22

    RevelationCuzPageSurah
    34 26518Qaf(50)

٢٢

لَقَدْ كُنْتَ فى غَفْلَةٍ مِنْ هذَا فَكَشَفْنَا عَنْكَ غِطَاءَكَ فَبَصَرُكَ الْيَوْمَ حَديدٌ

(22) le kad kunte fi ğafletim min haza fekeşefna anke ğitaeke febesarukel yevme hadid
Kesinlikle sen bundan gaflet içindeydin şimdi senden perdeni açtık artık bugün gözün keskindir

(22) (It will be said:) Thou wast heedless of this now have We removed thy veil, and sharp is thy sight this Day!

1. lekad : andolsun
2. kunte : sen idin, oldun
3. fî gafletin : gaflet içinde
4. min hâzâ : bundan
5. fe : böylece, işte
6. keşef-nâ : kaldırdık (keşfini açtık)
7. an-ke : senden
8. gıtâe-ke : senin perden
9. fe besaru-ke : artık senin görüşün
10. el yevme : bugün
11. hadîdun : keskindir

لَقَدْ andolsun كُنْتَ sen idin فِي içerisinde غَفْلَةٍ gaflet مِنْ هَذَا bundanفَكَشَفْنَا şimdi kaldırdık عَنْكَ senden غِطَاءَكَ perdeni فَبَصَرُكَ gözünالْيَوْمَ bugün حَدِيدٌ pek keskindir


AÇIKLAMA

“Andolsun insanı biz yarattık ve nefsinin ona neler fısıldadığını da bili­riz. Biz ona şah damarından daha yakınız.” Yani andolsun biz insan neslini ortaya çıkardık. Biz iyilik ve kötülük olarak insanın zihninde ve kalbinde bulunan bütün düşüncelerini ve bütün hallerini biliriz. Ona şah damarın­dan daha yakın olduğumuza göre kalbindeki herhangi bir düşünce bize na­sıl gizli kalabilir! “Biz ona şah damarından daha yakınız.” ayetinin manası şudur: “Şüphesiz Allah’a hiçbir şey gizli kalmaz.” İbni Kesir şöyle demiştir: “Yani Allah Tealâ’nın melekleri insana şah damarından daha yakındır.”

Böylece Allah Tealâ, insanı yarattığını, Onun ilminin insanın zihnin­den ve gönlünden geçenlere varana dek bütün hallerini kuşattığını ve onun sahip olduğu hallerden hiçbirinin O’na gizli kalmadığını haber vermiştir. Fakat kalpten geçen düşünceler için ceza yoktur. Bunun delili Rasulul-lah’ın şu sahih hadisidir: “Şüphesiz Allah Tealâ konuşmadıkları ve yapma­dıkları müddetçe kalplerinden geçirdiklerinden dolayı ümmetimi sorumlu tutmaz.

Ayet-i kerime yeniden dirilişi inkâr etmeleri hususunda kâfirlere karşı deliller ikame etmek için getirilmiştir.

Sonra Allah Tealâ, insanın kalbindekileri bilmesine rağmen kendisine karşı delil ileri sürmesini önlemek için onun amellerini yazan ve muhafaza eden iki meleği görevlendirdiğini zikretmiş ve şöyle buyurmuştur:

“Hani iki melek sağında ve solunda oturarak yaptıklarını yazmakta­dırlar.” Yani hafaza meleklerinin insanın konuştuklarını ve yaptıklarını kaydettikleri esnada biz ona en yakın olandan da daha yakınızdır. Onların biri sağda oturur, diğeri de solda. İnsanın konuştuklarını ve yaptıklarını kaydederler. Ayetteki “oturan” lafzı seninle beraber olan manasmdadır. Sağ taraftaki melek iyilikleri, sol taraftaki melek ise kötülükleri yazar.

Ebu Ümame’den rivayet edilen bir hadiste Rasulullah (s.a.) şöyle bu­yurmuştur: “Kişinin sağındaki melek iyilikleri yazar, solundaki de kötülük­leri, iyilikleri yazan kötülükleri yazandan daha güvenlidir. Zira insan bir iyilik yaptığı zaman sağdaki melek onu on iyilik olarak yazar. Ancak insan bir kötülük yaptığı zaman sağdaki melek soldakine şöyle der: Onu yedi saat bekle, belki teşbih veya istiğfar eder.

“İnsan hiçbir söz söylemez ki yanında yazmaya hazır bir gözcü bulun­masın. ” Yani Ademoğlu’nun konuştuğu bütün kelimeleri gözetleyen ve keli­meleri yazmak için sürekli onunla beraber olan bir melek vardır. Bu melek her şeyi yazar. Nitekim Allah Tealâ İnfitar suresinde şöyle buyurmuştur: “Üzerinizde bekçiler, değerli yazıcılar vardır, onlar yapmakta olduklarınızı bilir.” Rakîb işleri takip edip kontrol eden; atîd ise şahitlik ve muhafaza et­mek için hazır bulunup asla ayrılmayan melek demektir.

Ayetin ilk anlamına göre melek bütün sözleri yazar. İbni Abbas (r.a.) şöyle demiştir: “Ancak mükâfat ve ceza gerektirecek sözler yazılır.” Bunu hasen sahih olarak rivayet edilen şu hadis teyit etmektedir: “Bir kişi Allah ‘m razı olduğu bir söz söyler, bunun yerine ulaşmadığı zannına kapıla­bilir. Halbuki Allah Tealâ bu söz yüzünden kendisine kavuşacağı güne ka­dar ona rızasını yazar. Diğer bir kişi de Allah’ın hoşnut olmadığı bir söz söyler de bunun büyük bir söz olmadığı zannına kapılabilir. Halbuki Allah Tealâ bu sebeple ona kıyamet gününe kadar gazabını yazar.

