41

٤١

فَاِنَّ الْجَنَّةَ هِىَ الْمَاْوى

(41) feinnelcennete hiyel me’va
Şüphesiz cennettir onun varacağı yer de

(41) Their Abode will be the Garden.

1. fe : o taktirde
2. inne : muhakkak ki
3. el cennete : cennet
4. hiye : o
5. el me’vâ : barınma yeri, barınacak yer

فَإِنَّşüphesizالْجَنَّةَcennetهِيَ الْمَأْوَىvarılacak yerin kendisidir


SEBEB-İ NÜZUL

Bu iki âyet-i kerimenin nüzul sebebinde başlıca iki rivayet vardır:

a)Bu iki âyet-i kerime Mus’ab ibn Umeyr ve kardeşi Ebu Azîz Amir ibn Umeyr hakkında nazil olmuştur. Dahhâk İbn Abbâs’tan şöyle rivayet ediyor: “Artık kim haddi aşmışsa” ile kastedilen Mus’ab ibn Umeyr’in kardeşidir. Mus’ab’ın bu kardeşi Bedir günü esir edilmişti. Onu Ansar yakalamış ve kim olduğunu sorduklarında Mus’ab ibn Umeyr’in kardeşi olduğunu öğrenince onu bağlamamışlar, ikramda bulunmuşlar ve geceyi kendileriyle birlikte aynı yerde geçirmesine müsaade etmişler. Sabah olunca durumu Mus’ab’a haber vermişler de o (kardeşi müşrik olduğu için): “Benim bir kardeşim filân yok. Esirinizi bağ­layın. Onun annesi, Mekke vadisinin en çok zinet eşyası ve malı olan kadını­dır.” demiş. Tutmuş onu bağlamışlar ve annesi fidyesini gönderinceye kadar da bırakmamışlar. “Kim de Rabbinin makamından korkup ta nefsini heveslerden alakoydu ise…” ile kastedilen ise Mus’ab ibn Umeyr’dir.

İbn Abbâs’tan gelen başka bir rivayete göre ise bu âyet-i kerimeler Ebu Cehil ibn Hişâm el-Mahzûmî ve Mus’ab ibn Umeyr haklarında nazil olmuştur.

b) Süddî der ki: Bu âyet-i kerimeler Ebu Bekir es-Sıddîk hakkında nazil ol­du. Onun, kendisine yemek getiren bir kölesi vardı. O her yemek getirişinde mutlaka yemeği nereden getirdiğini sorardı. Bir gün yine bu kölesi yemek getir­di ve Hz. Ebu Bekir o yemeği nereden getirdiğini sormaksızın yedi. Kölesi: “Bugün yemeği nereden getirdiğimi neden sormadın?” dedi. Hz. Ebu Bekir: “Unuttum.” deyip sordu: “Bu yemeği nereden getirdin?” Köle: “Cahiliye üzere olan bir kavme kâhinlik ettim, onlar da bu kâhinliğimin karşılığnda bana bunu verdiler.” dedi. Hz. Ebu Bekir hemen yediklerini kustu ve: “Ey Rabbim, damar­larımda bundan bir şey kalmışsa şüphesiz sen onu orada hapsettiğin için geri çıkaramadım.” dedi ve işte bunun üzerine bu âyet-i kerimeler nazil oldu