115

١١٥

قَالَ اللّهُ اِنّى مُنَزِّلُهَا عَلَيْكُمْ فَمَنْ يَكْفُرْ بَعْدُ مِنْكُمْ فَاِنّى اُعَذِّبُهُ عَذَابًا لَا اُعَذِّبُهُ اَحَدًا مِنَ الْعَالَمينَ

(115) kalellahü inni münezzilüha aleyküm fe mey yekfür ba’dü minküm fe inni üazzibühu azabel la üazzibühu ehadem minel alemin

Allah buyurdu o sofrayı size mutlaka indireceğim (fakat ondan) sonra sizden kim küfrederse azap ile ona azap ederim alemlerde hiç kimseye yapmadığım

(115) Allah said: “I will send it down unto you but if any of you after that resisteth faith, I will punish him with a penalty such as I have not inflicted on any one among all the peoples.”

1. kâle allâhu : Allâh (cc.) buyurdu
2. innî munezzilu-hâ : muhakkak ki ben onu indiririm
3. aleykum : sizin üzerinize
4. fe men : fakat, ama, artık kim
5. yekfur : inkâr ederse
6. ba’du : sonra
7. min-kum : sizden
8. fe innî : o taktirde ben mutlaka
9. uazzibu-hu : ona azap ederim, azaplandırırım
10. azâben : bir azap
11. lâ uazzibu-hu : onu azaplandırmam
12. ehaden : biri, birisi, birini
13. min el âlemîne : âlemlerden

قَالَ demiştiعِيسَى İsaابْنُ oğluمَرْيَمَ Meryemاللَّهُمَّ Allah’ımرَبَّنَا Rabbimizأَنزِلْ indir kiعَلَيْنَا bizeمَائِدَةً bir sofraمِنْ السَّمَاءِ göktenتَكُونُ olsunلَنَا bizeعِيدًا bir bayramلِأَوَّلِنَا öncekilerimizوَآخِرِنَا ve sonrakilerimiz içinوَآيَةً ve bir ayetمِنْكَ sendenوَارْزُقْنَا bizi rızıklandırوَأَنْتَ çünkü senخَيرُ en hayırlısısınالرَّازِقِينَ rızıklandıranların


AÇIKLAMA

Ey Muhammed! İsa’nın samimi arkadaşları olan Havarilerin ona şu sözle­ri söylediklerini hatırla: Rabbin bize gökten bir yiyecek sofrası indirmeye razı olur ve böyle bir işi yapar mı?

Bu talep Yüce Allah’ın her şeye gücü yettiğini bilen mümin Havariler ta­rafından yapılmış olmakla birlikte, güç yetirebilmenin söz konusu edilmesin­den kasıt, “O böyle bir işi yapar mı ve sen böyle bir istekte bulunacak olursan duanı kabul eder mi?” sorularına cevap almaktır. Havariler bununla Yüce Allah’ın her şeye kadir olduğuna tam bir inanç ve bilgi sahibi olduktan sonra, gözle görmek, müşahade etmek ve itminan verecek bilgi sahibi olmak istediler. Nitekim İbrahim (a.s.) de şöyle demişti: “Rabbim bana ölüleri nasıl dirilttiğini göster.” (Bakara, 2/260). Çünkü düşünme ve habere dayalı bilgi hakkında, bazan şüphe ve itirazlar söz konusu olabilir. Fakat gözle görülen maddî şeylere dair bilgiye bu gibi şeylerin etki etmesi söz konusu değildir. İşte bundan dolayı tıpkı Hz. İbrahim’in “Fakat kalbimin mutmain olup yatışmasını istiyorum.” Bakara, 2/260) dediği gibi Havariler de “Kalplerimiz yatışsın” demişlerdi.

es-Süddî der ki: Rabbin indirebilir mi, ifadesinin anlamı, eğer böyle bir is­tekte bulunacak olursan Rabbin onu sana verir mi, demektir. Bu da güç yetirebilme kudretinin kulların itaat etmelerini sağlayıcı bir yönü olduğunu göster­mektedir.

Taberî de şöyle der: Bence doğruya daha yakın olan anlam şudur: Eğer bu­nu ondan isteyecek olursan senin isteğini kabul edip sana istediğini verir mi?

