14

١٤

اَفَمَنْ كَانَ عَلى بَيِّنَةٍ مِنْ رَبِّه كَمَنْ زُيِّنَ لَهُ سُوءُ عَمَلِه وَاتَّبَعُوا اَهْوَاءَ هُمْ

(14) e fe men kane ala beyyinetim mir rabbihi ke men züyyine lehu suü amelihi vettebeu ehvaehüm
Şimdi Rabbinden bir beyyine üzerinde olan kimse,olur mu? kötü ameli kendisine süslü gösterilen kimse gibi ve hevasının peşine düşmüş

(14) Is then one who is on a clear (Path) from his Lord, no better than one to whom the evil of his conduct seems pleasing, and such as follow their own lusts?

1. e : mi
2. fe : o zaman, öyleyse
3. men : kim, kimse
4. kâne : oldu
5. alâ : üzerine
6. beyyinetin : açık belge, delil
7. min rabbi-hî : Rabbinden
8. ke : gibi
9. men : kimse, kişi
10. zuyyine : süslü gösterdi
11. lehu : ona
12. sûu : kötü
13. ameli-hî : onun ameli
14. vettebeû : ve tâbî oldular
15. ehvâe-hum : kendi hevaları

أَفَمَنْ كَانَ şimdi bulunan kimseعَلَى üzerindeبَيِّنَةٍ apaçık bir belgeمِنْ رَبِّهِ Rabbindenكَمَنْ kimseler gibi midirزُيِّنَ süslü ve çekici gösterilmişلَهُ kendisineسُوءُ kötüعَمَلِهِ ameliوَاتَّبَعُوا ve uyanأَهْوَاءَهُمْ kendi hevalarına


AÇIKLAMA

“Yeryüzünde dolaşıp kendilerinden öncekilerin sonlarının nasıl oldu­ğunu görmezler mi? Allah onların kökünü kazıdı. Kâfirlere de o kötü sonu­cun benzerleri vardır.” Yani Allah’a şirk koşan, peygamberini yalanlayan bu insanlar, ibret almak için, Ad, Semud, Lût kavminin ve diğerlerinin yurtlarında gezip geçmiş milletlerin akıbetlerinin nice olduğunu, daha ön­ceki kâfirlerin vardıkları sonu görmediler mi? Çünkü yalanlamaları ve in­kârları sebebiyle ülkelerindeki azap izleri halâ bulunmaktadır. Şüphesiz ki Allah, onların ülkelerini başlarına yıkmış, onları helak edip aile, çocuk ve mallarından zikre değer hiçbir şey bırakmamıştır. Aralarındaki müminleri ise kurtarmıştır.

Bu yalanlayıcı kâfirler ve tüm inançsız milletler için daha önceki kâ­firlerin akıbetlerinin benzerleri vardır. Kureyş kâfirleri dünyada, Bedir Sa­vaşında ve Mekke’nin fethinde hiç de sevmedikleri bir bozguna uğratılarak cezalandırılmıştır. Ahirette ise cehennem ateşinde çok şiddetli azap onlar içindir.

Bu cezanın sebebini de yüce Allah şöyle belirtmiştir:

“Bu Allah’ın, inananların yardımcısı olmasından dolayıdır. Kâfirlere gelince onların yardımcıları yoktur.” Yani Allah’ın, kâfirleri mahvedip, kök­lerini kazıması, müminlerin ise kurtuluşu, Onun, mümin kullarına ve Rasulüne itaat edenlere yardımcı olması dolayısı iledir. Allah’ı inkâr edip, peygamberini tekzip edenlerin ise kendilerinden azabı savacak hiçbir yar­dımcıları yoktur. Bu sebeple başlarına azap gelmişttir.

Allah Tealâ inanan ve inanmayanların dünyadaki halini takiben, ahiretteki durumlarını şöyle beyan etmiştir:

1- “Muhakkak ki Allah, inanıp iyi işler yapanları, altlarından ırmak­lar akan cennetlere koyar.” Allah, kıyamet gününde kendisine inanıp tasdik edenleri, güzel güzel işler yapanları, farzları yerine getirip günahlardan kaçınanları yüceltmek için, köşklerinin altlarından nehirler akan cennetle­re koyarak mükâfatlandıracaktır.

