31

٣١

وَلَنَبْلُوَنَّكُمْ حَتّى نَعْلَمَ الْمُجَاهِدينَ مِنْكُمْ وَالصَّابِرينَ وَنَبْلُوَا اَخْبَارَكُمْ

(31) ve le neblüvenneküm hatta na’lemel mücahidine minküm vessabirine ve neblüve ahbaraküm
Yemin olsun, sizi imtihan edeceğiz taki meydana çıkaralım içinizden mücahitleri ve sabredenleri size yapmış olduğumuz imtihanların haberlerini verelim

(31) And We shall try you until We test those among you who strive their utmost and persevere in patience and We shall try your reported (mettle).

1. ve le nebluvenne-kum : ve sizi mutlaka imtihan edeceğiz
2. hattâ na’leme : biz bilinceye kadar, bize belli oluncaya kadar
3. el mucâhidîne : mücahitler
4. min-kum : sizden, aranızdan
5. ve es sâbirîne : ve sabredenler
6. ve nebluve : ve imtihan edeceğiz
7. ahbâre-kum : sizin haberleriniz

وَلَنَبْلُوَنَّكُمْ andolsun biz sizi deneyeceğizحَتَّى نَعْلَمَ bilinceye kadarالْمُجَاهِدِينَ mücahidlerleمِنْكُمْ sizdenوَالصَّابِرِينَ sabredenleriوَنَبْلُوَ ve sınayacağızأَخْبَارَكُمْ haberlerinizi


AÇIKLAMA

“Onlar Kur’an’ı düşünmüyorlar mı? Yoksa kalpleri kilitli mi?” Yani bu münafıklar ve başkaları Kuranı anlamaya çalışıp düşünmüyorlar mı, Kur’an’da bulunan engelleyici nasihatler, açık ve kesin delillerle ortaya ko­nan hükümlerle amel etmiyorlar mı? Yoksa kalplerinde birtakım kilitler mi var? Bu sebeple manalarını anlayamıyorlar, hiçbir şey düşünemiyorlar mı, kalpleri hakka açılmıyor mu? Ayetin zahiri tüm kâfirlere hitaptır.

Ayet, o münafık ve kâfirleri kınamakta ve onlara Kur’an’ı düşünmele­rini ve anlamaya çalışmalarını emretmekte, onları Kur’an’dan yüz çevir­mekten sakındırmaktadır. Bu ayet, önceki ayeti teyit eder mahiyette gel­miştir. Çünkü yüce Allah önceki ayette şöyle buyurdu: “İşte bunlar, Allah’ın kendilerini lanetlediği…” Kendisinden, ya da dürüstlükten, hayırdan ve diğer güzel işlerden uzaklaştırdığı, kimselerdir. Onları sağırlaştırmış,  gerçek sözü duymazlar, körleştirmiş, İslâm yolunu bulup tabi olamazlar. Kur’an-ı Kerim’in anlattığına göre onlar iki hal arasındadır. Allah, onları hayırdan uzaklaştırdığı için ya Kur’an’ı düşünmezler, ya da düşünürler ama kalpleri kilitli olduğu için manaları kalplerine girmez.

Sonra da yüce Allah, Peygamberimiz (s.a.)’in nitelikleri, peygamber olarak gönderilişi (bi’seti) hakkındaki gerçek kendilerine besbelli olan ve buna rağmen irtidad eden (dinden dönen) ehli kitaba (Yahudi ve Hristiyanlara) işaret ederek şöyle buyurmuştur: “Şüphesiz ki, kendilerine doğru yol belli olduktan sonra, arkalarına dönenleri, şeytan sürüklemiş ve kendileri­ne ümit vermiştir.” Yani Allah Rasulü (s.a.)’nün getirmiş olduğu açık muci­zeler ve gün ışığı gibi delillerle gerçek yol (İslâm yolu) kendilerine apaçık belli olduktan sonra imandan ayrılıp, küfre dönenlere şeytan, hatalarını süslü göstermiş, o hatalara düşmeyi onlara kolaylaştırmış, küfrü (inançsız­lığı) güzel olarak takdim etmiş, onları birtakım boş arzu ve emellerle aldat­mış, ömürlerinin uzun olacağını ve ecellerinin uzayacağını onlara vaadetmiştir.

Bu ayetin, Kitap Ehli hakkında olduğu söylenmiştir. Katade şöyle de­miştir: Bu ayet, Yahudilerden bir topluluk hakkında nazil olmuştur. Onlar, Tevrat’tan Allah Rasulü (s.a.)’nün durumunu öğrenmişlerdi. Peygamber (s.a.) bu şekliyle kendilerine besbelli olmuştu. Ancak o peygamber olarak gönderilip, Yahudiler, kendisiyle yüz yüze gelince ona haset ettiler ve daha önceki kabulleriyle sahip oldukları hidayet yolundan ayrıldılar.

