34

٣٤

وَاذْكُرْنَ مَا يُتْلى فى بُيُوتِكُنَّ مِنْ ايَاتِ اللّهِ وَالْحِكْمَةِ اِنَّ اللّهَ كَانَ لَطيفًا خَبيرًا

(34) vezkürne ma yütla fi büyutikünne min ayatillahi vel hikmeh innellahe kane latiyfen habira
Düşünün evlerinizde okunan Allah’ın ayetlerinin hikmetlerini şüphesiz Allah latiftir, her şeyden haberdardır

(34) And recite what is rehearsed to you in your homes, of the Signs of Allah and His Wisdom: for Allah understands the finest mysteries and is well acquainted (with them).

1. vezkurne (ve uzkurne) : ve zikredin
2. mâ yutlâ : okunan şey
3. : içinde
4. buyûti-kunne : evlerinizin (hanımların)
5. min âyâtillâhi (âyâti allâhi) : Allah’ın âyetlerinden
6. ve el hikmeti : ve hikmet
7. innallâhe (inne allâhe) : muhakkak ki Allah
8. kâne : oldu
9. latîfen : lâtif, lütuf sahibi
10. habîren : haberdar olan


SEBEB-İ NÜZUL

a) İbn Cerîr’in İbn Abbâs ve İkrime’den rivayetlerine göre bu âyet-i kerime­ler özellikle Hz. Peygamber (sa)’in hanımları hakkında nazil olmuştur.

b) Vahidî’nin Ebu Bekir el-Hârisî kanalıyla Ebu Saîd’den rivayetine göre o “Ey O Peygamber’in ehl-i beyti, Allah muhakkak ki sizden eksikliği, pisliği gidermek ve sizi tertemiz kılmak ister.” âyet-i kerimesinin 5 kişi hakkında; Hz. Peygamber (sa), Ali, Fâtıma, Hasan ve Hüseyin hakkında nazil olduğunu söy­lemiştir. Taberî de bu hadisi Ebu Saîd el-Hudrî’den merfü olarak rivayet etmiştir.

Ebu Saîd el-Hudrî’nin Ümmü’l-Mü’minîn Ümmü Seleme’den rivayetinde o şöyle demiştir: Bu âyet-i kerime Rasûlullah benim odamda iken nazil oldu. Ben, odanın kapısı yanında oturuyordum. Bu âyet nazil olduğunda Hz. Pey­gamber (sa)’in yanında Ali, Fâtıma, Hasen ve Hüseyin vardı. Ben: “Ben, ey Allah’ın elçisi, ben senin ehl-i beytinden değil miyim?” diye sordum, “Elbette sen de hayırdasın ve sen Allah’ın Rasûlü’nün hanımlarındansın.” Buyurdu.


AÇIKLAMA

1- Kat kat sevap verilmesi: “Sizden kim Allah’a ve Rasulüne itaat et­meye devam eder ve salih amel işlerse ona mükâfatını iki kat veririz. Ayrıca biz böyle kimseler için değerli bir rızık hazırladık.”

Yani içinizden kim Allah ve Rasulüne itaat eder, bütün azaları Allah için ürperir, Rabbinin emrine icabet eder, salih amel işlerse; Peygamber’in Ehl-i Beyt’inden ve hane halkından olması sebebiyle ecir ve sevabı iki defa veririz. Buna ilâve olarak böyle kimseler için ayıplar, noksanlıklar bulunan dünya rızıklarının aksine ahirette ve cennette hiçbir aybı ve kusuru olma­yan, hiçbir kimsenin minneti olmayan ve kendi kendine gelen değerli bir rızık vardır. Bundan dolayı dünyada “kerîm: çok ikram sever” vasfı ile ha­kiki ve mükemmel bir vasıf olarak sadece Rezzak olan Cenab-ı Hak tavsif olunabilir. Ahirette de rızkın bizzat kendisi “kerîm: değerli” vasfıyla tavsif olunmaktadır.

