37

٣٧

رَبَّنَا اِنّى اَسْكَنْتُ مِنْ ذُرِّيَّتى بِوَادٍ غَيْرِ ذى زَرْعٍ عِنْدَ بَيْتِكَ الْمُحَرَّمِ رَبَّنَا لِيُقيمُواالصَّلوةَ فَاجْعَلْ اَفِْدَةً مِنَ النَّاسِ تَهْوى اِلَيْهِمْ وَارْزُقْهُمْ مِنَ الثَّمَرَاتِ لَعَلَّهُمْ يَشْكُرُونَ

(37) rabbena inni eskentü min zürriyyeti bi vadin ğayri zi zer’in inde beytikel muharrami rabbena li yükiymus salate fec’al ef’idetem minen nasi tehvi ileyhim verzukhüm mines semerati leallehüm yeşkürun

ey Rabbimiz! gerçekten ben zürriyetimi yerleştirdim ekin bitmez bir vadide senin haremi şerifine yakın (bir yere) ey Rabbimiz! namazı dosdoğru kılsınlar diye bundan böyle insanların gönüllerini oraya meylettir ve mahsullerinden onları rızıklandır olur ki onlar şükür ederler

(37) O our Lord I have made some of my offspring to dwell in a valley without cultivation, by thy Sacred house O our Lord, that they may establish regular prayer: so fill the hearts to some among men with love towards them, and feed them with fruits: so that they may give thanks.

1. rabbe-nâ : Rabbimiz
2. innî : muhakkak ben
3. eskentu : yerleştirdim, iskân ettim
4. min zurriyyetî : zürriyetimden
5. bi vâdin : bir vadiye
6. gayri : olmayan
7. zî zer’ın : ekine sahip
8. inde : yanında
9. beyti-ke el muharremi : senin Beyt-i Haram’ın
10. rabbe-nâ : Rabbimiz
11. li yukîmu es salâte : (namazı ikame etmek için) namazı ikame etsinler
12. fec’al (fe ic’al) : böylece kıl
13. ef’ideten : gönüller
14. min en nâsi : insanlardan
15. tehvî : sen meylettir
16. ileyhim : onlara
17. verzuk-hum : ve onları rızıklandır
18. min es semerâti : ürünlerden
19. lealle-hum : umulur ki onlar, böylece onlar
20. yeşkurûne : şükrederler


AÇIKLAMA
“Rabbimiz! Ben çocuklarımdan kimini, namaz kılabilmeleri için, senin mukaddes evinin yanında, ziraate el verişsiz bir vadiye yerleştirdim. Rab bimiz! İnsanların bir kısmının gönül lerini onlara meylettir, şükretmeleri için onları ürünlerle rızıklandır.”