1


بِسْمِ اللّهِ الرَّحْمنِ الرَّحيمِ

١

اِذَا جَاءَكَ الْمُنَافِقُونَ قَالُوا نَشْهَدُ اِنَّكَ لَرَسُولُ اللّهِ وَاللّهُ يَعْلَمُ اِنَّكَ لَرَسُولُهُ وَاللّهُ يَشْهَدُ اِنَّ الْمُنَافِقينَ لَكَاذِبُونَ

(1) iza caekelmunafikune kalu neşhedu inneke leresulullahi vallahu ya’lemu inneke leresuluhu vallahu yeşhedu innel munafikine lekazibune
Münafıklar sana geldiği zaman şahadet ederiz ki dediler gerçekten sen Allah’ın resulüsün Allah da biliyor ki sen hakikaten Allah’ın resulüsün Allah şahit ki gerçekten münafıklar yalancılardır

(1) When the Hypocrites come to thee, they say, “We bear witness that thou art indeed the Messenger of Allah.” Yea, Allah knoweth that thou art indeed His Messenger, and Allah beareth witness that the Hypocrites are indeed liars.

1. izâ : olduğu zaman
2. câe-ke : sana geldi
3. el munâfikûne : münafıklar, nifak çıkaranlar
4. kâlû : dediler
5. neşhedu : biz şahadet ederiz
6. inne-ke : muhakkak ki sen
7. le resûlu allâhi : elbette Allah’ın elçisi, resûlü
8. ve allâhu : ve Allah
9. ya’lemu : bilir
10. inne-ke : muhakkak ki sen
11. le resûlu-hu : elbette onun elçisi, kendisinin resûlü
12. ve allâhu : ve Allah
13. yeşhedu : şahitlik eder
14. inne : muhakkak
15. el munâfikîne : münafıklar, nifak çıkaranlar
16. le kâzibûne : yalan söyleyenler, yalancılar

إِذَا جَاءَكَsana geldiklerindeالْمُنَافِقُونَmünafıklarقَالُوا dediler kiنَشْهَدُ biz şehadet ediyoruz kiإِنَّكَ sen kesinlikleلَرَسُولُ rasulüsünاللَّهِ Allah’ınوَاللَّهُ Allah daيَعْلَمُ biliyor kiإِنَّكَ sen şüphesizلَرَسُولُهُO’nun rasulüsünوَاللَّهُ ve Allahيَشْهَدُ şahidlik eder kiإِنَّ kesinlikleالْمُنَافِقِينَmünafıklarلَكَاذِبُونَyalancıdır


SEBEB-İ NÜZUL

Abdullah ibn Raca kanalıyla Zeyd ibn Erkam’dan rivayette o şöyle anlatı­yor: Bir gazvede idim. Abdullah ibn Übeyy’in: “Rasûlullah’ın yanında olanlara infakta bulunmayın ki yanından dağılıp gitsinler. Onun yanından (Medine’ye) döndüğümüzde elbette azîz olan, zelîl olanı oradan çıkaracaktır.” dediğini duy­dum ve bunu amcama -veya Hz. Ömer’e- söyledim, o da gidip Hz. Peygamber (sa)’e söylemiş. Allah’ın Rasûlü (sa) beni çağırıp sordu, ben de duyduklarımı Allah’ın rasûlü’ne de söyledim. Hz. Peygamber (sa), Abdullah ibn Übeyy ve arkadaşlarına haber gönderip çağırttı. Böyle bir şey söylemediklerine yemin ettiler, Rasûlullah (sa) da onları doğrulayıp beni yalanladı. Beni öyle bir üzüntü kapladı ki o zamana kadar başıma böyle bir üzüntü gelmemişti. Evimde oturup dışarı çıkamaz hale geldim. Amcam geldi ve: “Olsa olsa bu söylediklerinle Rasûlullah (sa)’ın seni yalanlamasını ve sana kızmasını istemiş olabilirsin.” de­di. İşte bu hadise üzerine Allah Tealâ: “Münafıklar sana geldiklerinde…” âyet-i kerimesini indirdi de Hz. Peygamber (sa) bana haber göndermiş, yanına vardım da bana: “Ey Zeyd, muhakkak ki Allah seni doğruladı.” Buyurdular.