Dikkat edilirse Cenab-ı Hak ecir verilmesi durumunda bu ecri verenin (Allah’ın) açıkça ifade edilmesi için “nü’tihî: veririz” ifadesi kullanılmıştır. Bir önceki ayette azap verilmesi durumunda mükemmel rahmete ve kere­me işaret olması için azap veren, açıkça ifade edilmemiş “yüdâa” kelimesi kullanılmıştır. Çünkü kerîm: iyikliksever kimse fayda verme durumunda kendisini ve fiilini ortaya koyar. Sıkıntı ve zarar verme durumunda kendi­sini zikretmez.

2- Peygamberimiz (s.a.)’in hanımlarının diğer bütün hanımlardan farklı oluşu: “Ey Peygamberin hanımları! Sizler kadınlardan herhangi biri gibi değilsiniz.”

Ey Peygamber’in eşleri! Sizin bütün müminlerin anneleri olmanız, peygamberlerden en hayırlısının eşleri olmanız, sizin evinizde ve sizin hak­kınızda Kur’an’ın inmesi sebebiyle fazilet, mertebe, şeref ve itibar konusun­da kadınlar topluluğu içinde sizin hiçbir benzeriniz yoktur. Bu ifade aynen Arapların, falan, insanlardan (sıradan) biri gibi değildir, sözüne benzemek­tedir. Bunun manası bu kimsede başkasında bulunmayan daha hususî bir vasıf, meziyet ve fazilet vardır, demektir. Hz. Peygamber’in hanımları da böyledir. Onların şerefi Buhari Müslim hadisinde: “Ben onlardan biri gibi değilim.” diyen Hz. Peygamber (s.a.)’in yüce mertebesinden kaynaklan­maktadır.

3- Yumuşak söz söylemelerinin yasaklanması: “Eğer takva sahibi ol­mak istiyorsanız, çekici bir eda ile konuşmayın. Yoksa kalbinde hastalık bu­lunan kimse arzu duyar. Siz ciddi söz söyleyin.”

Yani siz takvayı isterseniz, yahut Allah’ın hükmüne ve Rasulünün (s.a.) rızasına aykırı davranmaktan sakınan kimseler iseniz erkeklerle konuşurken yumuşak ve ince konuşmayın. Sözleriniz ciddi, ihtiyatlı ve güçlü olsun. Böylece kalbinde kuşkuya, fasıklığa ve hayasızlığa meyil olan kimse ihaneti arzu etmemiş olur. Siz sesinde eğme bükülme olmayan, kuş­kudan uzak kocalarınıza hitap ettiğinizden farklı olarak normal, alışılage­len ciddi söz söyleyin.

Bu yasaklama Hz. Peygamber (s.a.)’in hanımları için böyle bir duru­mun ihtimal dahilinde olduğu manasına gelmez. Bundan murad onların en yüce faziletlere ve bu faziletli amelleri uygulamaya teşvik etmektir.

Cenab-ı Hak, Hz. Peygamber (s.a.)’in hanımlarını hayasızlıktan, yani çirkin fiillerden menedince bunun ilk adımı olan, kalbinde hayasızlık, fasıklık ve münafıklığa meyil olan kimsenin kötü anlayışına sebep olacak şe­kilde kuşkulu ve karşı tarafa arzu verici tarzda yabancı erkeklerle konuş­maktan da menetti.

Ümmetin hanımları Allah Tealâ’nın emrettiği bu edeplerde Hz. Pey­gamber (s.a.)’in hanımlarına tabidirler. Kısaca; kadın yabancı erkeklerle kocasıyla konuşur gibi konuşmayacaktır.

“Eğer gerçekten Allah’tan korkuyorsanız” ifadesi,

a) Ya “Siz gerçekten Allah’tan korkuyorsanız, kadınlardan herhangi biri gibi değilsiniz” manasında bu cümleden önceki cümleye bağlıdır. Zira Allah katında en üstün olanlar Allah’tan en çok korkanlardır.

b) Yahut “Gerçekten Allah’tan korkuyorsanız (yabancı erkeklerle ko­nuşurken) çekici bir eda ile konuşmayın” manasında kendisinden sonraki cümleye bağlıdır.

c) “İn ittekaytünne” kelimesinin “yabancı erkeklerden biriyle karşılaş­tığınız zaman” manasında olması da doğrudur. Zira “itteka” kelimesinin karşılaştı manasında kullanılması Arap dilinde bilinen bir kullanış tarzıdır.

