84

    RevelationCuzPageSurah
    92 590Nisa(4)

٨٤

فَقَاتِلْ فى سَبيلِ اللّهِ لَا تُكَلَّفُ اِلَّا نَفْسَكَ وَحَرِّضِ الْمُؤْمِنينَ عَسَى اللّهُ اَنْ يَكُفَّ بَاْسَ الَّذينَ كَفَرُوا وَاللّهُ اَشَدُّ بَاْسًا وَاَشَدُّ تَنْكيلًا

(84) fe katil fi sebilillah la tükellefü illa nefseke ve harridil mü’minin asellahü ey yeküffe be’sellezine keferu vallahü eşeddü be’sev ve eşeddü tenkila

onun için sen Allah yolunda savaş sen ancak nefsinden sorumlusun teşvik et mü’minleri (savaşa) olur ki Allah üzerlerinden kaldırır o küfredenlerin şiddetini Allah’ın baskısı daha şiddetlidir kabir azabı daha şiddetlidir

(84) Then fight in Allah’s cause thou are held responsible only for thyself and rouse the Believers. It may be that Allah will restrain the fury of the Unbelievers for Allah is the strongest in might and in punishment.

1. fe : artık, öyleyse
2. kâtil : savaş, cihad et
3. : …’da
4. sebîli allâhi : Allah’ın yolu
5. lâ tukellefu : seni mükellef, sorumlu tutmaz
6. illâ : …’den başka
7. nefse-ke : senin nefsin, kendin
8. ve harrıdı : ve teşvik et
9. el mu’minîne : mü’minler
10. asâ : umulur ki
11. allâhu : Allah
12. en : olmak, yapmak
13. yekuffe : (kuvvet ve gücü, şiddeti) çeker
14. be’se : kuvvet, güç
15. ellezîne : onlar, olanlar
16. keferû : inkar ettiler, kâfir oldular
17. ve allâhu : Allah
18. eşeddu : daha şiddetli, daha çetin, daha güçlü
19. be’sen : kuvvet, güç olarak
20. ve eşeddu : ve daha şiddetli, daha çetin
21. tenkîlen : intikam, korkunç ceza

فَقَاتِلْ o halde sen savaşفِي سَبِيلِ yolundaاللَّهِ Allahلَا تُكَلَّفُ sen mükellef değilsinإِلَّا نَفْسَكَ kendinden başkası ileوَحَرِّضْ teşvik etالْمُؤْمِنِينَ mü’minleri deعَسَى umulur kiاللَّهُ Allahأَنْ يَكُفَّ önlerبَأْسَ baskısınıالَّذِينَ كَفَرُوا küfürlerinde bilinçli olarak ısrar eden kimselerinوَاللَّهُ şüphesiz ki Allahأَشَدُّ daha şiddetli olandırبَأْسًا baskısıوَأَشَدُّ daha şiddetlidirتَنكِيلًا cezası da

SEBEB-İ NÜZUL

Bu âyet-i kerimenin Bedr es-Suğrâ (Küçük Bedr) Gazvesi hakkında nazil olduğu söylenir.Ebu Süfyân, Uhud’dan ayrılırken “Mev’idimiz gelecek sene Bedr olsun.” diyerek ayrılmıştı. Kararlaştırılan bu zaman gelince Rasûlullah (sa), kimseyi bu gazveye katılmaya zorlamamış hattâ “Yalnız başına da olsam bu randevuya gideceğim.” buyurarak kararlılığını göstermekle yetinmiş, ona katılan 70 atlı ile randevu yerinde hazır bulunmuş ve fakat Ebu Süfyân bu buluşmaya gelmemiş ve bu yüzden bu gazvede savaş da olmamıştır.

Bu hadise daha önce Alu İmrân Süresinin 173-174. âyetlerinin de nüzul sebebi olarak geniş şekilde orada verildiğinden burada tekrarına gerek görmüyoruz

AÇIKLAMA

Allah Teâlâ bu ayet-i kerimede de kulu ve peygamberi Muhammed (s.a.)’e savaşa bizzat girişmesini, kendisine yardımdan geri duranları bırakmasını ve onlara önem vermemesini emretmektedir.

Ey Habibim Muhammed! Artık sen Allah yolunda savaş. Onlar seni yal­nız ve tek başına bıraksalar da önemli değil. Eğer düşmanlara karşı zafer el­de etmek istiyorsan kendinden başkasını cihada atılması için sorumlu tutma. Çünkü sana yardımcı olacak olan Allah’tır, askerler değil. O isterse sana tek başına da, etrafında binlerce asker ile yardım ettiği nusret ve zaferi nasip eder.

Kendin dışında kalan ve niçin bize savaşı farz kıldın ya Rab diyen, senin yanında ve karşında arz ettikleri itaatten başka entrika ve planlarla meşgul olanlara gelince onları kendi işleriyle başbaşa bırak. Şüphesiz Allah yaptıkları­nın cezasını verecektir.

Onlar hakkında sana düşen sadece cihada teşvik etmektir, onları kına­mak, azarlamak değildir. Allah Teâlâ haber verip vaad ediyor ki -O asla va­adinden caymaz- sana yönelecek şu Kureyş kafilesinin her ne türlü şiddet ve kuvveti olursa olsun onu defedecektir. Çünkü Allah Teâlâ kudret ve kuvvetçe de Kureyş’ten çetindir. Kahr u ceza, azap etme bakımından da daha çetindir. Onların kâfirlikleri, hak aleyhine cüretkârlıkları sebebiyle dünyada da ahirette de cezalarını vermeye kadirdir.

İşte bu ilâhî vaad fiilen gerçekleşmiş, Allah Teâlâ kâfirlerin satvet ve kuv­vetlerini defetmiş ve kırmıştır. Şöyle ki: Ebu Süfyan Uhud savaşından sonra gelecek yıl Bedir’de Müslümanlarla tekrar karşılaşma ve savaşma talebinde bulunmuş, Resulullah (s.a.) da bu talebi kabul etmişti. Uhud savaşının üçüncü senesinde Küçük Bedir’de karşılaşma vakti geldiğinde Rasul-i Ekrem (s.a.) ke­sin olarak çıkma kararını vererek: “Nefsim elinde olan Allah’a yemin olsun ki tek başıma da olsam savaşa muhakkak çıkacağım” buyurmuş, beraberinde sadece yetmiş kişi bulunduğu halde sefere çıkmış ve zafer elde etmişlerdi. Çünkü Ebu Süfyan “Bu yıl kıtlık yılı diyerek yoldan geri dönmüştü.” Kureyşlilerin ya­nında sadece kavut bulunuyordu, halbu ki onlar savaş gibi önemli işlere ancak bolluk zamanlarında girişirlerdi. Böylelikle Allah Teâlâ Peygamber Efendimiz (s.a.)’den kâfirlerin şerrini defetmiştir

Advertisements