20

٢٠

وَتُحِبُّونَ الْمَالَ حُبًّا جَمًّا

(20) ve tühibbunelmale hubben cemmen
Malı, toplanmayı pek çok seviyorsunuz

(20) And ye love wealth with inordinate love!

1. ve tuhıbbûne : ve seviyorsunuz
2. el mâle : mal
3. hubben : severek, sevgiyle
4. cemmen : pekçok, aşırı

وَتُحِبُّونَseviyorsunuzالْمَالَ malıحُبًّا جَمًّاbir yığma tutkusuyla çok


AÇIKLAMA

“Ancak insana gelince; Rabbi ne zaman onu imtihan edip kendisine ik­ramda bulunsa ve nimet verse, “Rabbim bana ikramda bulundu.” der.” İn­san, Rabbi onu nimetlerle sınayıp imtihan ettiği ve mal ikram edip rızıkını bollaştırdığında Rabbim bana ikramda bulundu, beni üstün tuttu, beni seç­ti, beni yükseltti ve beni kötü sondan kurtardı şeklindeki düşüncesinde ha­talıdır. O, elde ettiğine sevinip verilenle mutlu olurken, bunun keramet olduğuna inanıp Allah’a şükretmeden ve Rabbinden bir imtihan olduğunu idrak etmeden yapar bunu.

İnsan ile kastedilen insan cinsidir, sadece kâfir değildir. Müslümanlar arasında da böyleleri vardır.

Allah Tealâ insanın, rızkını genişletip o rızıkla onu sınadığında, bu­nun Allah’ın ona ikramı olduğuna inanmasını kınamaktadır. Çünkü gerçek böyle değildir. O, kendisi için sınama ve imtihandır. “Onlar kendilerine ver­diğimiz mal ve evlât ile bizim hayırlarına acele ettiğimizi mi sanıyorlar? Hayır onlar farkına varmıyorlar.” (Müminun, 23/55-56).

Ayetin bir benzeri de kâfirlerin vasıflarını anlatan şu ayetlerdir: “On­lar dünya hayatından (yalnız) bir dış (taraflı bilirler. Ahiretten ise onlar gafillerin ta kendileridir.” (Rûm, 30/7), “İnsanlardan kimi de Allah’a yalnız bir taraftan ibadet eder (yani şüphe ve tereddüt içinde). Eğer kendisine bir hayır dokunursa ona yapışır. Eğer bir fitne isabet ederse yüzü üstü döner.” (Hac, 22/11).

Kısacası zenginlik, servet, mevki ve otorite Allah’ın kuldan razı oldu­ğunun delili değildir. Zira bunların Allah katında değeri yoktur.

Ardından başka bir yönü, fakirlik ve rızkı kısmanın da Allah’ın kula gazabına delil olmadığını zikretti:

“Ama ne zaman onu imtihan ederek rızkını daraltsa, “Rabbim beni hor kıldı.” der.” Onu fakirlik ve kıtlık ile imtihan edip sınadığı, rızkını daraltıp, bollaştırmadığı zaman Rabbim beni hor kılıp zelil etti, der. Bu da bir hatadır. Bunun bir horlama ve küçük düşürme olduğuna inanması doğru olamaz.

İnsan iki durumda da hatalıdır. Çünkü, gördüğümüz kâfirlerin zen­ginliği ve fasıkların asilerin serveti ile de anlaşılacağı gibi rızkın bolluğu, kulun onu haketmişliğini göstermez. Ve yine gördüğümüz bazı peygamber­lerin ve değerli müminlerin, salihlerin ve alimlerin yaşadığı fakirliğin gös­terdiği gibi, rızkın darlığı da haketmemişliğine delil değildir.

Allah katında iyiliğe lâyık olan, ahiret ameline muvaffak olan itaatkâr mümindir. Allah katında horlanma ve zelil olma da, taata ve cennet ehli­nin ameline muvaffak olamayan asi içindir. Ne dünyâ rahatlığı iyilik ve üs­tünlüktür, ne de darlığı hor ve zelil olmadır. Zenginlik, zenginin şükrünü denemedir. Fakirlik de, onun sabrını sınamadır.

Allah Tealâ insanı şu sözü ile azarlamaktadır:

“Hayır. Aksine siz yetime ikramda bulunmuyorsunuz. Yoksula yemek vermeye teşvik etmiyorsunuz.” Şu iki durumda söyledikleri için insana ya­zıklar olsun. Durum onun dediği gibi değildir. Zira Allah malı, sevdiğine de sevmediğine de verir. Sevdiğine ve sevmediğine darlık da verir. Her iki durumda da mesele Allah’a kulluğun etrafında dönmektedir: Zengin ise ni­meti için Allah’a şükreder. Fakir ise sabreder.

Kötü söz için kınadıktan sonra, öncekinden daha beter olan kötü fiiller için de kınamıştır. O da, onlara çok malla ikramda bulunup da, onların Allah’ın o maldaki hakkını vermemeleridir. Ey durumları iyi olan zenginler! Sizler yetime ikramda bulunmuyor ona iyilik yapmıyorsunuz. Kendinizi ve başkasını miskinlere yedirmeye teşvik etmiyorsunuz. Birbirinizi fakirlerle ilgilenmeye yöneltmiyorsunuz.

“Aksine siz yetime ikramda bulunmuyorsunuz.” Abdullah b. Mübarek’in Ebu Hureyre’den rivayet ettiği hadiste şöyle buyurulmuştur: “Müs­lümanlar içinde en iyi ev, kendisine iyilik yapılan bir yetimin bulunduğu evdir. Müslümanlar arasında en kötü ev de, kendisine kötülük yapılan bir yetimin bulunduğu evdir. -Sonra iki parmağını kaldırıp şöyle buyurdu:-Ben ve yetime bakan, cennette böyleyiz.” Ebu Davud, Sehl b. Said’den Rasulullah (s.a.)’ın şöyle buyurduğunu rivayet etti: “Ben ve yetime bakan cennet­te bu ikisi gibiyiz.” Bu esnada, orta ve baş parmağının yanındaki parmağı­nı birleştirdi. Mukatil dedi ki: Kudame b. Mazun, Ümeyye b. Halefin ya­nında yetim idi. Hakkını vermiyordu. Bu ayet indi.

Yetime ikramda bulunmamak, ona iyiliği terketmek ve mirastaki hak­kını vermemektir.

“Mirası hak gözetmeksizin habire yiyorsunuz. Malı da pek çok seviyor­sunuz.” Siz mirası çokça yiyorsunuz. Helâl veya haram nereden gelirse gelsin yiyorsunuz. Malı da çok aşırı bir şekilde seviyorsunuz.

Kısacası dünyayı ahirete tercih ediyorsunuz. Allah ise, ahiret için ça­lışmanızı, dünya sevgisi ve lezzetlerinde aşırılığı ve ileri gitmeyi terketme-nizi istiyor