16

١٦

وَعَلَامَاتٍ وَبِالنَّجْمِ هُمْ يَهْتَدُونَ

(16) ve alamat ve bin necmi hüm yehtedun
ve nice alametler ve onlar yıldızla yollarını bulurlar

(16) And marks and sign posts and by the stars (men) guide themselves.

1. ve alâmatin : ve alâmetler, işaretler
2. ve bi en necmi : ve yıldız ile
3. hum : onlar
4. yehtedûne : yol bulurlar, hidayete ererler


AÇIKLAMA
Ayetler, Allah’ın zatını ispat eden kâinatın hareketliliği, bitkiler âlemi, denizler ve dağlar gibi diğer delillere de işaret ederek devam ediyor.

Ayetler önce gökyüzünden yağmurun inmesine sebep olan bitkiler âlemi ile başladı. Cenab-ı Hak şöyle buyurdu:

Gökleri, yeri, insanı ve hayvanları yaratan gökyüzünden su indirmek suretiyle insanın hayat şartlarını hazırlayan Allah’tır. Gökten inen bu suyu içmeye hazır tatlı ve hoş bir su olarak indirmiş, tuzlu ve acı bir su kılmamıştır. Cenab-ı Hak bu su ile hayvanlarınızı otlattığınız bitkileri çıkarttı. Bu su ile ekinler, zeytin, hurma ve üzümler; çeşitli sınıf, renk, tat, koku ve şekillerde hayatınızı devam ettirebileceğiniz nzık olarak her çeşit meyveler çıkarttı.

Suyun indirilmesi ve bitkilerin yeşertilmesi gibi bütün bu belirtilen hususlar bu delilleri düşünüp ibret alan bir topluluk için Allah’tan başka ilâh olmadığına delil ve hüccettir. Çünkü tek olan ve yaratan, ta’zim ve ibadete lâyık olan, Allah’tan başka emsalsiz bir şekilde yaratan, yoktan vareden hiçbir varlık yoktur.

Nitekim Cenab-ı Hak şöyle buyurur: “O şeyler mi daha hayırlıdır, yoksa gökleri ve yeri yaratan ve sizin için gökten su indiren mi? Ki Biz o su ile bir tek ağacını bile bitiremiyeceğiniz nice güzel bahçeler yetiştirdik. Allah ile beraber başka ilâh var mı? Hayır, fakat onlar Haktan uzaklaşan bir topluluktur.” (Neml, 27/60).

Bundan sonra Cenab-ı Hak üzerimizdeki nimetleri beyan ederek ilâhî kudretin kâinattaki büyük delillerine işaret etti:

“Allah geceyi, gündüzü … hizmetinize hazır kılmıştır.” Yani Allah gece ve gündüzün birbirini takip etmesini uyku, istirahat, çalışma menfaat elde etme ve günlük ihtiyaçları karşılama gibi size yararlı hususlar için kararlaştırdı. Güneş ve ayın dönmesini de ışık vermek için; insan hayvan ve bitkilerin sıcaklık ve ışıktan yararlanmaları, ayların ve yılların sayısını bilmek için, gökyüzünün her tarafındaki sabit ve gezegen yıldızlarla gökyüzünün süslenmesi için, karanlıklarda kendisiyle yol bulabilmek için nur ve ışık olsun diye takdir ettik. Bütün yıldızlar ince bir sistem ve önceden takdir edilen bir hareketle kendi yörüngesinde dönerler. Bu hiçbir fazlalık veya noksanlık olmaz. Bütün bu sistem Allah’ın hâkimiyet ve nüfuzu altındadır. Yine bir ayet-i kerimede şöyle buyurulmaktadır:

“Şüphesiz ki Rabbiniz Allah gökleri ve yeri altı günde yaratan, sonra Arş’a hükmedendir. O, gece ile durmadan geceyi takip eden gündüzü bürür. Güneş, ay ve yıldızları emrine amade olarak yaratmıştır. İyi bilin ki yaratmak ve emretmek O’na mahsustur. Alemlerin Rabbi olan Allah yüceler yücesidir.” (A’raf, 7/54).

Bütün bu zikredilen hususlarda, Allah’ın kelâmında aklını kullanan ve hüccetlerini anlayan bir topluluk için Allah Tealâ’nın açık kudretine ve yüce hâkimiyetine deliller vardır.

Önceki ayetin “düşünen bir topluluk için…” ifadesiyle sona ermesi, bu ayetin de “aklını kullanan bir topluluk için…” ifadesiyle sona ermesinin sebebi şudur: Allah’ın kudretine ve birliğine delâlet eden yüksek semavî deliller gayet açık olup ince ince düşünmeye gerek kalmadan sadece mücerret akılla anlaşılmaktadır.

Bitki, hurma ve yeryüzündeki benzeri delillerin Allah’ın varlığını ispat etme noktasında delil olmaları tefekkür, ince ve derin düşünmeyi gerektirir.

Cenab-ı Hak kudretinin gökyüzündeki alâmetlerine işaret ettikten sonra yeryüzünde yarattığı hayret verici varlıklara da tenbihte bulundu. Sizin için yeryüzünde yarattığı renkleri, şekilleri, yararları özellikleri farklı bitkiler, ma denler, cansız varlıklar, hayvanlar Allah’ın emrine boyup, eğmişlerdir.