Kimisi de şöyle demiştir: Ayet-i kerimede, “Sen Rabbinden isteyebilir mi­sin” kıraatine göre hazf edilmiş bir ifade vardır ki takdiri şöyledir: Rabbinden isteyebilir misin? Hz. İsa onlara şu şekilde cevap verdi: İsraillilerin Musa (a.s.)’dan isteklerini andıran böyle bir istekte bulunmaktan Allah’tan korku­nuz. Eğer gerçekten iman eden kimseler iseniz yani eğer sizin mümin olma id­dianız doğru ise…

Havariler bu isteklerine dair mazeret belirterek şöyle dediler: Biz bu sof­radan yemek istiyoruz. Çünkü yemeğe ihtiyacımız var. Yüce Allah’ın kudretine senin peygamberliğinin doğruluğuna dair kalbimizin yatışmasını ve yakîn bil­gimizin de artmasını istiyoruz. Çünkü duyu ve müşahadelerle elde edilen bilgi­nin, delillere teslimiyete dayalı nazarî bilgiye göre istenene delâleti daha güç­lüdür. İşte biz, buna tanık olmayan diğer İsrailoğullarına karşı bu mucizeye de tanıklık edenlerden olmak istiyoruz; ya da Allah’ın birliğine ve kudretinin ke­maline, senin de peygamberliğine şahitlik edenlerden olmak istiyoruz. Böyle­likle bu, imana yahut imanın artmasına bir sebep teşkil etsin.

Hz. İsa da dilekte bulundu ve dileği yerine getirildi. Böylelikle bu konuda onlara karşı getirilecek delillerde bir eksiklik kalmasın, muhalefet ettikleri takdirde onlara azap gelmesine bir gerekçe olmuş olsun.

Hz. İsa şöyle dedi: Ey işlerimizin mutlak maliki ve velisi olan Rabbimiz! Üzerimize şu Havarilerin göreceği şekilde semadan bir sofra indir. Onun inece­ği gün bizim için bayram olsun. Denildiğine göre o gün pazar günü idi. O gün­den itibaren Hristiyanlar pazar gününü bayram edinmişlerdir.

Bu hem bizden öncekilere, hem bizden sonrakilere yani bizim çağdaşımız olan dindaşlarımıza da bizden sonra gelecek olanlara da bayram olsun. Ve sen­den bir ayet, yani kudretinin kemaline benim de peygamberliğimin doğruluğu­na delâlet eden nezdinden gelen bir alâmet olsun.

O sofradan da başkalarından da bedenlerimizi gıdalandıracak, besleyecek hoş ve temiz rızıklarla rızıklandır. Sen nzık verenlerin en hayırlısısın. Yani ba­ğışlayan ve nzık verenlerin hayırlısısın. Çünkü sen Ganî ve Hamîd’sin, diledi­ğine hesapsız rızık verirsin. Dikkat edilecek olursa Hz. İsa inecek sofranın fay­dasını dinî ve toplumsal fayda istemesinden sonra duasında söz konusu etmiş­tir. Halbuki Havariler bunun tam aksine sofradan yeme faydasını diğer fayda­lardan öne almışlardı.

“Allah buyurdu ki: Ben onu üzerinize şüphesiz indireceğim.” Yani Yüce Allah Hz. İsa’ya bir veya bir kaç defa bu sofrayı indireceği vaadinde bulundu. Allah’ın vaadi ise gerçektir, O sözü doğrunun ta kendisidir. Nitekim bu sofra indirildi.

Fakat verilen bu söz ile birlikte, muhalif hareket edilmesi halinde ceza da söz konusu edilmektedir: “Artık (bundan) sonra aranızdan kim kâfir olursa…”

Yani bu sofranın indirilişinden sonra kim Allah’ı inkâr ederse şüphesiz ki ben onu, diğer bütün âlemlerin kâfirlerinden onların çağdaşları arasından hiç bir kimseye yapmayacağım oldukça ağır bir azap ile azaplandırırım. Çünkü artık bu maddî delilden sonra kâfir olan yahut Allah’ın varlığına ve kudretine delâ­let eden kesin delil ve mucizelerle alay eden kimselerin ileri sürebilecekleri hiç bir mazeretleri kalmayacaktır.

Sofrada indirilen yiyeceklere gelince: Denildiğine göre bu, ekmek ve et ya da ekmek ve balıktı. Taberî der ki: Sofrada indirilenler hakkında söylenecek doğru söz şu olabilir: Sofra üzerinde yiyecek bir şeyler vardı. Bunun balık ve ekmek olması da cennet meyvelerinden bir meyve olması da mümkündür. An­cak bunları bilmenin faydası olmadığı gibi bilmemenin de zararı yoktur.

Süyutî’nin kaydettiği bir hadiste de şöyle denilmektedir: “Sofra semadan, ekmek ve et ile indirildi. Hainlik etmemeleri ve ertesi güne bir şey saklamama­ları emrolundu, fakat hainlik ettiler ve sakladılar. O bakımdan bunların hilkati maymunlara ve domuzlara dönüştürüldü.”

Advertisements