118

١١٨

وَقَالَ الَّذينَ لَايَعْلَمُونَ لَوْلَا يُكَلِّمُنَا اللّهُ اَوْ تَاْتينَا ايَةٌ كَذلِكَ قَالَ الَّذينَ مِنْ قَبْلِهِمْ مِثْلَ قَوْلِهِمْ تَشَابَهَتْقُلُوبُهُمْ قَدْ بَيَّنَّا الْايَاتِ لِقَوْمٍ يُوقِنُونَ

(118) Ve kalellezine la ya’lemune lev la yükellimünellahü ev te’tina ayeh kezalike kalellezine min kablihim misle kavlihim teşabehet kulubühüm kad beyyennel ayati li kavmiy yukinun

bilgisi olmayanlar dediler Ya Allah konuşmalı yahut bize bir mucize gelmeli böylece öncekilerin söylediklerini dediler benzer bir sözle onların kalpleri birbirine benzedi ayetleri apaçık gösterdik yakinen inanacak bir kavim için

(118) Say those without knowledge: “Why speaketh not Allah unto us? or why cometh not unto us a sign?” So said the people before them words of similar import. Their hearts are alike. We have indeed made clear the Signs unto any people who hold firmly to Faith (in their hearts).

1. ve kâle : ve dedi
2. ellezîne : o kimseler, onlar
3. lâ ya’lemûne : bilmiyorlar
4. lev lâ : olsa, olmaz mıydı, olsaydı ya
5. yukellimu-nâ : bizimle konuşur
6. allâhu : Allah
7. ev : veya
8. te’tî-nâ : bize gelir
9. âyetun : bir âyet, delil, mucize
10. kezâlike : işte böyle, bunun gibi
11. kâle : dedi
12. ellezîne : o kimseler, onlar
13. min kabli-him : onlardan önce
14. misle : gibi, misal, örnek, benzer
15. kavli-him : onların sözleri
16. teşâbehet : benzedi
17. kulûbu-hum : onların kalpleri
18. kad : oldu
19. beyyennâ : beyan ettik, biz açıkladık
20. el âyâti : âyetler
21. li kavmin : bir kavim için, bir kavme, bir topluluğa
22. yûkınûne : kesin olarak görenler ve bilenler, yakîn hasıl edenler (kalp gözüyle Allah’ın gösterdiklerini görüp, kalp kulağıyla Allah’ın gösterdiği şeyler hakkında verdiği bilgiyi işiten ve idrak eden ve bu bilginin hangi Kur’ân-ı Kerim âyetlerine dayandığını Allah’tan öğrenerek, seviyelerine göre sırasıyla İlm’el yakîn, Ayn’el yakîn ve Hakk’ul yakîn sahibi olan kişiler)

وَقَالَdedilerالَّذِينَ لَا يَعْلَمُونَbilmeyenler de لَوْلَاdeğil miydiيُكَلِّمُنَاbizimle konuşmalı اللَّهُallahأَوْveyaتَأْتِينَاbize gelmeliآيَةٌbir ayetكَذَلِكَişte böyleceقَالَ söylemişlerdi الَّذِينَ مِنْ قَبْلِهِمْonlardan öncekiler de مِثْلَ قَوْلِهِمْonların sözlerinin benzerini تَشَابَهَتْbirbirine benzedi قُلُوبُهُمْkalpleriقَدْ بَيَّنَّاoysa biz iyice açıklamışızdır الْآيَاتِayetleriلِقَوْمٍbir topluluk içinيُوقِنُونَkesin olarak inanan

SEBEB-İ NÜZUL

Bu âyetin nüzul sebebi olarak hristiyanlar, yahudiler ve arap müşrikleri ol­mak üzere üç grup gösterilmişse de Taberî şu rivayeti tercih ediyor:

îbn Abbâs’tan naklediliyor: Yahudi Rafı’ ibn Huzeyme (veya Hureymile), Rasûlullah (sa)’a: Eğer söylediğin gibi Allah katından gönderilmiş bir elçi isen o seni gönderen Allah’a söyle gelip bizimle konuşsun, konuştuğunu (kelâmını) duyalım.” Demişti. Bunun üzerine Allah Tealâ bu âyeti indirdi

Advertisements