84

٨٤

وَاَمْطَرْنَا عَلَيْهِمْ مَطَرًا فَانْظُرْ كَيْفَ كَانَ عَاقِبَةُ الْمُجْرِمينَ

(84) ve emtarna aleyhim metara fenzur keyfe kane akibetül mücrimin
ve yağdırdık üzerlerine azap yağmurunu bak nasıl olmuş mücrimlerin akıbeti

(84) And we rained down on them a shower (of brimstone): then see what was the end of those who indulged in sin and crime

1. ve emtar-nâ : ve (taş) yağmuru yağdırdık
2. aleyhim : onların üzerine
3. matarâ : (taş) yağmur
4. fenzur (fe unzur) : artık bak
5. keyfe : nasıl
6. kâne : oldu
7. âkıbetu el mucrimîne : mücrimlerin akıbeti, suçluların sonu

وَأَمْطَرْنَا yağdırdıkعَلَيْهِمْ onların üzerineمَطَرًا bir sağanakفَانظُرْ bir bakكَيْفَ nasılكَانَ olduğunaعَاقِبَةُsonununالْمُجْرِمِينَ günahkârların


AÇIKLAMA

Hz. Lût (a.s.) Kıssası:

Lût, Haran’ın oğlu, İbrahim b. Tareh’in de kardeşinin oğludur. Hz. İbra­him’e iman etti, onun gösterdiği yol üzere hidayet buldu. Nitekim Yüce Allah şöyle buyurmaktadır: “Ona Lût iman etti ve (İbrahim) dedi ki: Ben Rabbime hicret ediciyim” (Ankebût, 29/26). Yaptığı yolculuklarında Hz. İbrahim’e tabi ol­du. Mezopotamya bölgesinde onunla beraber oldu. Sonra Mısır’da, sonra da Ür­dün’ün doğu taraflarında Şam (Suriye) bölgesinde Sodom’da yerleşti.

Hz. Lût kıssası bir kaç surede az farklılıklarla zikredilmiştir. Bu kıssala­rın biri ötekini tamamlar şekildedir.

Sodomlular hayasızlıkları, herhangi bir utanç ve iffet duymaksızın, herke­sin gözü önünde işliyorlardı. Tüccarların yollarını kesip, mallarını ellerinden alıyorlardı. Nitekim Yüce Allah Hz. Lût’un onlara söylediği şu sözlerini bizlere de nakletmektedir: “Acaba siz, erkeklere yaklaşacak, yol kesecek, ve toplantı yerlerinizde münkeri işleyip duracak mısınız?” (Ankebût, 29/29).

Hz. Lût ise, onlara öğüt verip nasihat etti. Bu işten vazgeçmelerini istedi. Onları Allah’ın azabı ile korkuttu. Fakat bu öğütlere hiçbir şekilde aldırış et­mediler, işlerinden vazgeçmediler. Hz. Lût kendilerine ısrarla öğüt vermeyi sürdürünce, bu sefer kimi zaman taşlayıp öldürmekle, kimi zaman yurdundan çıkarmakla onu tehdit ettiler. Nihayet melekler İbrahim (a.s.)’e uğrayıp Lût kavminden intikam almak üzere, -ki bunlar Sodomlular ve Amura (Gomora)’lılardı- Hz. Lût’un yanına varıncaya kadar bu durum böyle devam etti. Melekle­rin bunu söylemeleri üzerine Hz. İbrahim, Hz. Lût’a da bir kötülük geleceğin­den korkunca, ona Lût’un iman edenlerle beraber kurtulacağını bildirdiler ve ayrıca kavmine gelecek olan azabın kesin ve kaçınılmaz olduğunu haber verdi­ler: “Ey İbrahim, bundan vazgeç! Çünkü Rabbinin emri gelmiştir. Onlara hiç şüphesiz geri çevrilmeyecek bir azap çatacaktır.” (Hud, 11/76).

Aynı melekler, Hz. Lût’a güzel yüzlü, genç, bıyığı terlememiş delikanlılar suretinde geldi. Bu sefer Sodom’lulardan bir grup Hz. Lût’un yanına gelerek hayasızlık yapmak üzere ondan misafirlerini istediler. Hz. Lût onları geri çevirmeye çalıştı. Bu hususta alabildiğince ileri gitti. Nihayet onlardan misafirle­rini korumak üzere ve kendisinden utanacaklarını umarak, kızlarını meşru ev­lenme yolu ile almaları teklifinde bulundu. Ancak onlar bu işe razı olmadılar. Daha sonra Hz. Lût melek olduklarını bilmediği meleklere şöyle dedi: “Keşke yetecek bir gücüm olsa idi yahut güçlü bir kaleye sığınabilseydim.” (Hud, 11/80). Yani o vakit sizinle beraber bunlara karşı cihat eder ve onlara lâyık olduğu ce­zayı verirdim. Bu sefer, melekler ona gerçek durumlarını bildirdiler. Ve bu kav­mi cezalandırmak üzere geldiklerini söylediler.

