21

٢١

وَاِذَا قيلَ لَهُمُ اتَّبِعُوا مَا اَنْزَلَ اللّهُ قَالُوا بَلْ نَتَّبِعُ مَا وَجَدْنَا عَلَيْهِ ابَاءَنَا اَوَلَوْ كَانَ الشَّيْطَانُ يَدْعُوهُمْ اِلى عَذَابِ السَّعيرِ

(21) ve iza kiyle lehümüt tebiu ma enzellellahü kalu bel nettebiu ma vecedna aleyhi abaena e ve lev kaneş şeytanü yed’uhüm ila azabis seiyr
Onlara denildiği zaman Allah’ın indirdiğine tâbi olun hayır! derler neyin üzerinde bulduksa ona tâbi oluruz, biz atalarımızı, velev şeytan onları çağırıyorsa da mı? cehennem ateşine

(21) When they are told to follow the (Revelation) that Allah has sent down, they say: nay, we shall follow the ways that we found our fathers (following). What even if it is Satan beckoning them to the Penalty of the (Blazing) Fire?

1. ve izâ : ve olduğu zaman
2. kîle : denildi
3. lehum : onlara
4. ittebiû : tâbî olun
5. : şey
6. enzele : indirdi
7. allâhu : Allah
8. kâlû : dediler
9. bel : hayır
10. nettebiu : tâbî oluruz
11. : şey
12. vecednâ : biz bulduk
13. aleyhi : onun üzerinde
14. âbâe-nâ : babalarımız
15. e : mı
16. ve lev kâne : ve olsa bile, olsa da
17. eş şeytânu : şeytan
18. yed’û-hum : onları çağırıyor
19. ilâ azâbi : azaba
20. es saîri : alevli ateş (cehennem)


AÇIKLAMA

“Allah’ın göklerde olanları da, yerde olanları da emriniz altına verdi­ğini, nimetlerini açık ve gizli olarak size bolca ihsan ettiğini görmez mi­siniz?”

Ey insanlar! Her şeyde Allah Tealâ’nın birliğini ifade eden tevhid de­lillerini ve sizin üzerinize ihsanda bulunduğunu bilmiyor musunuz? Gece ve gündüz kendileriyle aydınlanacağınız güneş, ay ve yıldızlar gibi gökler­de bulunan bütün varlıkları; insan, hayvan ve bitkileri sulamak için kendi­sinden yağmur inecek bulutlar; yeryüzünde bulunan madenler, nehirler, denizler, ağaçlar, bitkiler ve meyveler ve benzeri gıdaları sizin emrinize ve­ren O’dur. Sizin üzerinize açık-gizli, maddi-manevi, bilinen-bilinmeyen nimetlerini tam ve mükemmel olarak veren O’dur. Kitapların indirilmesi, peygamberlerin gönderilmesi, kuşkular, sebepler ve mazeretlerin gideril­mesi bu nimetlerden bazılarıdır.

Bir görüşe göre: “Zahir: açık” olan şey İslâm’dır. “Batın: gizli” olan ise gizlenen kötü amellerdir. Bu ayet hakkında soru soran İbni Abbas’a Pey­gamberimiz (s.a.) şöyle buyurdu: “Zahir olan, İslâm ve yaratıklarından güzel olan şeydir. Batıl olan ise, kötü amellerinden kapatılan, gizlenen, örtü­len şeylerdir.”

Bir başka görüşe göre “zahir: açık” olan şey gözlerle görülen mal, ma­kam, insanlardaki güzellik, ibadet ve taate muvaffakiyet gibi hususlardır. “Batın: gizli” olan şey ise, kişinin gönlünde duyduğu Allah’ı bilme, güzel, yakînî bir iman, kuldan uzaklaştırılan âfetlerdir.

Bütün bunlara rağmen, insanlar iman etmemişlerdir. Cenab-ı Hak şöyle buyurmaktadır:

“İnsanlardan Allah hakkında hiçbir bilgisi olmadan, doğruluk rehberi ve aydınlatan bir kitap bulunmadan tartışanlar vardır.”

Yaratma ve nimet verme suretiyle ulûhiyet sabit olmasına rağmen in­sanlardan bir kısmı, Mekke’deki putperest liderler gibi kimseler; Allah’ın birliği, sıfatları, peygamberler göndermesi konusunda makul bir delil ol­maksızın, bir peygamberin elinden doğru hüccet ve dayanak olmadan, ya da Hak yolu aydınlatacak doğru nakledilen bir kitap olmaksızın tartışırlar.

“Hiçbir bilgi olmadan, doğruluk rehberi ve aydınlatıcı bir kitap bulun­madan…” ifadesinin manası hidayete erdiren bir kimseden gelen bir hida­yet, ya da apaçık bir kitap gibi açık bir ilim olmaksızın şeklindedir.

Onların tek ve biricik hüccetleri körükörüne taklitçilik, hidayete ve şeytana tâbi olmaktır. Bunun için Cenab-ı Hak şöyle buyurmaktadır:

“Onlara: Allah’ın indirdiğine uyun, denilince onlar: “Babalarımızı üzerinde bulduğumuz yola uyarız.” derler.”

Allah’ın birliği hakkında tartışma yapan bu kimselere: Allah’ın Rasulü’ne indirdiği tertemiz hükümlere uyun, denilince onların inandıkları din hususunda geçmiş atalarına uymaktan başka hiçbir hüccetleri yoktur. Bu son derece çirkindir. Zira Peygamberimiz (s.a.) onları Hakk’a ve hayra sevkeden Allah’ın kelâmına davet etmektedir. Oysa onlar atalarının kelâ­mına tâbi oluyorlar.

Bu ifade akidenin temel esaslarında taklitçiliği açık bir şekilde reddet­mektedir. Bunun için Allah kötü sözleri sebebiyle onları azarlayarak şöyle buyurdu:

“Ya şeytan babalarını alevli ateşin azabına çağırmışsa?!” Yani Allah kurtuluşa, sevaba ve saadete davet ettiği halde, onların inançları nefsî arzu­lara ve kendilerini cehennem azabına davet eden şeytanın olayı süslü göster­mesi üzerine kurulmuşsa, onlar atalarına delilsiz olarak uyacaklar mı?

Bu aynen şu ayet gibidir: “Ya onların babaları hiçbir şeyi düşünmü­yorlarsa ve doğru yolu bulmamışlarsa!” (Bakara, 2/170). Yani onların yaptıklarını delil olarak kabul ettikleri ataları sapıklık üzerinde iseler, onların akılları yoksa ve hidayet üzerinde değilseler, demektir. Onlar atalarının yolunda yürüyerek atalarını izlemektedirler.

Bu, hayret ve yadırgama şeklinde olup müşrikleri hiçe sayma, onların beyinsizliklerini ortaya koyma ve görüşleriyle alay etme manası ihtiva eden bir sorudur.

Advertisements