84

٨٤

فَاسْتَجَبْنَا لَهُ فَكَشَفْنَا مَا بِه مِنْ ضُرٍّ وَاتَيْنَاهُ اَهْلَهُ وَمِثْلَهُمْ مَعَهُمْ رَحْمَةً مِنْ عِنْدِنَا وَذِكْرى لِلْعَابِدينَ

(84) festecebna lehu fe keşefna ma bihi min durriv ve ateynahü ehlehu ve mislehüm meahüm rahmetem min indina ve zikra lil abidin
biz de (onun) duasına icabet ettik onun üzerinde ki zararı kaldırdık ona verdik ehlini ve birlikte bir katını (daha) tarafımızdan bir rahmetle (bize) ibadet edenlere bir öğüt olarak

(84) So we listened to him: we removed the distress that was on him, and we restored his people to him, and doubled their number, as a Grace from commemoration, for all who serve Us.

1. festeceb-nâ (fe istecebnâ) : bunun üzerine icabet ettik
2. lehu : onun
3. fe : böylece
4. keşef-nâ : giderdik, kaldırdık
5. : şey
6. bi-hî : ona
7. min durrin : zarardan
8. ve âteynâ-hu : ve biz ona verdik
9. ehle-hu : ehlini, ailesini
10. ve misle-hum : ve bir misli (daha)
11. mea-hum : onlarla beraber
12. rahmeten : bir rahmet
13. min ındi-nâ : katımızdan
14. ve zikrâ : ve bir zikir, bir öğüt
15. li el âbidîne : kullar için


AÇIKLAMA
Hz. Eyüb (a.s.) Kıssası İle İlgili Notlar:

Kur’an’ı Kerim’de Hz. Eyüb (a.s) ismi 4 defa geçmektedir. Bunlar Nisa, En’am, Anbiya ve Sad sureleridir.

İsmi Eyyûb b. Enûs idi. Annesi Hz. Lût’un (a.s.) evlâdındandı. Hz. Eyüb (a.s) Rum diyarından olup Hz. İshak b. Yakub (a.s.) evlâdındandı.

Vatanı Suayr dağına yakın Ivas diyarı, yahut Edûm beldesi idi. Rivayete göre Hz. Eyüb (a. s) Hz. Musa’dan (a.s.) önce idi. Bir başka rivayete göre Hz. İbrahim’den (a.s.) 100 sene önce idi. Bu görüş daha tercihe şayandır.

Allah ona peygamberlik vermiş ve dünya nimetlerini önüne sermiş, çok ai­le efradını ve bol mal vermişti. Hz. Eyüb’ün (a. s) 7 oğlu ve 7 kızı vardı. Bütün bu nimetler Allah’ın kendisini maruz kıldığı mihnet ve musibetlerden sonra sabrın mükafatı olarak verildi.

Hz. Eyüb (a. s) 18 yıl veya başka bir rivayete göre yaklaşık 13 yıl kadar uzun bir müddet hastalandı. Ancak bu hastalığı insanların nefretine sebep ola­cak bir hastalık değildi. Zira peygamberler insan tabiatının nefret edeceği has­talıklardan salim olma vasfına sahiptirler.

Allah onu evlâtlarıyla da imtihan etti. Zira onların üzerlerine ev yıkılmış ve hepsi ölmüşlerdi. Ayrıca bütün malının yok olması şeklinde malıyla da imti­han etti.

Hz. Eyüb (a. s) yoksullara karşı çok merhametli idi. Yetimlere ve dullara yardım eder, güçsüzlere ikramda bulunurdu.

Allah Tealâ Sad Suresinde zikredileceği gibi yemininin kefaretini vermek­le ikramda bulundu. Eline bir demet sap alıp onunla hanımına vurmasını ve böylece yeminini bozmamış olacağını ilham etti.

Hz. Eyüb’ün (a. s) hanımı farklı rivayetlere binaen Hz. Yusuf un torunu Rahme bt. Efrayim b. Yusuf, yahut Mahir bt. Miyşa (Mensa) b. Yusuf yahut Li-ya bt. Yakub idi.

Hz. Eyüb’ün (a.s.) hanımı bir ihtiyacı için evden çıkmış, geri dönmekte ge­rekmişti. Kadın, şeytanın Hz. Eyüb (a. s) hakkında “Yasak kelime söylerse iyileşeceğı”  iddasına binaen Hz. Eyüb’e (a. s) işaret ederek:

– Bu belâ ne zamana kadar sürecek? dedi. Bunun üzerine Hz. Eyüb şifa  bulursa hanımına yüz defa vuracağına yemin etti. Cenab-ı Hak da Hz. Eyüb’ün “eminine kefaret tavsiyesinde bulunarak ona (ot, fesleğen veya ince çubuklar­dan» bir demet alıp vurmasını emretti. Bu hanımının Hz. Eyüb (a. s) güzel hizmeti ve kocasının ondan razı olması sebebiyle hem Hz. Eyüb’e (a. s) hem de ha­nımına bir rahmet idi.