Kasaba halkı bu sakalı bitmemiş genç delikanlıları güç kullanarak almak için Hz. Lût’un evine hücum edince, Allah gözlerini kör etti, göremez oldular. Nereye baskın yapacaklarını bilemediler. Sonra melekler Hz. Lût’u ve onun iki kızını ve hanımını kasabadan çıkardılar. Kendilerinden hiçbir kimsenin geri dönmemelerini emrettiler. Emrolundukları yere gitmelerini istediler. Hanımı müstesna hepsi emre itaat ettiler. Hanımı kasabanın başına neler geldiğini görmek üzere kasabaya geri döndü. Onlara kalben bağlı idi, ve kâfir bir kadın­dı. Bunun üzerine ona da kavminin başına gelen azabın aynısı geldi. Allah on­ların üzerine pişmiş çamurdan taş yağdırdı. Yurtları alt üst oldu. Sayıları bin veya daha fazla kişi idi.

Yüce Allah da şöyle buyurmaktadır: “Ey Lût, biz Rabbinin elçileriyiz, dedi­ler. Onlar sana asla ulaşamazlar. Sen hemen gecenin bir bölümünde aile hal­kınla yürü. İçinizden hiçbir kimse geriye bakmasın. Yalnız hanımın müstesna­dır. Çünkü onlara isabet edecek olan, şüphesiz ona da isabet edecektir. Onlara vaad olunan vakit sabahtır. Sabah vakti de yakın değil mi? Emrimiz oraya ge­lince oranın üstünü altına getirdik ve üzerlerine pişirilmiş balçıktan birbiri ar­dınca taş yağdırdık…” (Hud, 11/81-82).

Bir de Lût’u an. Hani o kavmine, azarlayarak şöyle demişti: Sizler sizden başka hiçbir kimsenin hiç bir zamanda yapmadığı hayasızca işi mi yapıyorsu­nuz? Evet bu işi ilk olarak siz ortaya çıkardınız. Bunu yapacak olan herkesin günahının misli de size olacaktır. İşte bu, bu işin fıtrata ters olduğunu göster­mektedir. Yüce Allah’ın, “Sizden önce âlemlerden hiç kimsenin yapmadığı ha­yasızlığı mı yapıyorsunuz?” buyruğu böyle bir işin istisnasız olarak hiç bir kim­senin yapmadığını, tekitli olarak ifade etmektedir.

Sizler erkeklere arkalarından yaklaşıyor ve kadınlarla evlenerek önden yaklaşmaktan vazgeçiyorsunuz. Yani sizler kadınları ve Rabbinizin onlardan sizin için yarattıklarını bırakıp, erkeklere yaklaşmaya yöneldiniz. Bu ise bir sapıklık, bir haddi aşmak ve bir bilgisizliktir. Çünkü bu bir şeyi olması gere­ken yerden başkasına koymaktır. Bundan dolayı diğer ayet-i kerimede onla­ra Hz. Lût’un şöyle dediğini görüyoruz: “İşte kızlarım, eğer yapacaksanız (on­ları nikahlayın)” (Hicr, 15/71). Böylelikle onlara kadınlarla evlenme yolunu gösterdiyse de, onlar kadınları arzulamadıklarını belirterek gerekçe göster­diler.

Hz. Lût’un, “Siz kadınları bırakıp şehvetle erkeklere yaklaşıyorsunuz” buy­ruğu Yüce Allah’ın, “Hayasızlığı mı yapıyorsunuz” buyruğunu açıklamaktadır.

Aynı zamanda bunda onlara aşırı derecede bir azar ve bir sitem vardır. Yüce Allah’ın, “Kadınları bırakıp” buyruğunda onların kadınları terk ettikleri­ne işaret etmektedir. Kadınlar ise selim fıtrat sahibi erkeklerin şehevî arzuları­nı giderecekleri karşı cinslerdir

“Doğrusu siz çok aşırı giden bir kavimsiniz” yani sizler hayasızlığı işledik­ten sonra bundan dolayı pişman da olmuyorsunuz. Aksine sizin âdetiniz, haddi aşmak ve her hususta aşırıya gitmektir. İşte bundan dolayı cinsî arzularını tat­min etmek hususunda aşırıya gittiler. O kadar ki mutad olan normal hali bıra­kıp, mutad olmayana yöneldiler. Yüce Allah’ın, “Hayır, siz haddi aşan bir ka­vimsiniz” (Şuara, 26/166). Yani siz şirk ile birlikte bu hayasızlığı işlemekten dolayı, haddi aşan kimselersiniz.

