12

١٢

وَاِذْ يَقُولُ الْمُنَافِقُونَ وَالَّذينَ فى قُلُوبِهِمْ مَرَضٌ مَا وَعَدَنَا اللّهُ وَرَسُولُهُ اِلَّا غُرُورًا

(12) ve iz yekulül münafikune vellezine fi kulubihim meradum ma veaddenellahü ve rasulühu illa ğurura
O zaman diyorlardı münafıklar ve kalplerinde maraz olanlar Allah ve o’nun resulü bize vaat etmiş ancak aldatmayı

(12) And behold! The Hypocrites and those in whose hearts is a disease (even) say: “Allah and His Messenger promised us nothing but delusions.”

1. ve iz yekûlu : ve söylüyorlardı, diyorlardı.
2. el munâfikûne : münafıklar
3. ve ellezîne : ve o kimseler, onlar
4. : içinde, vardır
5. kulûbi-him : onların kalpleri
6. maradun : hastalık, maraz, şüphe
7. mâ vaadenallâhu : Allah’ın vaadettiği şey
8. ve resûlu-hû : ve onun resûlü
9. illâ : ancak, başka
10. gurûren : gurur, aldatma


SEBEB-İ NÜZUL

Ali İmran (3/26) âyetinin nüzul sebebi olarak yerinde anlatmış olduğumuz şu hâdisenin aynı zamanda bu âyet-i kerimenin de nüzul sebebi olduğu rivayet edilmektedir. Şöyle ki:

Taberî’nin tefsirinde İbn Beşşâr kanalıyla Amr ibnu’l-Avf el-Muzenî’den rivayetinde o şöyle anlatıyor: Allah’ın Rasûlü (sa) Ahzâb Gazvesi (Hendek Sa­vaşı) senesi hendeği çizdi: Harise oğulları tarafından Ecmu’ş-Şeyhayn’den Mezâz’a kadar hendek kazılacaktı. Sonra her on kişiye 40 kulaç olmak üzere kazma işini taksim etti. Selman el-Fârisî’nin hangi grupta olacağında Muhacirin ve Ansar ihtilâf ettiler. Selmân güçlü kuvvetli birisiydi ve Muhacirin “Selman bizdendir.” diyor, Ansar: “Selman bizdendir.” diyorlardı. Hz. Peygamber (sa): “Selman bizden, ehl-i beyttendir.” buyurdu. Amr ibn Avf der ki: Ben, Selman, Huzeyfe ibnu’l-Yemân, Nu’mân ibn Mukrin el-Muzenî ve Ansar’dan dört kişi birlikte bir kırk kulacı kazıyorduk. Üç katın altında kazmaya devam ederken Allah hendeğin içinden karşımıza beyaz, çakmaktaşından bir kaya çıkardı. Külünklerimizi kırdı, biz onu kıramadık. “Ey Selman, Allah’ın Rasûlü (sa)’ne çık, bu kayanın durumunu ona haber ver. Hendeğin yolunu mu değiştirelim, yoksa ne yapmamızı emreder? Biz, hendeğin çizgisini değiştirmek istemiyoruz.” dedik. Selman, Hz. Peygamber (sa)’e çıktı, Efendimiz üzerine bir gölgelik kurmakla meşgul imiş. “Ey Allah’ın elçisi, babamız anamız sana feda olsun, hendeğin içinden beyaz çakmaktaşından bir kaya çıktı, külünklerimizi kırdı, biz onu kı­ramadık. Küçük veya büyük bir parça bile koparamadık. Bize o konuda emrin nedir? Doğrusu biz hendek için çizmiş olduğun çizgiden çıkmak istemedik.” dedi. Allah’ın Rasûlü, Selman’la birlikte hendeğe indi, biz dokuz kişi hendeğin ucunda onlara bakıyorduk. Efendimiz (sa) Selman’dan kazmayı aldılar ve kaya­ya öyle bir vurdular ki ondan bir şimşek çaktı sanki karanlık bir evin ortasındaki bir lâmba gibi Medine vadisini aydınlattı. Allah’ın Rasûlü (sa) bir fetih tekbiri getirdi, müslümanlar da peşinden tekbir getirdiler. Sonra Rasûlullah (sa) kayaya ikinci kere vurdu. Kazmanın kayaya çarpmasıyla yine bir şimşek çaktı ki sanki karanlık bir evdeki lâmba gibi Medine vadisini aydınlattı. Rasûlullah (sa) bir fetih tekbiri getirdi, müslümanlar da peşinden tekbir getirdiler. Sonra Allah’ın Rasûlü (sa) üçüncü kez kayaya vurdu ve onu kırdı, ondan yine bir şimşek çakıp Medine vadisini aydınlattı, sanki karanlık bir evin ortasındaki bir lâmba gibi. Allah’ın Rasûlü (sa) yine bir fetih tekbiri getirdi. Sonra Selman’ın elinden tuta­rak hendekten çıktı. Selman: “Ey Allah’ın elçisi, anam babam sana feda olsun, şimdiye kadar hiç görmediğim bir şey gördüm.” dedi. Allah’ın Rasûlü (sa) kavme döndü ve: “Selman’ın söylediğini siz de gördünüz mü?” diye sordu, “Anamız babamız sana feda olsun ey Allah’ın elçisi, gördük ki kayaya vurdun, ondan dalga gibi bir şimşek çaktı, senin tekbir getirdiğini görünce biz de tekbir getirdik, bundan başka bir şey de görmedik.” dediler. Allah’ın Rasûlü (sa): “Doğru söylediniz ilk vuruşumda gördüğünüz şimşek çaktı ve bana Hîre saraylarını ve Kisrâ’nın Medâin’ini aydınlattı. Onlar sanki köpek dişleri gibiydiler. Cibrîl bana haber verdi ki ümmetim onlara galip gelecek. Sonra ikinci vuruşumda gördüğünüz şimşek çaktı ve bana Rum ülkesindeki kırmızı sarayları aydınlattı. Köpek dişleri gibiydiler. Cibrîl bana haber verdi ki ümmetim onlara galip gelecek ve onları ele geçirecek. Sonra üçüncü vuruşumda gördüğünüz şimşek çaktı ve bana San’â saraylarını aydınlattı. Sanki köpek dişleri gibiydiler. Cibrîl bana haber verdi ki ümmetim onları ele geçirecek. “Müjdeler olsun, Allah onları zafere ulaştıracak, mükdeler olsun, Allah onları zafere ulaştıracak.” dedi, buyurdu. Müslümanlar bu müjdeye sevindiler ve: “‘Dosdoğru, gerçek bir va’d ile bize va’dde bulunan, bu kuşatmadan sonra bize zaferi va’deden Allah’a hamdolsun.” dediler. Medine’yi kuşatan ahzâb bozulup gidince müslümanlar: “Bu, Allah’ın ve Rasûlü’nün va’dettiğidir…” dediler. Münafıklar da: “Hiç şaş­mıyor musunuz? Size hikâye anlatıyor, sizi olmıyacak umutlara sevkediyor, size bâtıl va’dlerde bulunuyor. Size Yesrib’den Hîre saraylarını, Kisrâ’nın şehirlerini gördüğünü ve siz korkudan hendek kazar, yüzyüze savaşmaya güç yetiremezken sizin bunları fethedeceğinizi haber veriyor.” dediler de “Hatırla o zamanı ki münafıklar ve kalblerinde hastalık olanlar: Allah ve Rasûlü’nün bize va’dettikleri boş bir aldatmadan ibaretmiş, diyorlardı.” ve “De ki: Ey hükümranlığın sahibi olan Allahım…” (Ali İmrân, 3/26) âyetleri nazil oldu.