Bu ruhsat, şeriatımızda had cezalarında ve diğer durumlarda, hastalık ve hamilelik gibi zarurî hallerde uygulanan bir ruhsattır.

Açıklaması

Hz. Eyüb (a.s.) mihnet ve belâya sabır hususunda nihayet darb-ı mesel olacak kadar meşhur ve çok üstün bir misaldir. İşte onun kıssası:

“Eyüb’e gelince, o bir zaman Rabbine şöyle yalvarmıştı…” Yani Ey Rasul! İbret, öğüt ve örnek almak için malı, evlâdı ve cesedinde belâya uğrayan Eyüb’ü hatırla. O, derde yakalandığı zaman Rabbine dua etmiş, şöyle demişti: Ey Rabbim! Ben derde ve sıkıntıya yakalandım. Sen merhamet edenlerin en merhametlisisin. Nefsini rahmeti gerektirecek bir vasıfla tavsif etti. Rabbini de son derece rahmetli olmasıyla niteledi. Rabbinin kendisini gayet iyi bildiğine iman ettiği için, niyazda lütuf yoluyla arzusunu açıkça ifade etmemiştir.

Hz. Eyüb’ün (a. s) hastalığı uzun müddet devam eden bir hastalıktı. Ancak bu hastalığı insanlığı nefret ettirici ve vücutta bir eksiklik meydana getiren bir hastalık değildi. Çünkü peygamberler masumdur, insan tabiatının nefret ede­ceği hastalıklardan uzaktırlar. Hanımı daima onunla beraber olmuştu, daima ona şefkatle bakıyor ve işlerini görüyordu.

Peygamberimiz (s.a.) İmam Ahmed, Buharî, Tirmizî ve İbni Mace’nin Sa’d’den (r. a) rivayet ettiği hadis-i şeriflerinde şöyle buyurmaktadır: “İnsanlar arasında en şiddetli belâya uğrayanlar peygamberler, sonra salihler, sonra çok iyi kimseler, sonra da diğer iyi kimselerdir. Kişi dinine göre belâya uğrar; dinin­de sağlam ise belâsı şiddetli olur.”

Dahhak ve Mukatil diyor ki: Hz. Eyüb (a.s.) yedi yıl, yedi ay, yedi gün, yedi saat belâ içinde kaldı. İbnü’l-Arabî diyor ki: Bu mümkündür, fakat, Hz. Eyüb’ün (a. s) ne kadar belâya uğradığı hakkında sahih bir haber olmamıştır.

“Biz de onun duasını kabul edip yakalandığı derdi gidermiştik.” Yani Hz. Eyüb’ün (a. s) duasına icabet ettik, sıkıntısını kaydırdık ve ona afiyet verdik.

“Onun aile efradını, hem de onlarla beraber bir mislini ona vermiştik.” Ya­ni dünyada kaybettiği evlâdın yerine evlât vermiştik. Ona aile efradını ve on­larla birlikte bir mislini tekrar vermiştik. Onun hanımından öncekilerin bir misli kadar evlât dünyaya gelmişti.

“Ona tarafımızdan bir rahmet olması için ve ibadet edenlere bir hatıra ol­ması için..” Yani biz Hz. Eyüb’e mal, aile ve evlâdın yerine bedel olarak verdik ve onun cesedine afiyet verdik. Bu bizden ona bir rahmet olması ve ona uymak ve onun sabrettiği gibi sabretmek suretiyle ibadet edenlere bir hatıra olması, böylece Hz. Eyüb’ün sevaba nail olduğu gibi onların da sevaba nail olmaları içindir. Nihayet mümin, Allah’ın af, rahmet ve lütfundan ümitsiz olmayacak, hiçbir musibet ve belaya uğramaktan emin olmayacaktır. Zira dünya ibtilâ ve imtihan yurdudur.

Zemahşerî diyor ki: “İbadet edenlere rahmetimizle muamele etmek için biz kullarımızı güzellikle zikrediyoruz. Onları unutmuyoruz. Yahut: Bizden Hz. Eyüb’ü (a. s) bir rahmet olmak üzere ve diğer kullara da onun sabrettiği gibi sabretmeleri ve nihayet dünya ve ahirette onun sevaba nail olması gibi sevaba nail olmaları için bir hatıra olmak üzere verdik.

Advertisements