40

٤٠

وَجَزؤُا سَيِّءَةٍ سَيِّءَةٌ مِثْلُهَا فَمَنْ عَفَا وَاَصْلَحَ فَاَجْرُهُ عَلَى اللّهِ اِنَّهُ لَايُحِبُّ الظَّالِمينَ

(40) ve cezaü seyyietin seyyietüm mislüha fe men afa ve asleha fe ecruhu alellah innehu la yühibbüz zalimin
Kötülüğün cezası onun misli gibi o kötülüğün karşılığını vermektir ama kim affeder sulh yaparsa artık onun ecri Allah’a aittir şüphesiz o, zalimleri sevmez

(40) The recompense for an injury is an injury equal thereto (in degree): but if a person forgives and makes reconciliation, his reward is due from Allah: for (Allah) loveth not those who do wrong.

1. ve cezâu : ve ceza
2. seyyietin : bir kötülük, bir günah
3. seyyietun : bir kötülük, bir günah
4. mislu-hâ : onun misli kadar
5. fe : artık, fakat
6. men : kim
7. afâ : affetti
8. ve asleha : ve ıslâh etti
9. fe : böylece
10. ecru-hu : onun ecri
11. alâ allâhi : Allah’a ait
12. inne-hu : muhakkak ki o
13. lâ yuhıbbu : sevmez
14. ez zâlimîne : zalimler

وَجَزَاءُ cezasıسَيِّئَةٍ bir kötülüğünسَيِّئَةٌ bir kötülüktürمِثْلُهَا onun gibiفَمَنْ ama kimعَفَا affederوَأَصْلَحَ ve ıslah ederseفَأَجْرُهُ artık onun ecriعَلَى اللَّهِ Allah’a aittirإِنَّهُ şüphe yok ki Oلَا يُحِبُّ sevmezالظَّالِمِينَ zalimleri