Hasan-ı Basri “sağında ve solunda oturan” ayetini okuduktan sonra şöyle demiştir: Ey insan! Senin için bir defter açıldı ve biri sağında biri so­lunda olmak üzere iki melek senin için vazifelendirildi. Sağ taraftaki mele­ğe gelince o senin iyiliklerini kaydeder, sol taraftaki ise kötülüklerini kay­deder. İstediğini yap, ister az yap; ister çok. Öldüğün zaman defterin dürülür ve kabirde boynuna asılı bir şekilde beraberinde bulunur. O anda Allah Tealâ şöyle buyurur: “Her insanın amelini boynuna bağladık. İnsan için kı­yamet gününde, açılmış olarak önüne konacak bir kitap çıkarırız. Kitabını oku! Bugün sana hesap sorucu olarak kendi nefsin yeter.” Hasan-ı Basri şöyle devam eder: Allah’a yemin olsun ki, içinde senin hesabını tutan bir şey vardır.

Müşriklerin yeniden dirilişi inkâr etmeleri açıklanıp Allah Tealâ’nın ilmi ve kudretinden haber verilerek onların bu düşünceleri reddedilmiştir. Sonra onlara ölüm anında ve kıyamet vaktinde gerçekten karşılaşacakları küçük ve büyük kıyametlerin yakın olduğunu haber vermiştir. Allah Tealâ insanın küçük kıyameti hakkında şöyle buyurur:

“Ölüm sarhoşluğu artık gerçeği getirmiştir. “İşte (ey insan!) bu senin öteden beri kaçtığın şeydir.” denir.” Yani ey insan, işte insanı baygın hale getirip aklını dumura uğratan ölümün şiddetli azabı ve sarhoşluğu, gerçeği açığa çıkarır ve peygamberlerin getirdiği yeniden diriliş, çeşitli vaad ve tehdit haberlerinin doğruluğu ortaya çıkar. Senin kendisinden şüphe duy­duğun şey gerçekte bu ölümdür veya sürekli olarak kendisinden kaçtığın bu gerçektir. Burada kendisinden kaçılan şey ölüm diye tefsir edilirse ayet­teki hitap “Andolsun ki biz insanı yarattık.” ayetinden iltifat (muhatabındeğişmesi) yoluyla insandır. Şayet kendisinden kaçılan şey hakikat diye tefsir edilirse buradaki hitap asi kimseleredir.

“bi’l-hakkı” lafzındaki “ba” geçişlilik içindir. Buna göre mana şöyledir: Ölüm sarhoşluğu, ölümün kesin olarak gerçekleşmesi veya ölünün bahtiyar­lığı yahut bedbahtlığı gibi işin hakikatini ve halin açıklığını getirmiştir. Sa­hih olan bir hadiste Hz. Aişe’den şöyle rivayet edilmiştir: “Rasulullah (s.a.) ölüm baygınlığı geldiğinde “Sübhanallah! Ölümün şüphesiz kendisine has birçok sarhoşluğu vardır.” buyurarak alnındaki terleri silmeye başlamıştır.”

Allah Tealâ büyük kıyamet hakkında şöyle buyurmuştur: “Sur’a üfürülür. İşte bu geleceği vaadedilen gündür.” Yani Sur’a yeniden diriliş nefhası üfürülür. İşte en büyük tehlikelerin olacağı o vakit, Allah’ın ahirette kâ­firleri azapla tehdit ettiği gündür.

Sahih bir hadiste Rasulullah şöyle buyurmuştur: “Boynuzu üfürecek olan (İsrafil) boynuzu ağzına alıp üfürmek için kendisine izin verilmesini beklerken ben nasıl nimetlere dalabilirim? Bunun üzerine “Ey Allah’ın Rasulü (s.a.) bu durumda biz ne söyleyelim?” dediler. Rasulullah (s.a.) “Allah bize yeter o ne güzel vekildir.” deyin buyurdu. Bunun üzerine orada bulu­nan topluluk “Allah bize yeter, O ne güzel vekildir.” dediler.

“Herkes yanında bir götürücü ve bir şahitle beraber gelir.” Yani her bir insan bedeni ve ruhu ile yanında kendisini mahşere götüren bir melek ve yaptığı iyi kötü amellerine şahitlik yapacak olan bir melek nezaretinde gelir.

İşte o zaman insana şöyle denilir:

“Andolsun ki sen bundan gaflette idin. Biz hemen senin perdeni kaldır­dık. Bu sebeple bugün artık bakışın keskindir.” Yani kâfire,iyi veya kö­tü her kişiye şöyle denilir: “Dünyada iken sen bu gidişattan gafil idin. Bu­gün artık önündeki ahiret ahvali ile aranda bulunan perdeyi kaldırdık. Do­layısıyla şimdi bakışın dünya hayatında gizli olan şeyleri görecek kadar keskin ve kuvvetlidir. Çünkü kıyamet günü kâfirlerden her biri varacağı yeri görmüş, dünyada iken inkâr ettiği şeyin farkına varmış olur.

Advertisements