151

١٥١

سَنُلْقى فى قُلُوبِ الَّذينَ كَفَرُوا الرُّعْبَ بِمَا اَشْرَكُوا بِاللّهِ مَالَمْ يُنَزِّلْ بِه سُلْطَانًا وَمَاْويهُمُ النَّارُ وَبِءْسَ مَثْوَى الظَّالِمينَ

(151) senülkiy fi kulubillezine keferur ru’be bi ma eşraku billahi ma lem yünezzil bihi sültana ve me’vahümün nar ve bi’se mesvez zalimin

biz, küfredenlerin kalplerine korku düşüreceğiz şu sebeple ki onlar ortak koşuyorlar Allah’ın burhan indirdiği şeylere ve onların varacakları yer cehennemdir zalimlerin varacağı yer ne kadar kötüdür

(151) Soon shall we cast terror into the hearts of the Unbelievers, for that they joined companions with Allah, for which he had sent no authority: their abode will be the fire: end evil is the home of the wrongdoers

1. se nulkî : biz salacağız (vereceğiz)
2. fî kulûbi : kalplerine
3. ellezîne keferû : inkâr edenler, kâfirler
4. er ru’be : korku
5. bi-mâ eşrakû : ortak koşmaları sebebiyle
6. bi allâhi : Allah’a
7. mâ lem yunezzil bi-hî : indirmediği bir şey
8. sultânen : sultân, delil
9. ve me’vâ-humu : ve onların sığınağı, barınağı
10. en nâru : ateş
11. ve bi’se : ve ne kötü
12. mesve : kalınan yer
13. ez zâlimîne : zalimler

سَنُلْقِي yakında salacağızفِي قُلُوبِ kalplerineالَّذِينَ كَفَرُوا küfürlerinde bilinçli olarak ısrar eden kimselerinالرُّعْبَ korkuبِمَا أَشْرَكُوا şirk koştukları içinبِاللَّهِ Allah’aمَا şeyiلَمْ يُنَزِّلْindirmediğiبِهِ hakkındaسُلْطَانًا hiçbir delilوَمَأْوَاهُمْ onların varacağı yerالنَّارُ ateştirوَبِئْسَ ne kötüdürمَثْوَى yeriالظَّالِمِينَ zalimlerin


SEBEB-İ NÜZUL

Suddiden rivayet ediliyor: Ebu Sufyân ve müşrikler Uhud günü savaş sa­hasından ayrılıp Mekke’ye doğru yola çıkmışlardı. Bir miktar yol almışlardı ki müslümanların işini tam bitirmeden oradan ayrıldıklarına pişman oldular ve de­diler ki: “Ne kötü yaptınız; onları öldürdünüz, öldürdünüz, sonunda azıcık kal­mıştılar ki onları haklamayıp bıraktınız. Dönün ve onların da kökünü kazıyın.” İşte o anda Allah onların kalblerine bir korku saldı da Uhud’a dönme yerine bozgun halde yollarına devam ettiler. Yolda bir bedeviye rastladılar. “Yolda Muhammed’e rastlarsan ona bizim kendisi için yeniden kuvvet topladığımızı haber ver.” dediler ve bunu yapması için ona hediyeler verdiler. Ancak onların durumunu Allah Tealâ, Rasûlü (sa)’ne haber verdi de peşlerinden onları takibe çıktı ve hattâ Hamrâu’l-Esed’e kadar da geldiler. İşte Allah Tealâ bu hadise hakkında bu âyet-i kerimeyi indirdi.