“Şüphesiz ki bütün bu hususlarda Allah’ın lütuflarını ve nimetlerini düşünüp ibret alan ve bu nimetlere karşı şükreden bir topluluk için Allah’ın kudretine deliller vardır.”

Birinci ayetin tefekkür, ikinci ayetin aklını kullanmakla bitmesinden sonra gelen bu üçüncü ayet de ibret almakla sona erdi. Bununla yeryüzündeki varlıklara tesir eden gücün her işinde hikmet sahibi, tam manasıyla bağımsız bir şekilde hareket eden Cenab-ı Hak olduğuna işaret edilmiştir.

Allahu Tealâ varlığının ispatı için önce gökyüzündeki yıldızları, ikinci olarak bizzat insanın vücudu ve nefsini, üçüncü olarakta hayvanların yaratılışındaki hayret verici hususları, dördüncü olarak bitkilerin tabiatlarındaki hayret verici hususları, beşinci olarak dört unsurun (Su, Ateş, Hava, Toprak) durumlarındaki hayret verici hususları delil olarak zikretti.

Önce “su” unsurundan başlayarak şöyle buyurdu: Denizi insanların emrine vermek ve gemiye binmeyi kolaylaştırmak, ihramlı veya ihramsız olarak diri veya ölü balık yemenin mubah oluşu, denizden inciler ve değerli mücevherler çıkartılması, kullarının takınacakları ziynet eşyalarının kolaylıkla çıkartılması ve diğer nimetlerle Allahu Tealâ kullarına minnet ve ihsanda bulunmaktadır.

Ayrıca denizin derinliklerinde yetiden “mercan” dan istifade edilmesi: “Bu iki denizden inci ve mercan çıkar” (Rahman, 55/22).

Denizi yarıp bir ülkeden diğer bir ülkeye seyreden gemileri taşımak için denizin emrinize âmâde kılınması, deniz ticareti yoluyla Allah’ın lütuf ve rızkını talep etmeniz, Allah’ın sizin için denizlerde gizlediği nimetlerine ve üzerlerinizdeki ihsanına şükretmeniz içindir.

Denizden çıkan etin (balık etinin) tazelikle tavsif edilmesi Allah’ın tuzlu dan tatlı (tuzlu sudan tatlı et) çıkarmadaki kudretini beyan etmektedir. Bu ayrıca onun etinin süratle yenilmesine delâlet eder. Çünkü kısa zamanda bozulmaya mahkûmdur.

Bundan sonra Cenab-ı Hak yeryüzünde yarattığı bazı nimetleri anlattı. Bu nimetler üç tanedir:

Birincisi: Dünyanın dönmesi esnasında üzerindeki canlı varlıkları sarsmaması ve savurup atmaması için, yeryüzünün sabit dağlarla iyice takviye edilmesi. Nitekim Cenab-ı Hak: ‘Yeryüzüne dağlar yerleştirdi” (Nâziat, 79/32).

İkincisi: Yeryüzünde nehirlerin akıtılması. Bu nehirlerle canlar, hayvanlar ve bitkiler hayat bulmaktadır. Nehirleri dağlardan sonra zikretmiştir. Çünkü nehirlerin çoğunun kaynaklan dağlardan fışkırır. Bu nehirler yeryüzünde çoktur. Kısa, derin ve uzun nehirler vardır. Sağa veya sola; kuzeye veya güneye, doğuya veya batıya yönelirler. Bazen vadiler bu nehirlere yataklık ederler.

Üçüncüsü: Bir yerden diğer yere, bir kasabadan diğer bir kasabaya, hatta dağdan ovaya geçişi, intikali ve ulaşımı temin eden yollar, geçitler meydana getirilmiş olması. Nitekim Cenab-ı Hak şöyle buyurmaktadır: “Yeryüzü, üstündekilerle çalkalanmasın diye biz orada sabit dağlar yarattık. Dağlar arasında yol bulsunlar diye geniş boşluklar (geçitler) varettik.” (Enbiya, 21/31).

“Umulur ki doğru yolu bulursunuz” Yani bu yollarla istediğiniz, arzu ettiğiniz yerlere şaşırmadan ulaşırsınız.

Allah yeryüzünde insanı gideceği yere kolaylıkla ulaştıran belirli alâmetler, işaretler yarattı. Alâmetler yollardaki işaretlerdir. Bunlar doğru yolu bulmaya yarayan karada ve denizde yolculuk yapanların delil (kılavuz) olarak kullandıkları dağlar, rüzgârlar ve benzeri tabiî işaretlerdir. Ticaret malı elde etmek gibi maksatlarla Kureyş’liler gibi çok yolculuk yapanlar yıldızlarla yol bulmak faydalarını tam ve kâmil manada biliyorlardı.

‘Yıldızlarla (yönlerini ve) yollarını bulurlar.” Yani insanlar gecenin karanlığında yıldızlarla yollarım bulurlar. Bu ayet ilm-i nücum (Astroloji) yahut ilm-i felek (Astronomi) ilimlerine işaret etmektedir.

Advertisements