Ebu Hayyam şöyle diyor: Bu mana Hz. Peygamber (s.a.)’in hanımlarını medhetme hususunda daha beliğdir. Zira bu durumda onların ne faziletli oluşları, ne de yabancı erkeklerle çekici eda ile konuşmalarının yasaklan­ması takvaya bağlanmamaktadır. Çünkü onlar kendi nefislerinde gerçek­ten Allah’tan korkan (müttekî) hanımlardır. Yapılan nehyin takvaya bağlanması zahiri itibariyle kendilerinin takva ile muttasıf olmamalarını gerektirmektedir.

“Maraz: hastalık” kelimesiyle anlatılmak istenen husus hayasızlık ar­zusu veya meyli demektir. Bu da fasıklık ve kötü sözdür. En doğru olan mana da budur. Bu ayette münafıklığın yeri ve ilgisi yoktur.

4- Evlerde oturmanın emredilmesi ve açık saçıklığın yasaklanması: “Evlerinizde oturun. Önceki cahiliye devri kadınlarının açılıp saçılması gi­bi açılıp saçılmayın.”

Tirmizî ve Bezzar’ın Abdullah b. Mes’ud’dan rivayet ettikleri bir hadis-i şerif­te Peygamberimiz (s.a.) şöyle buyurmaktadır: “Kadın avrettir. Evinden dı­şarı çıktığı zaman şeytan onu izler. Rabbinin rahmetine en yakın olduğu yer evinin dip köşesidir.”

Yine Ebu Davud’un naklettiği bir hadis-i şerifte Peygamberimiz (s.a.) şöyle buyurmuştur: “Kadının gizli bir yerde kıldığı namazı, özel odasında kıldığı namazından daha efdaldir. Özel odasında kıldığı namazı, evinde açıktan kıldığı namazından daha efdaldir.”

Kadınların mescidlere çıkması genç kızlar için caiz olmasa da yaşlı ka­dınlar için caizdir. Bunun delili İmam Ahmed ve Müslim’in İbni Ömer’den rivayet ettiği Peygamberimiz (s.a.)’in: “Allah’ın kadın kullarını Allah’ın mescidlerinden alıkoymayın. Kadınlar -mescide giderken- tanınmayacak şekilde çıksınlar.”

İslâm’dan önceki eski cahiliye dönemindeki kadınların açılıp saçılması gibi açılıp saçılmayın. Cahiliye: İslâm’dan önceki kâfirlerin yoludur. Teberrüc: Kadının başındaki başörtüsünü bağlamadan atması, boynunu, küpelerini ve gerdanlıklarını ortaya koymak suretiyle göğüs ve gerdan gibi vücudunun güzel yerlerini ve ziynetlerini yabancı erkeklerin bakışına sun­masıdır.

5- Allah ve Rasulüne taatın devam etmesi: “Namaz kılın, zekât verin. Allah’a ve Peygamber’ine itaat edin.”

Cenab-ı Hak, Hz. Peygamber (s.a.)’in hanımlarına ciddi söz (hayırlı, alışılagelen güzel iyi söz) söylemelerini emrettikten sonra evlerinde otur­maları gibi kadınlara uygun davranışları beyan etti. Cenab-ı Hak daha sonra şerli davranışları yasakladı. Onlara namazı dosdoğru kılmalarını (namazı huşu içerisinde, rukün ve şartlarını tam anlamıyla yerine getir­mek suretiyle şer’an istenen şekilde eda etmelerini), zekât vermelerini (şer’an farz olan miktarda -zenginlerden fakirlere- yapılan iyilik şeklindeki bu emri yerine getirmelerini), emrettiği ve nehyettiği her konuda Allah’a ve Rasulüne itaat etmelerini emretti.