AÇIKLAMA

Yüce Allah mümin kullarını kâfir ve münafıklara itaat etmekten sakındır-maktadır. Çünkü onlara itaat etmek dünya ve ahirette insanı geriletir. Bundan dolayı şöyle buyurmaktadır: Ey iman edenler, eğer sizin dininizi inkâr eden, peygamberinizin peygamberliğini ve arkadaşları İle münafıkların önderi olan Abdullah b. Ubeyy ile ona tabi olanlara, Yahudi ve Hıristiyanların elebaşılarına itaat edecek olursanız, imandan sonra bunlar sizi kâfirler olarak gerisin geri döndürürler. Sizler de İslâm’ın izzeti ile aziz olduk­tan sonra küfrün zilleti ile ve düşmanlarınızın sizlere tahakküm etmesi ile yer­yüzünde iktidar sahibi olma, devlet sahibi olmak imkânlarından mahrum kala­rak zarara uğrayanlar olursunuz. Halbuki bunlar samimi müminlere Yüce Allah’ın şu vaadinde söz konusu edilmektedir:

“Sizden iman edip salih amel işleyenleri Allah yeryüzünde mutlaka halife yapmayı vaad etti. Onlardan öncekileri halife yaptığı gibi. Ta ki kendileri için razı olduğu dini onlar için tam anlamıyla iktidara getirsin ve korkulardan son­ra bu korkularını güvenliğe değiştirsin…” (Nûr, 24/55). Sizler işte bu kâfirlere itaat edecek olursanız, ahirette de Allah’ın nimet ve sevaplarından mahrum edilmek, cehennemde de Allah’ın azap ve cezasına maruz bırakılmak suretiyle ziyan edenlerden olursunuz.

O bakımdan sizler kâfirlerin yardım ve destek vermelerine, onların aldat­malarına aldırış etmeyin. Çünkü sizin yardımcınız, desteğiniz bir diğer ayet-i kerimede de buyurulduğu gibi, Yüce Allah’tır. “Biliniz ki Allah sizin mevlânızdır, o ne güzel mevlâ ve ne güzel yardımcıdır!” (Enfâl, 8/40). Yüce Allah izzeti, Rasulüne ve müminlere takdir buyurmuştur. “İzzet Allah’ın, Rasulünün ve mü­minlerindir.” (Münafikûn, 63/8). Yine salihleri veli edinmek, kâfirleri desteksiz ve yardımsız bırakmak şeklinde Yüce Allah’ın sünneti cereyan edegelmiştir: “Acaba onlar yeryüzünde gezip kendilerinden öncekilerin akibetlerinin nasıl ol­duğuna bakmadılar mı? Allah onları terk etmiştir. Kâfirler için de onların ben­zerleri vardır. Bunun sebebi şudur: Allah iman edenlerin velisidir, kâfirlerin ise velisi yoktur.” (Muhammed, 47/10-11).

Yüce Allah’ın müminlere yardım ve destek oluşunun tecellilerinden birisi de Allah’a şirk koşmaları sebebiyle kâfirlerin kalplerine korku salmasıdır. Bu­nun bir diğer sebebi ise kâfirlerin Allah’tan başka bir takım putları ve taşları mabut edinmeleridir. Bunların ibadete lâyık olduklarına, Allah ve yaratıkları arasında vasıta olduklarına dair aklî olsun maddî olsun en ufak bir delil yok­tur. Onların bu putlara tapınma hakkındaki biricik delilleri bunlara tapar bul­dukları atalarını taklit etmekten ibarettir: “Biz babalarımızı bir ümmet (din) üzere bulduk ve şüphesiz biz onların izlerine uyanlarız.” (Zuhruf, 43/23) Onlar hakikatte hayal, vehim ve vesvese içinde gelip geçen duyguların etkili olduğu­na güvenip dayanıyorlar. Bu ise onların akıl ve kalplerinin tutarsızlığı ve dü­şüncelerinin bozukluğu, ruh zaaflığı sonucunu verir. Onların sonunda ahirette yerleşecekleri yer ateştir. Bu ise zulüm, küfür, hakka ve hak ehline karşı inat­larından dolayıdır. Onların yarın barınacakları ver ne kadar kötü bir verdir!

Onlar kötü davranışları sebebiyle hem kendilerine hem insanlara zulmetmiş kimselerdir. Onlar uygarlık ve medeniyetin esaslarını kaybetmişlerdir. Onlar müminleri dinlerine sımsıkı sardır halde görecek olurlarsa, ruhlarındaki şüp­heleri daha çok artar, içlerindeki korku, dehşet ve huzursuzluk devam edip gi­der.

Advertisements