Tirmizî’nin kendi isnadıyla yine Zeyd ibn Erkam’dan rivayetle tahric ettiği hadis biraz daha ayrıntılı. Bu rivayette Zeyd ibn Erkam şöyle anlatıyor: Rasûlullah (sa) ile bir gazvede idik. Bedevilerden bir grup da bizimle birliktey­diler. Bir konaklama yerinde herkes suya koştu, o bedeviler bizden önce dav­randılar ve içlerinden birisi suyun başına geldi, akmayıp toplanması için etrafına taş dizdi ve toplanan suyun üzerine deriden bir örtü örterek arkadaşlarının gel­mesini bekledi. Bu arada ansardan birisi o bedevînin bulunduğu yere geldi, de­vesinin yularını bıraktı ve suyun üzerindeki kırbayı kaldırdı ki hayvan su içebil­sin. Bedevî de devenin su içmesini engelliyerek elindeki sopayı kaldırıp o ansarînin başına vurup kafasını yardı. Kafası yarılan ansarî Abdullah ibn Übeyy’in yanına geldi. Onun arkadaşlarından birisiydi. Başına gelenleri anlatınca Abdullah ibn Übeyy kızdı ve: “Rasûlullah’ın yanındakilere infakta bulunmayın ki çevresindeki bedeviler dağılıp gitsinler.” dedi. Bedevîler, yemek vakti olunca Rasûllah (sa)’ın etrafında toplanıyorlardı. Abdullah ibn Übeyy şöyle devam etti: “Bedevîler, Muhammed’in etrafından dağılıp gittikten sonra ona yemek götürün; o ve beraberindekiler o zaman yemek yesinler.” deyip çevresindeki arkadaşlarına da: “Şayet Medine’ye dönerseniz mutlaka azîz olan zelîl olanı oradan çıkaracaktır.” dedi. Bundan sonrasını Zeyd şöyle anlatıyor: Ben, bu gazvede Rasûllah (sa)’ın terkisinde idim. Abdullah ibn Übeyy’in bu sözlerini duydum ve amcama haber verdim. Amcam da Hz. Peygamber (sa)’e gidip O’na haber verdi de Rasûllah (sa) İbn Übeyy’i çağırdı. İbn Übeyy de yemin edip böyle söylediğini inkâr etti. Allah’ın rasûlü (sa) onu doğrulayıp beni yalanladı. Amcam bana gelip: “Bu yaptığınla olsa olsa Rasûllah (sa)’ın sana kızmasını istemiş olmalısın; biliyor musun Allah’ın Rasûlü ve müslümanlar seni yalanladılar.” dedi. O kadar üzüldüm ki daha önce hiç kimse bu kadar üzülmemiştir. Ben, üzüntüden başımı eğmiş halde Rasûllah’ın yanında yürürken Hz. Peygamber birden bana döndü, kulağımı hafifçe çekti, yüzüme güldü. Dünyada ebedî olarak kalmam dahi bana bundan daha sevimli olmazdı. Sonra Ebu Bekir, bana ulaştı ve: “Allah’ın Rasûlü sana ne söyledi?” diye sordu. Ben: “Bir şey söylemedi, sadece kulağımı hafifçe çekti ve yüzüme güldü.” dedim. “Sana müjdeler olsun.” dedi. Sonra Ebu Bekir bize kavuştu, Ebu Bekir’e söylediğimi ona da söyledim. Sabah olunca Rasûllah (sa) bize Münâfikûn Sûresini okudu “

Adem ibn Ebî İyâs kanalıyla yine Zeyd ibn Erkam’dan gelen başka bir rivayette de sadece bu âyet-i kerimenin değil “Oysa izzet Allah’ın, Rasûlü’nün ve mü’minlerindir. Fakat münafıklar bunu bilmezler.” (âyet,8 âyet-i kerimesine kadar olan âyetlerin bu hadise üzerine indiği belirtilmektedir.

