12

١٢

اَلَا اِنَّهُمْ هُمُ الْمُفْسِدُونَ وَلكِنْ لَايَشْعُرُونَ

(12) Ela innehüm hümül müfsidune ve lakil la yeş’urun
dikkat edin! onlar muhakkak ifsat edicilerdir lakin farkında değillerdir

(12) Of a surety, they are the ones who make mischief, but they realize (it) not.

1. e lâ : değil mi, (öyle) değil mi
2. inne-hum : muhakkak ki onlar, gerçekten onlar
3. hum : onlar
4. el mufsidûne : fesat çıkaranlar
5. ve : ve
6. lâkin : lâkin, fakat
7. lâ yeş’urûne : (şuurunda) bilincinde olmazlar,

أَلَاdikkat edin إِنَّهُمْdoğrusu onlar هُمْ الْمُفْسِدُونَ fesat çıkaranların ta kendileridir وَلَكِنْnevar ki لَا يَشْعُرُونَfarkında değiller


AÇIKLAMA

Bu âyette anlatılan insanlar, Rum-7’deki dünya hayatının zahirini bilen fakat ahiretten gâfil olanlardır ve faydasız bir ilmin sahibi olduklarından haberdar değillerdir. Çünkü okudukları kitaplar onlar açısından değerli olan insanların asırlar boyunca yazdıklarıdır. Kur’ân-ı Kerim’in ruhunun tefsirine sahip olmadıkları için Lokman-6’ya göre boş sözler satın alanlar da ve o bilgileri öğrenmişler ve o bilgileri öğretmektedirler. Ama o bilgiler, onları Allah’ın yoluna ulaştırmayan faydasız bir ilmi temsil etmektedir. Allahû Tealâ bu hususu Kur’ân-ı Kerim’de tarif etmektedir (cuma-5): Kitapların eşek tarafından taşınanı değil, kişinin Allah’a ulaşmayı dileyerek, ruhunu, vechini, nefsini ve iradesini Allah’a teslim etmesini sağlayanı (Kur’ân’ın gerçek lâfzı ve ruhu), Allah’ın katında kıymetlidir.
Allahû Tealâ açık ve kesin bir şekilde müfsidlerin bunun şuurunda olmadığını ifade etmektedir. Onlar söylediklerinin yanlış olduğundan haberdar değillerdir. doğruyu söylediklerini zannetmektedirler.
30 / RÛM – 7: Ya’lemûne zâhiren minel hayâtid dunyâ, ve hum anil âhıreti hum gâfilûn(gâfilûne).
Onlar, dünya hayatının zahirini (görünen kısmını) bilirler. Ve onlar, ahiretten gâfil olanlardır.
31 / LOKMÂN – 6: Ve minen nâsi men yeşterî lehvel hadîsi li yudılle an sebîlillâhi bi gayri ilmin ve yettehızehâ huzuvâ(huzuven), ulâike lehum azâbun muhîn(muhînun).
Ve insanlardan bir kısmı boş sözleri satın alırlar, ilimleri olmaksızın Allah’ın yolundan saptırmak için. Ve onu eğlence (alay konusu) edinirler. İşte onlar için muhin (aşağılayıcı) bir azap vardır.
62 / CUMA – 2: Huvellezî bease fîl ummiyyîne resûlen minhum yetlû aleyhim âyâtihî ve yuzekkîhim ve yuallimuhumul kitâbe vel hikmeh(hikmete), ve in kânû min kablu le fî dalâlin mubîn(mubînin).
Ümmîler arasında, kendilerinden bir resûl beas eden (görevlendiren) O’dur. Onlara, O’nun (Allah’ın) âyetlerini okur, onları tezkiye eder (nefslerini temizler), onlara Kitab’ı (Kur’ân-ı Kerim’i) ve hikmeti öğretir. Ve daha önce (Allah’a ulaşmayı dilemeden evvel) elbette onlar, sadece açık bir dalâlet içinde idiler.

Advertisements