85

٨٥

وَلَا تُعْجِبْكَ اَمْوَالُهُمْ وَاَوْلَادُهُمْ اِنَّمَا يُريدُ اللّهُ اَنْ يُعَذِّبَهُمْ بِهَا فِى الدُّنْيَا وَتَزْهَقَ اَنْفُسُهُمْ وَهُمْ كَافِرُونَ

(85) ve la tu’cibke emvalühüm ve evladühüm innema yüridüllahü ey yüazzibehüm biha fid dünya ve tezheka enfüsühüm ve hüm kafirun

onların malları ve evlatları seni imrendirmesin Allah bunlarla dünyada sadece kendilerine azap etmeyi istiyor ve canlarını kafir oldukları halde almak (istiyor)

(85) Nor let their wealth nor their (following in) sons dazzle thee: Allah’s plain is to punish them with these things in this world, and that their souls may perish in their (very) denial of Allah.

1. ve lâ tu’cib-ke : ve senin hoşuna gitmesin, imrendirmesin
2. emvâlu-hum : onların malları
3. ve evlâdu-hum : ve onların evlâtları
4. innemâ : sadece, yalnız, ancak
5. yurîdu allâhu : Allah istiyor, ister
6. en yuazzibe-hum : onlara azap etmek
7. bi-hâ : onunla
8. fî ed dunyâ : yeryüzünde
9. ve tezheka : ve (canlarının) çıkması
10. enfusu-hum : onların nefsleri
11. ve hum : ve onlar
12. kâfirûne : kâfirler


AÇIKLAMA

Allahü Teâlâ Peygamberine, eğer Allah seni bu Tebük Gazvesi seferinden, sefere çıkmayıp geri kalan münafıklar zümresine -Katâde’nin söylediğine göre bunlar 12 erkekti- geri döndürür de, seninle beraber bir başka gazveye çıkmak için senden izin isterlerse, onlara bir ceza ve azarlama olarak: Hiçbir şekilde benimle çıkmayacaksınız ve ne şekilde olursa olsun benimle asla bir düşmanla savaşmayacaksınız, de buyuruyor.

Cenâb-ı Hak: “Çünkü siz ilk defa oturmaya razı oldunuz” sözüyle, bu ya­saklamanın sebebini açıklıyor. Yani siz, ilk seferinde benden geri durmayı ter­cih ettiniz. Mazeretsiz geri kaldınız, yalan yere yeminler ettiniz, evlerinizde oturmakla sevindiniz. Hatta cihada gitmeyip geri kalmayı teşvik ettiniz. Artık, İbni Abbas’ın dediği gibi, cihada gitmeyip geri kalan münafık erkeklerle birlik­te, yahut Hasan el-Basrî’nin dediği gibi kadın, çocuk ve ihtiyarlarla birlikte ebediyen oturun. İbni Cerir’e göre, Hasan el-Basrî’nin görüşü doğru olamaz; kadınlarla ilgili kelimenin çoğulu (ayette el-Hâlifîn diye geçer), “ye” ve “nün” ile olmaz. Eğer kadınlar murad olunsaydı, “Havâlif” yahut “Hâlifât” denirdi. Denilmiştir ki, mânâ “fâsidlerle birlikte oturur” şeklindedir. Bu da, savaşı terketmeyi teşvik eden kimsenin gazalara katılmasının caiz olmadığına işaret eder. Cenâb-ı Hakk’ın”ilk defa” sözü Tebük Gazvesine ilk çıkışı ifade eder.

Her halükârda, ayet onları Peygamber (s.a.)’le asla arkadaşlık yapmama­ları şeklinde cezalandırmayı emrediyor. Bu, Fetih sûresinde şu ayette de ifâde­sini bulur: “Sen de ki: “Sizler bizim peşimizden gelemezsiniz” (Fetih, 48/15).

Sonra Allahü Teâlâ, Peygamberine (s.a.), münafıklardan uzaklaşmasını, onlardan biri öldüğü zaman namazını kılmamasını, ona dua ve istiğfar etmek için, kabrinin başında durmamasını -çünkü onlar, Allah’ı ve peygamberini in­kâr etmişler ve bu hal üzere ölmüşlerdir- emretti. Bu, kâfirlerin namazını kıl­manın yasak olduğunu ifâde eden bir nastır. Bu, her ne kadar ayetin iniş sebe­bi münafıkların başı Abdullah b. Übeyy İbni Selûl olsa da, münafıklığı bilinen her kişi hakkında geneldir. Ayetin mânâsı şöyle olur: Ey Peygamber! Münafık­lardan gelecekte ölecek hiç kimsenin namazını kılma. Defnolunurken, yahut zi­yaret için ona duâ etmek ve istiğfarda bulunmak maksadıyla kabrinde bulun­ma. “Kabir”le onu defnetmek de kasdolunabilir. O zaman mânâ: Onu defnetme­yi üstüne alma, demek olur.

Sonra Allahü Teâlâ, münafığın namazını kılmama ve dua için kabrinde bulunmama sebebini açıklıyor: “Çünkü onlar, Allah ve Rasûlünü inkâr ile kâfir oldular.” Yani onlar, Allah’ın varlığını ve birliğini inkâr ettikleri gibi, Peygamberini de inkâr ettiler. Çünkü ölü için namaz kılmak onun için şefaat istemek, kabrinde bulunmak, ölüye hürmet göstermek ve ikramda bulunmaktır. Halbu­ki kâfir, hürmet ve ikrama lâyık değildir.

“Fâsıklar olarak öldüler”: Onlar, İslâm dininden çıkmış, hükümlerine is­yan etmiş, hadlerini, emirlerini ve nehiylerini tecavüz etmiş kimseler olarak öl­düler.

Sonra Allahü Teâlâ Rasûlünü, münafıkların bazı zahirî hallerini beğen­mekten nehyetti: “Onların ne malları, ne çocukları seni imrendirmesin.” Onla­ra verdiğimiz mal, çoluk çocuk nimetlerine imrenme. Allah, onlara hayır murâd etmiyor. Dünyada, birtakım musibetlerle onlara işkence etmek ve işlerinin akibetini düşünemeden küfür üzere ruhlarının çıkmasını murad ediyor.

Bu ayetin benzeri, bu sûrede bazı lafız değişiklikleriyle geçti. Tekrarda­ki amaç pekiştirmek ve mallarla çoluk çocukla meşgul olup kalmaktan sakındırmaktır. Çünkü nefisler genellikle onlarla meşgul olur ve daha iyi olan âhiretle meşgul olmaktan geri kalır. Bu, mallara ve çoluk çocuğa aldanmaktan açıkça nehyi ve korkutmayı ifade etmektedir