Amr ibn Hâlid kanalıyla gelen başka bir rivayette de Hz. Peygamber (sa)’in, bu âyet-i kerimenin nüzulü üzerine münafıklara istiğfarda bulunmalarını söylediği, onlarınsa tevbe istiğfar etmek yerine başlarını çevirip gittikleri; Beşîr ibn Müslim’den gelen bir rivayette de kendisi­ne: “Ey Ebu Hubâb, senin hakkında şiddetli âyetler nazil oldu. Rasûllah’a git de senin için istiğfar ediversin.” denildiğinde başını çevirdiği ve: “İman et, de­diniz iman ettim; zekât ver, dediniz verdim; kala kala bir tek Muhammed’e sec­de etmem kaldı.” dediği ayrıntısına yer verilmektedir

Tirmizî’deki başka bir rivayette hadisenin Tebük Gazvesi sırasında olduğu Suyûtî’deki rivayetlerden birinde de Sûrenin Tebük Gazvesinde ve gece nazil olduğu ayrıntısı varsa da Abdullah ibn Übeyy bu gazveye katılmadığına göre bu ayrıntı, ravilerden birinin hatası olmalıdır. Hadisenin Mustalik Oğulları gazvesinde ve Müreysî kuyusu başında olduğunda tarihçiler ve diğer hadis imamları müttefik­tirler.

Nitekim yine Tirmizî’de İbn Ebî Ömer kanalıyla Câbir ibn Abdullah’tan gelen bir rivayette bu husus açıkça belirtilmiştir. Bu rivayette Câbir şöyle anlatıyor: Allah’ın Rasûlü ile bir gazvede, Mustalik oğulları gazvesindeydik. Muhacirlerden bir adam ansardan bir adama eliyle (elinin tersiyle) vurdu. Muhacirlerden olan adam: “Yetişin ey muhacirler.” diye, ansardan olan da: “Yetişin ey ansar!” diye bağırdı, az daha birbirlerine gireceklerdi ki Rasûllah’a bu durum ulaşınca: “Nedir bu câhiliye davası?!” diye sordular. “Muhacirlerden birisi, ansardan birisine vurmuş.” dediler. Rasûl-i Ekrem (sa): “Bırakın bu kokuşmuş şeyleri.” buyurdular. Rasûl-i Ekrem’in bu sözünü Abdullah ibn Übeyy duyunca: “bunu da mı yaptılar? Vallahi eğer Medine’ye dönecek olursak mutlaka aziz olan zelîl olanı oradan çıkaracaktır.” dedi. Ömer: “Ey Allah’ın elçisi, beni bırak şu münafığın boynunu vurayım.” dedi. Hz. Peygamber (sa): “Bırak onu; insanlar, Muhammed ashabını öldürüyor demesinler.” Ömerden başkaları şöyle naklederler: Abdullah ibn Übeyy’in oğlu Abdullah babasına: “Allah’a yemin ederim ki Medine’ye dönmeden zelîl’in sen, Azîzin de Rasûllah olduğunu ikrar edeceksin.” dedi, o da oğlu Abdullah’ın bu söylediğini yaptı.

Vâhıdî’nin zikrettiğine göre tefsir ve Siyer âlimleri şöyle anlatırlar: Allah’ın Rasûlü Mustalik oğulları gazvesinde iken Müreysi suyu başında konaklamışlar. İnsanlar su almak üzere suyun başında toplanmışlar. Bu arada Ğıfâr oğullarından Hz. Ömer’in işçisi Cahcâh ibn Saîd el-Ğıfârî ile Hazrec oğullarından Sinan el-Cühenî suyun başında münakaşaya tutuşmuşlar. Sinan el-Cühenî “Yetişin ey ansar topluluğu!” diye bağırırken, Cahcâh el-Ğıfârî de “Yetişin ey muhacirler topluluğu!” diye bağırmış.

