2

    RevelationCuzPageSurah
    111 26510Fath(48)

٢

لِيَغْفِرَ لَكَ اللّهُ مَاتَقَدَّمَ مِنْ ذَنْبِكَ وَمَا تَاَخَّرَ وَيُتِمَّ نِعْمَتَهُ عَلَيْكَ وَيَهْدِيَكَ صِرَاطًا مُسْتَقيمًا

(2) li yağfira lekellahü ma tekaddeme min zembike ve ma teahhara ve yutime ni’metehu aleyke ve yehdiyeke sıratam mustekıma
Allah seni bağışlasın önceden işlemiş olduğun ve bundan sonra yapacağın günahını ve üzerinizdeki nimetini tamamlayacak seni hidayete erdirecek en doğru yolda

(2) That Allah may forgive thee thy faults of the past and those to follow fulfil His favour to thee and guide thee on the Straight Way

1. li yagfire : mağfiret etsin diye
2. leke : senin, sana
3. allâhu : Allah
4. : şey
5. tekaddeme : takdim ettin, yaptın (geçmişte olan)
6. min : den
7. zenbi-ke : senin günahın
8. ve : ve
9. : şey
10. teahhare : tehir ettin, yapacağın (gelecekte olacak olan)
11. ve : ve
12. yutimme : tamamlasın
13. ni’mete-hu : onun ni’meti, ni’meti
14. aleyke : sana
15. ve : ve
16. yehdiye-ke : seni hidayete erdirsin, hidayet etsin, ulaştırsın
17. sirâtan mustekîmen : Sıratı Mustakîm, Allah’a götüren yol

لِيَغْفِرَ öyle ki bağışlasınلَكَ seninاللَّهُ Allahمَا تَقَدَّمَ geçmişمِنْ ذَنْبِكَ günahınıوَمَا تَأَخَّرَ ve gelecekوَيُتِمَّ tamamlasınنِعْمَتَهُ nimetiniعَلَيْكَ üzerindekiوَيَهْدِيَكَ ve seni iletsinصِرَاطًا bir yolaمُسْتَقِيمًا dosdoğru


SEBEB-İ NÜZUL
a) Abdullah ibn Mesleme kanalıyla Zeyd ibn Eslem’den, onun da babasından rivayette şöyle anlatmış: Rasûlullah (sa) seferlerinden birinde (Hudeybiye dönüşü olmalı) yol alırken Hz. Ömer de yanında gidiyormuş. Ömer, Efendimiz’e bir şey sormuş, Hz. Peygamber (sa) cevap vermemiş. Biraz sonra tekrar sorduğunda da cevap vermemiş. Ömer üçüncü kere sorduğunda Hz. Peygamber (sa) yine cevap vermeyince Ömer’in aklı başına gelmiş ve: “Rasûlullah’a cevap vermediği halde üç kere sorarak ısrar ettim; korkarım şimdi benim hakkımda bir âyet iner.” diye düşünüp devesini hızlandırıp Efendimiz (sa)’in yanından ayrılmış, insanların önüne geçmiş. O şöyle anlatır: Çok geçmeden birisinin beni çağırdığım duyunca benim hakkımda Kur’ân’dan bir âyet indiğini zannettim ve Rasûluliah (sa)’ın yanına geldim ve O’na selâm verdim. “Bu gece bana öyle bir sûre nazil oldu ki o bana, üzerine güneş doğan herşeyden daha sevgilidir.” buyurup “Hiç kuşkusuz Biz Azîmüşşan sana apaçık bir fetih bahşeyledik” i okudular.

İmam Ahmed’in Abdullah ibn Mes’ûd’dan rivayetle tahric ettiği bir haberde o şöyle anlatıyor: Rasûlullah ile Hudeybiye’den dönüyorduk. Kumluk bir yerde konakladık. Allah’ın Rasûlü (sa): “Bizi kim koruyacak (Biz uyurken kim gözcülük edecek)? diye sordular. Bilâl: “Ben gözcülük ederim.” dedi. Orada güneş doğuncaya kadar uyudular (Uyandıklarında güneş doğmuştu). İçlerinde Ömer’in de bulunduğu bazı sahâbîler uyandılar ve baktılar ki güneş doğmuş, “Sabah namazını kılmadık, şimdi ne yapacağız, Rasûlullah’a soralım.” dediler. O sırada Allah’ın Rasûlü (sa) de uyandı ve ona ne yapacaklarım sordular da Efendimiz: “Daha önce nasıl yapmaktaysanız şimdi de öyle yapın (yani güneş doğmadan vakti içinde sabah namazını nasıl kılıyor idiyseniz şimdi de o şekilde kılın.) buyurdular. Biz de o şekilde sabah namazını kıldık. Efendimiz (sa): “Kim uyur veya unutur (da namazın vakti geçerse) böyle yapsın.” buyurdular. Yola çıkılacağı zaman bir de baktılar ki Rasûlullah (sa)’ın devesi kaybolmuş. Onu aramaya çıktık ve ben onu, ipi bir ağaca takılmış halde buldum, getirdim, Allah’ın Rasûlü devesini bulmamıza sevinmiş olarak devesine bindiler. Ona vahy geldiği zaman bu ona ağır gelir, biz o halini ve dolayısıyla kendisine vahy geldiğini bilirdik. Devesine bindiğinde Efendimizde o hali gördük. Hz. Peygamber (sa) devesinden indiler, bizden ayrılarak yalnız başına bir yere çekildiler. Elbisesiyle başını örtüyorlardı. Bu hal (vahy indirilmesi hali) ona ağır geliyordu. Anladık ki kendisine vahy geliyor. Biraz sonra yanımıza geldi ve kendisine “Hiç şüphesiz Biz azîmüşşan sana apaçık bir fetih bahşettik…” âyetlerinin nazil olduğunu haber verdi.

b) Vâhıdî’nin Atâ kanalıyla İbn Abbâs’tan rivayet ettiği bir haberde bu âyet-i kerimelerin nüzulü ile “Bana ve size ne yapılacağını bilmem…” (Ahkâf Sûresi, âyet, 9) âyet-i kerimesi ile ilişkilendirilmekte ve bu âyet-i kerimenin nüzulü ile yahudilerin: “Kendisine ne yapılacağını bilmeyen bir adama mı tabi olacağız?” şeklinde alayları üzerine bu âyet-i kerimenin indiği anlatılmakta ise de meşhur haberlere muhalif olmakla buna tabi olan çıkmamıştır

Advertisements