Bir görüşe göre de bu ayet münafıklar hakkındadır. İbni Abbas ve di­ğerleri (r.a.) şöyle demişlerdir: Bu ayet, daha önce müslüman olmuş, sonra da kalpleri ölmüş birtakım münafıklar hakkında nazil olmuştur.

Ebu Hayyan’ın da zikrettiği gibi ayetten açıkça anlaşılan şudur: Ayet, lafzının şümulüne giren herkesi içerisine almaktadır.

Sonra yüce Allah, onların sapıklıklarının bazı sebeplerini beyan ede­rek şöyle buyurmuştur:

“Bunun sebebi; onların, Allah’ın indirdiğinden hoşlanmayanlara: “Ba­zı hususlarda size itaat edeceğiz.” demeleridir. Oysa Allah onların gizledik­lerini biliyor.” İman ettikten sonra irtidad (dinden dönme) ve küfrün sebebi şudur: Dinden dönen bu münafık ve Yahudiler, Allah’ın Kur’an’da indirdik­lerini beğenmeyen müşriklere veya Yahudilere (Medine Yahudilerinden Be­ni Kurayza ve Beni Nadir Yahudileri) bazı konularda size itaat edeceğiz, demişler ve Peygambere düşmanlıkta, getirdiklerine muhalefet etmekte ve onunla birlikte cihada gitmekten geri kalmakta itaat etmişlerdir. Yani bu münafıklar, müşriklerle birlikte İslâm’ın aleyhine gizlice komplolara katılmışlardır. İşte bu, münafıkların işidir. İçlerinde olanlarla, dışlarında olanlar farklıdır.

Bu sebeple Allah Tealâ onları deşifre etmiş, onların gizlediklerini ve aşikâr yaptıklarını bildiğini belirtmiştir. Nitekim bir ayette şöyle buyur­muştur: “Allah da onların gizlice kurduklarını yazar.” (Nisa, 4/81).

Tefsirini yaptığımız ayetin benzeri Allah Tealâ’nın şu sözüdür: “Müna­fıkların, Kitap Ehlinden inkâr eden dostlarına: Eğer siz yurdunuzdan çıkarılırsanız, mutlaka biz de sizinle beraber çıkarız, sizin aleyhinizde kimse­ye asla uymayız. Eğer savaşa tutuşursanız mutlaka yardım ederiz” dedikle­rini görmedin mi? Allah, onların yalancı olduklarına şahitlik eder.” (Haşr, 59/11).

Sonra da yüce Allah onların kötü durumlarını ve ruhları alınırken maruz kalacakları korkuları zikrederek şöyle buyurmuştur:

“Ya melekler onların yüzlerine ve sırtlarına vurarark canlarını alırken durumları nasıl olacak!” Ruhlarını almak için melekler onlara geldiğinde, yüzlerine ve sırtlarına vurarak şiddetle canlarını çıkardığında onların hali nice olacak? Bu, dünyada iken hoşlanmadıkları ve korktukları bir haldir. Bundan dolayı savaşa (cihada) gitmekten korkuyorlardı. Nitekim Allah azze ve celle şöyle buyurmuştur: “Melekler yüzlerine ve arkalarına vurarak ve “Tadın yakıcı cehennem azabını!” diyerek o kâfirlerin canlarını alırken on­ları bir görseydin!” (Enfal, 8/50), “O zalimler ölümün (boğucu) dalgaları içinde, melekler de pençelerini uzatmış, onlara: “Haydi canlarınızı kurta­rın! Allah’a karşı gerçek olmayanı söylemenizden ve O’nun ayetlerine karşı kibirlilik taslamış olmanızdan ötürü, bugün alçaklık azabı ile cezalandırı­lacaksınız. ” derken onların halini bir görsen!” (En’am, 6/93). Yani bütün bunların manası kâfir ve münafıkları korkutup tehdit etmektir. Azap bir süre ertelense de, nihayet bu, ömrün bitmesine kadardır.

Bu korkuların sebebini Allah Tealâ ayette şöyle belirmiştir: “Bunun sebebi, onların Allah’ı gazaplandıran şeylerin ardınca gitmeleri ve O’nu ra­zı edecek şeylerden hoşlanmamalarıdır. Bu yüzden Allah onların işlerini boşa çıkarmıştır.” O münafıkların canlarının bu şekilde alınması: Onların, Allah’ı kızdıracak imansızlık ve kötülüklerin ardınca gitmeleri, Allah düş­manlarıyla birlikte peygambere karşı komplo kurup onunla ve ashabıyla savaşa tutuşmaları ve Allah’ı memnun edecek gerçek iman, tevhid ve itaati sevmemeleri sebebiyledir. Bu yüzden de Allah onların yapmış oldukları iyi­lik, vermiş oldukları sadakalar, fakirlere ve darda kalmışlara yaptıkları yardımlar gibi hayır amellerini boşa çıkarmıştır. Çünkü onlar bu hayrı, şirk ve küfür esnasında ve şeytanın emriyle işlemişlerdir. Nitekim Allah Tealâ şöyle buyurmuştur: “Onların yaptıkları her bir (iyi) işi ele alırız, onu saçılmış zerreler haline getiririz (değersiz kılarız)” (Furkan, 25/23).