2- “İnkâr edenler ise (dünyadan) faydalanırlar, hayvanların yediği gibi yerler. Onların yeri ateştir.” Allah’ın varlığını ve birliğini inkâr edenler, pey­gamberini yalanlayanlar dünya nimetinden yararlanırlar, hayvanlar gibi yerler, mideleri ve tenasül uzuvlarından başka hiçbir düşünceleri yoktur, akıbetten gafildirler. Bu sebeple Ahmed b. Hanbel, Buhari, Müslim, Tirmizi ve İbni Mace’nin Abdullah b. Ömer’den rivayet ettikleri sahih bir hadiste şöyle denilmektedir. “Mümin, bir mide ile yer, kâfir ise yedi mide ile.” Ceza gününde cehennem ateşi onların kalacağı mesken ve menzilleridir.

Kısacası Allah, ahiret aleminde mümini cennete, kâfiri ise cehenneme koyacaktır.

Sonra Allah Tealâ Mekke müşriklerini aşağıdaki şu sözüyle tehdit et­miştir: “Senin şehrinden ki ora (halkı) seni çıkardı daha kuvvetli nice şe­hirleri yok ettik; onlara bir yardım eden de çıkmadı.” Seni Mekke’den çıka­ran Mekke halkından daha güçlü kuvvetli olan nice şehir halklarını ve geç­miş milletleri biz helak ettik. Onlar, kendilerinden azabı giderecek bir yar­dımcı ve dost bulamadılar. Onlardan daha zayıf olan Kureyş’i helak etmemiz ise çok daha kolaydır.

Bu, Hatemu’l-enbiya (peygamberlerin sonuncusu) olan efendimiz Allah Rasulü’nü (s.a.) yalanlamaları sebebi ile Mekke halkına yönelik şiddet­li bir tehdittir. Yüce Allah peygamberleri yalanlayan azılı milletleri böylece helak edince, aynı helaki onlara benzeyenlere de yapar. Rahmet peygambe­ri Hz. Muhammad Mustafa (s.a.) sebebiyle, dünyada köklerini kazıyacak azap gerçekleştirilmeyecek olsa da, ahirette mutlaka onlar azaba duçar olacaklardır.

Daha sonra yüce Allah, mümin ve kâfir gruplarının cezalandırılmalarındaki farklılığın sebebini açıklamış ve inkâr üslûbu ile şöyle buyurmuştur:

“Rabbinden apaçık bir delil üzerinde bulunan kimse, kötü işi kendisine güzel görünen ve heveslerine uyan kimse gibi olur mu?” Basiret üzere bulu­nan, dininin esaslarına kesin şekilde inanan ve Allah’ın birliğini kabul ede­cek tarzda güzel bir fıtrat (fıtrât-ı selime) üzere yaratılan bir kimse, kötü ameli kendisine süslü gösterilen ve onu güzel zanneden kimse gibi midir? Halbuki bu kişi putlara tapmakta, Allah’a şirk koşmakta, günahlar işlemektedir. Bunlar, putlara tapınmakta heva heveslerine uymuşlar, sağlam delil bir yana en ufak şüpheyi gerektirecek bir sebep olmaksızın, çeşitli sa­pıklıkların içine dalmışlardır. Netice olarak: Bu iki grup eşit olamazlar.

Yukardaki ayetin benzerleri yüce Allah’ın şu sözleridir:

“Rabbinden sana indirilenin hak olduğunu bilen kimse, (inkâr eden) kör kimse gibi olur mu? (Fakat bunu) ancak akıl sahipleri anlar.” (Ra’d, 13/19). “Cehennem ehliyle cennet ahli bir olmaz. Cennet ehli, isteklerine eri­şenlerdir.” (Haşr, 59/20).

Advertisements