Cüveybir’in İbn Abbâs’tan rivayetine göre “Allah ve Rasûlü’nün size va’dettikleri bir aldatmadan ibaret.” diyen münafık Muattib ibn Kuşeyr’dir. İbn İshak ve Beyhakî’nin Urve ibnu’z-Zübeyr ve Muhammed ibn Ka’b el-Kurazî ve başkalarından rivayetlerine göre Muattib ibn Kuşeyr: “Bizden birisi tuvalete bile gitmeye korkar haldeyken Muhammed, Kisrâ ve Kayser’in hazinelerini yiyeceğini zannediyor.” Demiştir. Kurtubî, bu sözleri söyleyenlerin Muattib ibn Kuşeyr, Tu’me ibn Übeyrık ve onlarla birlik olan 70 kadar kişi olduğunu söyler.

Hani onlardan bir grup demişti ki: “Ey Medine halkı, sizin için tutunacak bir yer yok. Artık geri dönün.” İçlerinden bir grup da Peygamber’den izin istiyerek diyorlardı ki: “Evlerimiz düşmana açıktır.” Halbuki evleri açık değildi. Onlar sadece kaçmak istiyorlardı.

Yezîd ibn Rûmân’dan rivayete göre “Ey Medine halkı, sizin için tutunacak bir yer yok.Artık geri dönün.” diyen Evs ibn Kayzî ve kavminden onun görüşünde olanlardır. “Peygamber’den izin istiyerek: “Evlerimiz düşmana açıktır.” diyenler ise İbn Abbâs’tan rivayete göre Harise oğullarıdır.

Suyûtî ise “Evlerimiz düşmana açıktır.” diyenlerin Evs ibn Kayzî ve kavminden bir grup olduğunu söyler.