını beyan ederek şöyle cevap verdi:

“Sen onlara şöyle de: Yemin etmeyin. Nasıl itaat ettiğiniz malûmdur.” Ya Muhammedi! Onlara şöyle de: Yemin etmeyin. Sizden istenen meşru bir itaattir. O da dille doğruluk, kalple ve fiille tasdik etmektir. Bunun manası, “Sizin ne şekilde itaat ettiğiniz malûmdur, bu ise kalben tasdik olmaksızın sadece dille itaat etmek, fiil olmaksızın sadece sözle itaat etmektir, ne zaman yemin ettiyseniz yalan söylediniz.” demektir.

Nitekim Cenab-ı Hak şöyle buyurmaktadır: “Kendilerinden hoşnut olmanız için size yemin ederler. Eğer siz onlardan razı olursanız şüphesiz Allah fasıklar topluluğundan razı olmaz.” (Tevbe, 9/96).

“Onlar yeminlerini bir kalkan edindiler ve Allah yoluna engel oldular. İşte onların hakkı horlayıcı bir azaptır.” (Mücadile, 58/16).

“Şühhesiz ki Allah yaptıklarınızdan haberdardır.” Ve müminleri aldatma gibi her şeyi gayet iyi bilir; dolayısıyla her kötü amele karşı size ceza verir. Bu bir tehdit ve korkutmadır.

Cenab-ı Hak daha sonra onlara teşvikte bulunup korkutarak şöyle buyurdu:

“De ki: Allah’a itaat edin. Rasul’e itaat edin.” Ey Rasulüm! Onlara şöyle de: Allah’ın kitabına ve Rasulünün sünnetine uyun. Bu ifade münafıkların Allah’ın kitabına ve rasulünün sünnetinde bulunanlara itaat etmediklerine delildir.

“Eğer yüz çevirirseniz Peygamber ancak kendisine yükletilen, siz de ancak kendinize yükletilen vazifeden mesulsünüz.” Eğer O’ndan yüz çevirip size getir­diği hususları terk ederseniz, Rasül’e düşen görev ilâhî mesajı tebliğ etmek ve emaneti yerine iade etmektir. Sizin üzerinize düşen bunu kabul etmek ve em­rettiği hususlarda O’na itaat edip Onu ta’zim etmektir. Sizin üzerinize yükletilen vazife ise itaattir.

“Eğer O’na itaat ederseniz doğru yolu bulursunuz. Peygamber’e düşen sa­dece apaçık bir tebliğdir.” Yani bu Peygamber’e size emrettiği ve nehyettiği hususlarda itaat ederseniz hakka nail olursunuz. Çünkü O doğru bir yola davet etmektedir. Rasul’e düşen sizin muhtaç olduğunuz şeyleri apaçık bir şekilde tebliğ etmektir. Bu ayet aynen şu ayetler gibidir. “Senin üzerine düşen sadece tebliğdir. Hesabı görmek de bize aittir.” (Ra’d, 13/40). Ya Muhammed sen hatır­lat! Sen sadece hatırlatıcısın. Onların üzerine zorla hükmedici değilsin.

Advertisements