17

١٧

فَلَمْ تَقْتُلُوهُمْ وَلكِنَّ اللّهَ قَتَلَهُمْ وَمَا رَمَيْتَ اِذْ رَمَيْتَ وَلكِنَّ اللّهَ رَمى وَلِيُبْلِىَ الْمُؤْمِنينَ مِنْهُ بَلَاءً حَسَنًا اِنَّ اللّهَ سَميعٌ عَليمٌ

(17) fe lem taktüluhüm ve lakinnellahe katelehüm ve ma rameyte iz rameyte ve lakinnellahe rama ve li yübliyel mü’minine minhü belaen hasena innellahe semiun alim

onları siz öldürmediniz lakin onları Allah öldürdü sen atmadın attığın zaman lakin Allah attı imtihan ettik müminleri bununla güzel bir imtihanla şüphesiz Allah işiten bilendir

(17) It is not ye who slew them it was Allah: when thou threwest (a handful of dust), it was not thy act, but Allah’s: in order that He might test the Believers by a gracious trial from Himself: for Allah is He Who heareth and knoweth (all things).

1. fe lem taktulû-hum : onları siz öldürmediniz
2. ve lâkinne allâhe : ve fakat, ama Allah
3. katele-hum : onları öldürdü
4. ve mâ remeyte : ve sen atmadın
5. iz remeyte : attığın zaman
6. ve lâkinne allâhe : ve fakat, ama Allah
7. remâ : attı
8. ve li yubliye el mu’minîne : ve mü’minleri imtihan etmek için
9. min-hu : ondan (kendisinden)
10. belâen : bir belâ, bir imtihan
11. hasenen : güzel
12. inne allâhe : muhakkak ki Allah
13. semî’un : işitendir
14. alîmun : bilendir

فَلَمْ تَقْتُلُوهُمْ onları siz öldürmedinizوَلَكِنَّ fakatاللَّهَ Allahقَتَلَهُمْ onları öldürdüوَمَا رَمَيْتَ sen atmadınإِذْ رَمَيْتَ attığın zaman daوَلَكِنَّ fakatاللَّهَ Allahرَمَى attı kiوَلِيُبْلِيَ denemek içinالْمُؤْمِنِينَ mü’minleriمِنْهُ kendindenبَلَاءً bir imtihan ileحَسَنًا güzelإِنَّ muhakkak kiاللَّهَ Allahسَمِيعٌ Semî’dirعَلِيمٌAlîm’dir

Advertisements