75

٧٥

وَمِنْ اَهْلِ الْكِتَابِ مَنْ اِنْ تَاْمَنْهُ بِقِنْطَارٍ يُؤَدِّه اِلَيْكَ وَمِنْهُمْ مَنْ اِنْ تَاْمَنْهُ بِدينَارٍ لَايُؤَدِّه اِلَيْكَ اِلَّا مَادُمْتَعَلَيْهِ قَاءِمًا ذلِكَ بِاَنَّهُمْ قَالُوا لَيْسَ عَلَيْنَا فِى الْاُمِّيّنَ سَبيلٌ وَيَقُولُونَ عَلَى اللّهِ الْكَذِبَ وَهُمْ يَعْلَمُونَ

(75) ve min ehlil kitabi men inte’menhü bi kintariy yüeddihi ileyk ve minhüm men in te’menhü bi dinaril la yüeddihi ileyke illa ma dümte aleyhi kaima zalike bi ennehüm kalu leyse aleyna fil ümmiyyine sebil ve yekulune alellahil kezibe ve hüm ya’lemun

ehli kitaptan (öylesi var ki) Kendisine yükle emanet bıraksan onu sana iade eder Onlardan öylesi de var ki kendisine emniyet edip bir dinar versen Onu sana iade etmez Ancak onun tepesinde beklemedikçe Bunun sebebi Bize yoktur derler Bir şey bilmeyenlere karşı (sorumluluk) yolu Allah’a karşı yalan söylerler Onlar bunu bilerek (yaparlar)

(75) Among the People of the Book are some who, if entrusted with a hoard of gold, will (readily) pay it back others, who, if entrusted with a single silver coin, will not repay it unless thou constantly stoodest demanding, because, they say, there is no call on us (to keep Faith) with these ignorant (pagans). But they tell a lie against Allah, and (well) they know it.

1. ve min : ve …den, …dan
2. ehli el kitâbi : kitap ehli, kitap sahipleri
3. men : kimse, kimseler
4. in te’menhu : eğer onu, ona emanet etsen
5. bi kıntârin : kantarlarca, tartı ile, ölçü ile, kantar kantar
6. yueddihî : onu iade eder, geri verir
7. ileyke : sana
8. ve minhum : ve onlardan
9. men : kimse, kimseler
10. in te’menhu : eğer onu, ona emanet etsen
11. bi dînârin : bir dinar
12. lâ yueddihî : iade etmez, geri vermez, onu
13. ileyke : sana
14. illâ mâ dumte : ancak, devamlı olmadıkça
15. aleyhi kâimen : onun üzerine, dikilici, ayakta durucu
16. zâlike : işte bu
17. bi ennehum : hiç şüphesiz onların
18. kâlû : dediler
19. leyse aleynâ : değildir, bizim üzerimize, bize
20. fî el ummiyyîne : okuma yazma bilmeyenler, ümmîler hakkında
21. sebîlun : bir yol, sorumluluk
22. ve yekûlûne : ve diyorlar
23. alâ allâhi : Allah’ın üzerine
24. el kezibe : yalan söyledi
25. ve hum : ve onlar
26. ya’lemûne : biliyorlar


SEBEB-İ NÜZUL

İbn Abbâs der ki: Kureyş’ten bir adam Abdullah ibn Selâm’a bin iki yüz ûkıyye altını emanet bırakmıştı da dönüşünde Abdullah tam olarak kendisine teslim etti. Bir diğer Kureyşli de Finhâs ibn Azûrâ’ya bir dinar emanet bıraktı da o bu emanete hıyanette bulundu, işte bunun üzerine bu âyet-i kerime nazil oldu.

Advertisements