63

    RevelationCuzPageSurah
    92 587Nisa(4)

٦٣

اُولءِكَ الَّذينَ يَعْلَمُ اللّهُ مَا فى قُلُوبِهِمْ فَاَعْرِضْ عَنْهُمْ وَعِظْهُمْ وَقُلْ لَهُمْ فى اَنْفُسِهِمْ قَوْلًابَليغًا

(63) ülaikellezine ya’lemüllahü ma fi kulubihim fe a’rid anhüm veizhüm ve kul lehüm fi enfüsihim kavlem beliğa

onlar öyle kimselerdi ki kalplerinde olanları Allah bilir sen onlara aldırma onlara vaiz et onlara söyle kendilerine beliğ sözler

(63) Those men, Allah knows what is in their hearts so keep clear of them, but admonish them, and speak to them a word to reach their very souls.

1. ulâike : işte onlar
2. ellezîne : o kimseler, o kişiler
3. ya’lemu : biliyor, bilir
4. allâhu : Allah
5. : şey
6. fî kulûbi-him : onların kalplerinde var olan
7. fe : artık
8. a’rıd : yüz çevir
9. an-hum : onlardan
10. vaız-hum : onlara vaaz et, öğüt ver, nasihat et
11. ve kul : ve de, söyle
12. lehum : onlara
13. fî enfusi-him : onların nefsleri hakında, kendileri hakkında
14. kavlen : söz
15. belîgan : beliğ, açık, tesirli, güzel

أُوْلَئِكَ işte onlarالَّذِينَ öyle kimselerdir kiيَعْلَمُ bilirاللَّهُ Allahمَا فِي قُلُوبِهِمْ onların kalplerindekiniفَأَعْرِضْ o halde yüz çevirعَنْهُمْ onlardanوَعِظْهُمْ onlara öğüt verوَقُلْ ve söyleلَهُمْ kendilerineفِي hakkındaأَنفُسِهِمْ nefisleriقَوْلًا sözبَلِيغًا etkileyici


AÇIKLAMA

Bu ayetler, nüzul sebebinde de zikredildiği gibi Allah Teâlâ’nm Rasul-i Ek­rem (s.a.) Hazretlerine ve geçmişteki peygamberlere indirdiği kitaplara iman et­tiklerini iddia eden, ama ortaya çıkan dava ve anlaşmazlıkların halledilmesi hu­susunda Allah’ın kitabı ile Rasulünün sünneti dışındaki kaynak ve makamlara baş vuran kişilere karşı Cenab-ı Hak tarafından bir red ve inkârdır. Ayetler, iniş sebebindekinden daha geniş manalar taşımaktadır. Allah’ın kitabı ile Sünnet-i seniyye’den ayrılan ve onlar dışındaki batılların ki buradaki tağut ile kastedi­len onlardır hakemliğine müracaat eden herkesi yermekte, zemmetmektedir.

Şimdi bir grubun haline bakınız ki Peygamber olan Muhammed (s.a.)’e, önceki peygamberlere ve onlara indirilen kitaplara iman ettiklerini iddia et­mektedirler. Allah’ın kitaplarına ve peygamberlerine salih bir şekilde imanın gereği, Allah Teâlâ’nın peygamberlerinin lisanları ile meşru kılıp koyduğu esaslara göre amel etmektir. Bu esası çiğneyip geçtikleri takdirde gerçekte iman etmiş kimseler sayılmazlar.

İşte bu münafıklar Peygamberimiz Muhammed (s.a.)’in hakemliğine baş vurmayı kabul etmemişler ve dalâlet erbabı olan sihirbaz Ebu Berze el-Esle-mî’ye, pek aşırı derecede haktan ayrıldığı, Rasul-i Ekrem (s.a.)’e düşmanlık edip aleyhine kışkırtıcılık yaptığı için tağut adı verilen zalim Kâ’b b. el-Eşrefe müracaat etmişlerdi. Halbuki Kur’an-ı Kerim’de tağutu inkâr edip ondan uzak­laşmaları emredilmişti. Onların bunu kabul etmemeleri imansız olduklarına delâlet etmektedir. Dilleri, Allah’a ve Peygamber’ine indirdiğine iman ettiğini iddia ederken, fiilleri onları inkâr ettiklerini, tağuta inanıp onun hükmünü ter­cih ettiklerini göstermektedir. Bu ise İslâm’dan çıkışın bir delilidir.

Kur’an’ın tağutu inkâra dair emirlerinden biri, “Andolsun ki biz her üm­mete “Allah’a kulluk edin, tağut(a tapmak)dan kaçının” diye bir peygamber göndermişizdir.” (Nahl, 16/36) ayeti, bir diğeri “Artık kim tağutu tanımayıp da Allah’a iman ederse o, muhakkak ki kopması (mümkün) olmayan en sağlam kulpa yapışmıştır” (Bakara, 2/256) ayetidir.