Medine-i Münevvere’ye dönüşlerinde Medine girişinde Abdullah ibn Übeyy gelip de şehre girmek isteyince oğlu Abdullah: “Geri çekil, giremezsin, ta ki Allah’ın Rasûlü (sa) girmene müsaade edinceye ve kimin azîz, kimin de zelîl olduğunu insanlar bilinceye kadar.” demiş de İbn Übeyy, oğlunun bu yaptığını Rasûlullah (sa)’a şikâyet etmiş. O da İbn Übeyy’in girmesine müsaade etmesi haberini göndermiş de böylece Medine-i Münevere’ye girebilmiş. İşte bunun üzerine bu âyet-i kerimeler inip de yalancılığı açıkça ortaya çıkınca “Ey Ebu Hubâb, senin hakkında çok şiddetli âyetler nazil oldu; Rasûllah’a git de senin için istiğfar ediversin.” denilmiş de o başını çevirip gitmiş. İşte “Onlara, gelin Allah’ın Rasûlü sizin için mağfiret dilesin, denildiği zaman başlarını çevirdiler…” kavli budur.

Vâhıdî’nin bu haberini Taberî, Abdullah ibn Ebî Bekr ve Muhammed ibn Yahya ibn Hıbbân’dan rivayetle daha geniş bir şekilde şöyle nakleder:

Rasûlullah (sa)’a Mustalik oğullarının, Hz. Peygamber (sa)’in hanımların­dan Cüveyriyye’nin babası el-Hâris ibn Dırâr komutasında kuvvet topladıkları haberi ulaşınca Rasûlullah (sa) onların üzerine yürüdü ve Kadîd tarafından sahi­le doğru Müreysî adındaki su başında onlarla karşılaştı. İki ordu birbirine girdi ve yapılan savaşta Allah Tealâ Mustalik oğullarını bozguna uğrattı da onlardan öldürülenler öldürüldü, Rasûllah (sa) oğullarını, kadınlarını ve mallarını ganimet olarak aldı. Savaş esnasında Hişâm ibn Sabâbe adında Kelb ibn Avf ibn Amir oğullarından birisi yanlışlıkla ansardan birisi tarafından öldürülmüştü. Ubâde ibnu’s-Sâmit’in ashabından olan bu ansari, onu düşman sanarak yanlış­lıkla öldürmüştü.

İnsanlar henüz bu suyun başındalarken bir ara insanların sucuları suyun ba­şına gelmişler. Hz. Ömer’in de Ğıfâr oğullarından Cahcah ibn Saîd adında bir işçisi atını yedekliyerek suyun başına gelmiş. Avf ibnu’l-Hazrec oğullarının dostu Sinan el-Cühenî ile suyun başında karşılaşıp sıkışmışlar ve tartışmaya başlamışlar. Sinan el-Cühenî “Yetişin ey ansar!” diye bağırırken Cahcâh da “Yetişin ey muhacirler!” diye bağırmış Abdullah ibn Übeyy ibn Selûl buna çok kızmış. Yanında kabilesinden bir grup ve henüz yaşı küçük olan Zeyd ibn Erkam da varmış. İbn Übeyy: “Bunu da mı yaptılar? Çoğaldılar da bizi belde­mizden mi kovacaklar? Bizim ve Kureyş celâbîbi’nin misali aynen “Besle köpeğini yesin seni” misali gibidir. Ama Allah’a yemin olsun ki eğer Medine’ye dönecek olursak elbette aziz olan zelîl olanı mutlaka oradan çıkaracaktır.” dedi sonra da yanında bulunan kabilesinden arkadaşlarına: “Bunu kendinize siz yap­tınız: Onları beldenize aldınız, mallarınızı onlarla paylaştınız. İşte yaptığınızın neticesi. Allah’a yemin olsun ki şayet elinizdekileri onlara vermeyip tutsaydınız ülkenizden ayrılıp başka taraflara giderlerdi.” dedi. Onun bu sözlerini duyan Zeyd ibn Erkam oradan ayrılıp Hz. Peygamber (sa)’in yanına geldi ve Hz. Pey­gamber (sa) gazveyle ilgili işlerini bitirirken duyduklarını O’na haber verdi. O olanları Hz. Peygamber (sa)’e haber verirken Hz. Ömer de Efendimiz (sa)’in yanında idi. “Ey Allah’ın elçisi, Abbâd ibn Bişr ibn Vakş’a emret, gidip şu adamı öldürsün.” dedi. Rasûlullah (sa): “Ey Ömer, insanlar, Muhammed ashabını öldürüyor, dedikleri zaman halimiz nice olur? Hayır, fakat insanlara buradan ayrılacağımızı ilân et.” buyurdu. Vakit, Hz. Peygamber (sa)’in normal olarak yola çıkacağı bir vakit değildi. Yola çıkıldı ve Abdullah ibn Übeyy, Zeyd ibn Erkam’in konuştuklarını Hz. Peygamber (sa)’e ulaştırdığını öğrenince Hz. Pey­gamber (sa)’e geldi ve onun söylediklerini söylemediğine, onları konuşmadığı­na yemin etti. Abdullah, kavmi nezdinde büyük, kendisine saygı gösterilen şe­refli birisiydi. Hz. Peygamber (sa)’in ashabından yanında bulunan ansardan ba­zıları: “Ey Allah’ın elçisi, çocuk belki de yanlış anlamış, sözü iyi bellememiştir.” diyerek Abdullah ibn Übeyy’i müdafaa etmek istediler. Allah’ın rasûlü (sa) yalnız kaldığında Üseyd ibn Hudayr yanına geldi, onu nübüvvet selâmıyla se­lâmladı, sonra: “Ey Allah’ın elçisi, daha önce yola çıkma âdetin olmıyan bir zamanda yola çıktın.” dedi. Rasûllah (sa): “Arkadaşınızın söylediği sana ulaşmadı mı?” buyurdu. Üseyd: “Hangi arkadaşımız ey Allah’ın elçisi?” diye sordu. Hz. Peygamber (sa): “Abdullah ibn Übeyy..” dedi. Üseyd: “Ne demiş?” diye sordu da Hz. Peygamber (sa): “Eğer Medine’ye dönerse Azîz olanın mut­laka zelîl olanı oradan çıkaracağını iddia etmiş.” buyurdu. Üseyd: “Allah’a ye­min olsun ki ey Allah’ın elçisi, dilersen sen onu oradan çıkarırsın; elbette zelîl olan odur, azîz olan sensin.” deyip şöyle devam eder: “Ey Allah’ın elçisi, ona rıfk ile muamele et. Allah’a yemin olsun, Allah seni Medine’ye getirdiğinde kabilesi ona taç giydirmeye hazırlanıyordu. O, senin bu kırallığını ondan aldığı­na inanıyor.”