Allah Tealâ namaz ve zekâtın önemi, değeri ve büyük sonuçları sebe­biyle bu iki ibadeti özellikle zikretti. Birincisi, gönül temizliği ve dinin dire­ğidir. İkincisi, mal temizliği ve fakirliğe karşı koyma yoludur. Bu iki ibadet bedeni ve malî taatin temel iki direğidir.

“Allah’a ve Rasulüne itaat edin.” ifadesi umumi olanın hususî olana atfı babındandır. Zira mükellefiyet sadece namaz ve zekâta ait değildir. Mükellefiyet Allah Tealâ’nın emrettiği ve nehyettiği her şeyi içine almakta­dır. Allah’ın emriyle Rasulünün emri birdir.

6- Yüksek itibarın gerçekleşmesi: “Ey Peygamber ailesi! Şüphesiz Allah, sizi günah ve kötülüklerden arındırıp tertemiz kılmak ister.”

Yani bu emir, nehiy ve öğütlerin sebebi sadece sizden günahı gider­mek, sizi masiyet ve günahların kirinden arındırmak için kalplerinizi iman nuruyla imar etmektir.

Ayetteki “rics: kirlilik” kelimesi günahlar için, “tuhr: temizlik” kelimesi takva içindir. Zira masiyetleri işleyenin benliği, kişiliği, kalbi bu masiyetlerle, maddî pisliklerle bedenin pislendiği gibi kirlenmekte, bu taatlerle bir­likte de temiz elbise gibi tertemiz olarak kalmaktadır. Bu istiarede Allah’ın nehyettiği şeylerden nefret ettirme, Allah’ın emrettiği şeylere teşvik etme vardır. “Rics: kirlilik” kelimesi günah, azab, necaset ve noksanlıklar için kullanılmaktadır. Allah bütün bunları Ehl-i Beyt’ten gidermektedir.

Ehl-i Beyit: Hz. Peygamber (s.a.)’le sıkı irtibat içinde bulunan eşler ve akrabaların tamamıdır. Emirlerin bunlara tevcih edilmesi, bunların üm­metin önderleri olması dolayısıyladır. İmam Ahmed ve Tirmizî, Enes b. Malik (r.a.)’den naklettiğine göre Rasulullah (s.a.) altı ay boyunca sabah namazına çıktığı zaman Hz. Fatıma (r.a.)’nın kapısına uğrar ve şöyle derdi: “Namaz, ey Ehl-i Beyt! şüphesiz Allah sizi günah ve kötülüklerden arındı­rıp tertemiz kılmak ister.”

7- Kur’an ve sünnetin öğretilmesinin emredilmesi ve nimetlerin hatır­latılması: “Evlerinizde okunan Allah’ın ayetlerini ve hikmeti hatırlayın. Şüphesiz Allah Latiftir, Habîr’dir.”

Yani evlerinizin vahiy beşiği kılınması gibi Allah’ın üzerinizdeki ni­metlerini hatırlayın. Burada okunan Allah’ın Kur’an’ındaki ayetlerini ve Rasulullah (s.a.)’a inen sonsuz hikmet, hükümler, ilimler ve şer’î esasları sakın unutmayın. Bununla amel edin ve bunu öğretin. Şüphesiz ki O La­tiftir (her şeyin inceliğini bilir). Size faydalı olan ve sizin dininizde size ya­rarlı olacak şeylerden gayet haberdardır. Bunu sizin üzerinize indirdi. Ayetleri ve şer’î esasları sizin evlerinizde kıldı. Sizi Rasulullah (s.a.)’ın ha­nımları olarak seçti. Onun, fiili gayet hassas ve ince olup bilgisi her şeye ulaşır.

Burada taatte bulunmaya ve şer’î mükellefiyetlere sarılmaya teşvik etme; isyanda bulunmak, aykırı davranmak ve masiyetleri işlemekten nef­ret ettirme amacı bulunmaktadır.