En’âm suresinde ise onları bir başka suretle nitelendirmektedir: “Hayır, siz cahillik eden bir kavimsiniz” (En’âm, 27/55). Bu da onların zevk almakta aşırıya gittiklerini, akıl ve fıtratın sınırlarını aştıklarını ve işlerinin akibetini bilmediklerini göstermektedir. Çünkü onlar bunların sağlığa zararlarını takdir edemiyor, şu modern asırda sabit olan öldürücü hastalıkları ortaya çıkaracağı­nı değerlendiremiyorlardı.

Hz. Lût’un bu tepkisine ve onun öğüdüne karşı ikna edici bir cevap da ve­remediler, hatalarından, sapıklıklarından da geri dönmediler. Bu hayasızlığın reddedilmesinin ve işin büyüklüğünün onlara anlatılmasının bir faydası olma­dı. Bunun yerine onlar Hz. Lût’u aralarından çıkarmak, beraberindeki mümin­lerle birlikte onu kasabalarından sürmek istediler. Çünkü onlardan işittikleri vaazlarından, öğüt ve sözlerinden rahatsız olmuşlardı. Hz. Lût’a uygun bir şe­kilde cevap veremedikleri gibi, aksine hiçbir şekilde sözüyle ilgili olmayan, öğüdüyle alâkası bulunmayan bir başka şekilde yani onu aralarından çıkar­mak suretiyle karşılık verdiler. Yüce Allah’ın, şu buyruğunda olduğu gibi: “On­ları çıkarınız” buyruğunda kastedilenler, Hz. Lût ve ona tabi olanlardır.

Bazıları içinden şöyle dediler: Bunlar çokça temizleniyor ve sizin bu yaptı­ğınız işte bu hayasızlıklarda, erkek ve kadınlara arkadan yaklaşmakta sizinle ortak hareket etmekten uzak duruyorlar. Bu ifadeleri ise müminlerle alay etmek, kendilerinin işledikleri çirkinlikle övünmek üzere söylemişlerdi. Nitekim fasıklar, bazı salih kimselere kendilerine öğüt verdikleri vakit şöyle derler: Şu, bir lokma bir hırka yaşamak isteyeni bizden uzaklaştırın da şu zahidlik taslayandan uzakta rahat bir nefes alalım. Yüce Allah’ın, “Fazla temizlik yapan insanlarmış” ifadesi, onlar bu işe yaklaşmıyorlar, demektir.

Sonunda Yüce Allah Hz. Lût’u ve onunla birlikte iman eden aile halkını -hanımı müstesna- kurtardı. Çünkü karısı iman etmemişti. O balamdan o da azapta kavmiyle birlikte kalan ve helak olanlardandı. Çünkü o da kavminin dini üzere idi ve bu konuda onlara ters düşmüyordu. Ayrıca kendisiyle kavmi arasında bir takım işaretlerle Hz. Lût’un yanına gelen misafirlerini onlara bil­diriyordu. Bu da Yüce Allah’ın şu buyruğunu andırmaktadır: “Biz orada bulu­nan müminleri çıkardık. Orada Müslümanlardan bir hane halkından başkası­nı bulmadık” (Zâriyat, 51/35-36). Yani Hz. Lût’a aile halkı dışında kavminden kimse iman etmemişti.

Oldukça hayret verici, görülmemiş bir yağmur yağdırıldı üzerlerine. Bu da üzerlerine atılan taş yağmuruydu. Bir başka ayet-i kerimede bunu şöylece açıklamaktadır: “Üzerlerine pişmiş çamurdan taş yağdırdık. Rabbinin yanında işaretlenmiş olarak ve o (belde) zalimlerden uzak değildir.” (Hud, 11/82-83); “Ve biz onun altını üstüne getirdik. Onlara pişmiş çamurdan taş yağdırdık.” (Hicr, 15/74). Yüce Allah bu taşların işaretli olduğunu belirtmekle bunların kırmızı renk arasında beyaz renkle işaretli olduklarını anlatmaktadır.

Burada sözü geçen taşların oldukça hızlı esen fırtına ve kasırgalarla geti­rilmiş olması, yahut da yerkürenin kendisine doğru çektiği bir yıldızın parça­lanmış kalıntılarından olup, dağılmış meteorlar olması da muhtemeldir.

Şimdi ey Muhammed, ve ey bu kıssalardan kötülükten vazgeçmek üzere ib­ret alan herkes! Aziz ve Celil olan Allah’a isyan etme cesaretini gösteren, O’nun peygamberlerini yalanlayan kimselerin akibetlerinin nasıl olduğuna bir bak ki, ahiretten önce dünyada bir ümmetin günahlarının nasıl cezasını çektiğini gör

Advertisements