Onlar bu fiilleri sebebiyle şeytana öğrenci olmuşlardır. Şeytan ise onları sapıtmak, haktan çok uzak mesafelere sürüklemek istemektedir. Tâ ki asla hak yola giremesinler.

Bunun delili de şudur: İman sahibi oldukları iddiasındaki o kişilere “Geli­niz, Allah Teâlâ’nın Kur”an’da indirdiği hükümlere ve Resulullah’ın hakemliği­ne baş vuralım, zira asıl doğru yol budur” denildiğinde, Ey Habibim Muham­medi Sen o münafıkların senden yüz çevirdiklerini, hükmüne razı olmayıp rağ­bet eylemediklerini, bunda da ısrar, inat ve bilinçle uzaklaşma gösterdiklerini görürsün. Bu ayet-i kerime yukarıda da geçen ve onların tağutun, heva ve he­ves sahiplerini ve cahillerin hükmüne baş vurdukları hususunu tekit etmekte­dir. Kasten Allah’ın hükmünden yüz çeviren ise şüphesiz münafık olur.

Allah seni, Allah’ın hükmünden ve senin hakemliğine müracaattan yüz çe­virdiklerinde onların işlerine vakıf ve muttali kıldığı, günahları ve işledikleri küfür, isyan ve ortaya çıkan rezilce tutumları sebebiyle musibetlere veya bir cezaya maruz kaldıkları zaman, ondan sonra da başlarına gelen ve kaçamadık­ları musibetlerin, felâketlerin kalkması için sana baş vurmaya mecbur kaldık­ları vakit bakalım şu münafıkların hali nice olacak?

Bu felâketlerden sonra da sana gelirler, yalan söyleyerek, Peygamberden başkasının hakemliğine müracaat etmelerinin iyi ilişki kurmak ve kendileri ile hasımları arasını sulh yoluyla düzeltmek amacından başka bir gayeye dayan­madığı iddiasında bulunurlar. Yahut onlar senden özür dileyerek senden baş­kasına gitmek ve düşmanlarının hakemliğine müracaat etmekle ancak iyilik ve ara bulmayı yani müdara ve durumu idare etmeyi murat ettiklerini, yoksa on­ların hakemliğine gitmenin sahih olduğu inancını taşımadıklarını söyleyerek yemin ederler. Nitekim Allah Teâlâ münafıkların bu hallerine dair diğer bir ayette de şöyle haber vermiştir:

“İşte kalplerinde bir (münafıklık) hastalığı bulunan kimselerin “Felâketin bize (dönüp) çarpmasından korkuyoruz” diyerek aralarında koşuştuklarını gö­rüyorsun. Belki Allah fetih (ve zafer) veya kendi katından bir emir getirecek de onlar, yüreklerinde gizledikleri şeye karşı pişman olacaklardır.” (Maide, 5/52). Bu, yaptıkları karşılığında maruz kaldıkları şiddetli bir vaid ve tehdittir. Ve mutlaka pişman olacaklardır, ama pişmanlıkları artık fayda vermeyecektir. Bu ayetin bir benzeri de “(Bununla) iyilikten başka bir şey kasdetmedik” diye mu­hakkak yemin edeceklerdir.” (Tevbe, 9/107) ayetidir.

Bu tür insanların, yani münafıkların kalplerindekini Allah Teâlâ bilmek­tedir, ona göre karşılık ve cezalarını verecektir. Çünkü hiç bir şey Allah’a gizli kalmaz, onların içindekileri de dışındakileri de bilir. O halde onlardan artık yüz çevir, onları ciddiye alma, kalplerdekinden ötürü de onlara ağır konuşma. Onlara öğüt ver, kalplerindeki nifak ve gizli serlerden onları nehyet. Seninle onlar arasında kalmak üzere bu hallerinden vaz geçirecek tesirli sözler söyleyerek onlara nasihat eyle.

“Allah öylelerinin kalplerinde olanı bilir” cümlesi pek büyük olan bir hayır veya şer hakkında kullanılan usluptur. Münafıkların kalplerinde küfür, kin, hile ve desise öyle bir dereceye ulaşmıştır ki onu ancak gizliyi ve gizlinin daha gizlisini bilen Allah Teala kuşatıp kavrayabilir.

“Artık onlardan yüz çevir, onlara öğüt ver; onlara kendilerine dair çok tesirli sözler söyle” cümlesi münafıklara nasıl muamele edileceğine delalet etmektedir. Onlara karşı üç çeşit tavır konulur:Onlardan yüz çevirmek; kalplerinin yumuşaması, incelmesi için kendilerine hayrı tavsiye edip hatırlatmak; bazan teşvik yoluyla, bazan da kendilerinden tekrar münafıklık hali ortaya çıkacak olursa öldürülecekleri şeklinde korkutarak kalbe tesir edecek sözler söylemek.

Advertisements