Rasûlullah o gün ve gecesi boyunca, ertesi günün ilk saatlerinde de ashabı­nı yürüttü, yola devam ettiler. O gün güneş etkisini gösterip yakmaya başlayınca konakladılar. İyice yorulan insanlar toprağa yayılıp uyuyakaldılar. Hz. Peygam­ber (sa), insanlar Abdullah ibn Übeyy ile ilgili o konuyu konuşmaya fırsat bulamasınlar diye iyice yoruluncaya kadar onları yürütmüştü. Sonra insanları tek­rar yola çıkardı ve hicaz bölgesine ulaşarak Fuvayku’n-Nakî’de Nak’â’ (veya Bak’â’) adındaki bir su başında tekrar konakladılar. Oradan yola çıktıklarında öyle bir fırtına çıktı ki insanlar bundan çok eziyet görüp korktular. Rasûllah (sa): “Korkmayın, bu fırtına kâfirlerin büyüklerinden birisinin ölümü üzerine esmiştir.” buyurdular. Medine-i Münevvere’ye geldiklerinde duydular ki Kaynukâ oğullarından Rifâ’a ibn Zeyd ibn Tâbut o gün ölmüş. Ki yahudilerin büyüklerinden ve münafıklara yataklık eden birisiydi. İşte bütün bunlar üzerine Alah Tealâ’nın münafıkları zikrettiği Sûre Abdullah ibn Übeyy ve onunla birlik­te onun gibi olanlar hakkında nazil oldu, “O münafıklar sana geldiklerinde…” buyruldu. Bu Sûre-i celilenin inmesi üzerine Hz. Peygamber (sa), Zeyd’in kula­ğını tutmuş ve ona: “Allah Tealâ senin kulağının duyduğunu tasdik eyledi.” bu­yurmuştur.

Mustalik oğulları Gazvesi Hicretin beşinci yılında olduğuna göre bu sûre­nin nüzulü de bu sene olmuş demektir

Advertisements