5

٥

فى جيدِهَا حَبْلٌ مِنْ مَسَدٍ

(5) fi cidiha hablum mim mesed
Onun boynunda bükülüp bağlanmış bir ip (olduğu halde)

(5) A twisted rope of palm leaf fibre round her (own) neck!

1. fî cîdi-hâ : onun boynunda vardır
2. hablun : ip
3. min mesedin : bükülmüş liften

فِي جِيدِهَا boynunda daحَبْلٌ bir ip مِنْ مَسَدٍ hurma lifinden bükülmüş


AÇIKLAMA

“Ebu Leheb’in iki eli kurusun! Kurudu da.” İki eli helak olsun, hüsran­da olsun, batsın, cümlesinden mecazdır. Bu da ona helak ve hüsran için bedduadır. Sonra da: “Kurudu da.” dedi. Yani, helaki gerçekten meydana geldi. Allah’tan ona ait bir haberdir bu. Dünya ve ahiretini kaybetmiştir. Ebu Leheb, Peygamber (s.a.)’in amcasıdır. İsmi: Abdüluzza b. Abdülmutta-lib’tir. Rasulullah (s.a.)’a ve dinine çok eziyet ediyor, kin ve küçümseme besliyordu.

Sonra Allah Tealâ Ebu Leheb’in halini haber verdi:

“Ona ne malı, ne kazandığı fayda verdi.” Kıyamet günü, topladığı ma­lı elde ettiği kârları, şöhreti ve çocukları onu koruyamaz. Bunlar onu, Ra­sulullah (s.a.)’a şiddetli düşmanlığı ve insanları iman yolundan alıkoyması nedeni ile gelecek helaki Allah’ın inecek olan azabını defetmede işe yara­mazlar. Çünkü o, Peygamber (s.a.)’in ardından gezer, bir şey söyleyince ya­lanlardı.

İmam Ahmed, Beni’d-Deyl’den Rabia b. Abbad’dan rivayet etti. Rasulullah’ı (s.a.) cahiliyede Zi’l-Mecaz çarşısında gördüm. “Ey İnsanlar! Lâilâhe illallah deyin kurtulun.” diyordu. İnsanlar etrafına toplanmışlardı. Ar­kasında şaşı ve saçı iki örgülü bir adam vardı. İnanmayın, o sapmış bir ya­lancıdır, diyordu. Gittiği yerde onu izliyordu. Kim olduğunu sordum. Bu amcası Ebu Leheb’tir, dediler.

Mal ile kazanç arasında ise şu fark vardır: Mal sermaye, kazanç da kârdır.

Sonra da Allah Tealâ gelecekteki cezasını zikretti:

“Alevli bir ateşe girecek o.” Yakılıp tutuşturulmuş alevli cehennem ate­şinin hararetini tadacaktır. Veya, cildini yakacak olan cehennem ateşinin alevlerinde azap edilecektir. Ebu Hayyan şöyle diyor: Ayetteki “sin” istik­bal içindir. Zaman geçecek olsa bile, tahakkuku muhakkaktır. Bu kesin bir tehdittir.

“Karısı da. Odun hamalı olarak!” Karısı da tutuşmuş ateşe girecektir O Ümmü Cemil Erva b. Harb’tir. Ebu Süfyan’ın kardeşidir. Dikenleri topla­yıp gece vakti Peygamber (s.a.)’in yoluna serpiştiriyordu. Şöyle de denil­miştir: Bu onun gerçek dışı sözleri yayması, laf getirip götürmesindendir. Bu gibi insanlar için “Aralarında odun taşıyan.” deyimi kullanılırdı. Yani. aralarında ateş tutuşturuyor, belâ çıkarıyor. Çoğunluğun görüşü budur.

Ebu Hayyan: Zahir olan ise odunlar koymasındandır. Peygamber (s.a.) ve ashabının yoluna onlara eziyet etmek için dikenli odun taşıyordu. Bu nedenle kınanıp odun hamalı olarak anılmıştır.

“Boynunda bükülmüş bir ip de olduğu halde.” Boynunda ateş lifinden bükülmüş ip olduğu halde, Allah onu cehennem ateşi ile azapta olduğu halde tasvir ederken, dünyada nemime halinde iken veya diken demetini taşıyıp boynuna bağladığı sonra da Peygamber (s.a.)’in yoluna attığını tas­vir etmektedir. Zira her mücrim, cürmündeki haline benzer bir azap ile ce­zalandırılır. Allah Tealâ onu tahkir için, ona ve eşine eziyet olsun diye ba­sit bir odun hamalı olarak tasvir etti.

Ümmü Cemil bu sureyi duyunca Ebu Bekire geldi. Mescidde Rasulullah (s.a.) ile beraberdi. Elinde bir taşla: Bana gelen habere göre arkadaşın bana sataşmış, onu şöyle edeceğim, böyle edeceğim, dedi. Allah Tealâ ona Rasulullah’ı (s.a.) göstermedi. Rivayet edildiğine göre Ebu Bekir ona: Be­nimle kimseyi görüyor musun? dedi. O da: Alay mı ediyorsun, senden baş­kasını görmüyorum, dedi.

Zahir olan birinci manadır. Said b. Müseyyeb diyor ki: Ümmü Cemil’in kıymetli bir gerdanlığı vardı. Lat ve Uzza’ya yemin ederim ki bunu Muhammed’in düşmanlığı uğruna harcayacağım, dedi. Allah boynuna ateşten bir ip koydu