Sonra Allah münafıkları kınadı ve kısa görüşlü oldukları ve müminle­re düşmanlıklarından dolayı onları tehdit ederek şöyle buyurdu:

“Kalplerinde hastalık olanlar, yoksa Allah’ın, kinlerini ortaya çıkar­mayacağını mı sandılar?” Kalplerinde şüphe, nifak, ve müminlere karşı düşmanlık bulunan bu münafıklar yoksa Allah’ın, kendilerinin müminler hakkında düşüncelerini, kinlerini ve düşmanlıklarını ortaya çıkarmayaca­ğına mı inanıyorlar? Sakın bunu böyle düşünmesinler! Çünkü Allah, gö­rünmeyen (gayb) alemleri de, görünen (şehadet) alemleri de bilir.

Böylece onların durumlarını gayet açık bir şekilde ortaya koyacak ve onları rezil edecektir. Nitekim Fadıha suresi de denilen Berâ’e suresinde (Tevbe suresi) onların ne tür insanlar olduklarını anlatmıştır.

Daha sonra da yukarıdaki manayı şu sözüyle teyid etmiştir: “Biz dileseydik onları sana gösterirdik de, sen onları yüzlerinden tanırdın. Andolsun ki sen onları konuşma tarzlarından tanırsın. Allah işlediklerinizi bilir.” Ey Muhammad! Biz dileseydik sana onların şahıslarını bildirirdik ve onla­rın bizzat kendilerini görme yerine geçecek bir bilgiyle sana tarif ederdik. Sen de onları, kendilerine has alâmetleriyle tanırdın. Fakat Allah bunu bütün münafıklar hakkında yapmadı. Böylece yaratıklarının ayıplarını ör­tüp meseleleri dış görünüşüne (zahirine) hamletti.

Allah’a andolsun ki, Ya Muhammad! Sen o münafıkları sözlerinin ma­na, maksat ve üslubuyla tanırsın. Onlar, senin ve müslümanlann davaları­na tarizde bulunurlar (üstü kapalı kötüleme yaparlar). Peygamber (s.a.)’e, dışı güzel, içi çirkin birtakım lafızlarla hitap ederler. Kelbi şöyle demiştir: Bu ayet indikten sonra peygamberin yanında konuşan herhangi bir münafıkı peygamber tanırdı. Enes’ten rivayet edildiğine göre: Bu ayet indikten sonra peygambere, münafıkların hiçbir hali saklı kalmamıştır. Biz savaşla­rın birinde bulunuyorduk, bu savaşta münafıklardan dokuz tane vardı, insanlar bunlardan şikâyet ediyordu. Bir gece uyudular, sabah olduğunda, herbirinin alnında, “Bu münafıktır.” yazısı vardı.

Allah’a hiçbir şey saklı kalmaz. O, insanların bütün amellerini bilir. Bu amellere göre onları hayırla mükâfatlandırır veya şerle cezalandırır. Bu, bir bakıma müjde, bir bakıma da tehdit ve korkutmadır.

Sonra da Allah Tealâ seri tekliflere nisbetle dünya hayatının yolunu açıkça ortaya koydu ve şöyle buyurdu:

“Andolsun ki, içinizden cihad edenlerle sabredenleri belirleyinceye ve haberlerinizi açıklayıncaya kadar sizi imtihan edeceğiz.” Andolsun ki, sizi birtakım emirler ve yasaklarla imtihan edeceğiz, size imtihan edilenin mu­amelesini yapacağız. İmtihan yollarından biri de Allah yolunda cihaddır. Bunu biz, hadise tam olarak ortaya çıksın diye yapıyoruz. Allah Tealâ, tüm hadiseleri ve gerçekleri olmadan evvel bilir. Ancak cihad teklifi, Allah’ın ci­had emrine uyup yolunda hakkıyla cihad edenleri, dininde sebat edip mü­kellef tutulduğu şeylerin zorluklarına göğüs gerenleri ortaya çıkarır. Allah, insanların cihadla ilgili haberlerini, onları denemek için ortaya çıkarır. Böylece Allah’ın emirlerine itaat edenlerle, asi olanlar, insanlar yanında belli olur. Bunun için İbni Abbas bu gibi yerlerde “Bilmemiz için” yerine”Görmemiz için” demektedir. Hz. Ali de aynı yorumu getirmektedir.

İbrahim b. el-Eş’as şöyle demiştir: Fudayl b. İyaz bu ayeti okuduğunda ağlar ve şöyle derdi: Allah’ım! Bizi imtihan etme, çünkü sen bizi imtihan edersen, rezil eder, günahlarımızı örten örtüleri kaldırırsın