76

    RevelationCuzPageSurah
    52 12229Hud(11)

٧٦

يَا اِبْرهيمُ اَعْرِضْ عَنْ هذَا اِنَّهُ قَدْ جَاءَ اَمْرُ رَبِّكَ وَاِنَّهُمْ اتيهِمْ عَذَابٌ غَيْرُ مَرْدُودٍ

(76) ya ibrahimü a’rid an haza innehu kad cae emru rabbik ve innehüm atihüm azabün ğayru merdud

ya ibrahim bundan vazgeç şüphesiz o Rabbinden gelen kesin emirdir mutlaka onlara reddi imkansız azap gelecektir

(76) O Abraham seek not this. The decree of thy Lord hath gone forth: for them there cometh a penalty that cannot be turned back

1. yâ ibrâhîmu : ey İbrâhîm
2. a’rid : vazgeç, yüz çevir
3. an hâzâ : bundan
4. inne-hu : muhakkak o, çünkü o
5. kad câe : gelmiştir
6. emru rabbi-ke : Rabbinin emri
7. ve inne-hum : ve muhakkak onlar, onlara
8. âtî-him : onlara geldi
9. azâbun : bir azap
10. gayru merdûdin : geri çevrilemez, reddedilemez


AÇIKLAMA

Allah’a yemin olsun ki, bizim elçilerimiz olan melekler -Cebrail, Mikail ve İsrafil (Atâ’dan ve tabiin alimlerinden bazılarına göre Cebrail ve başka yedi melek) evlat müjdelemek gibi bir müjde ile İbrahim (a.s.)’e geldiler.

Nitekim Cenab-ı Hak “Biz ona İshak’ı müjdeledik.” (Hûd, 71) ve yine “Onu ileride büyük ilim sahibi olacak bir erkek çocuk ile müjdeledik.” (Zariyat, 51/28) buyurmaktadır.

Bir başka görüşe göre Lût kavminin helaki ve Hz. Lût (a.s.)’un kurtuluşu ile müjdelendi.

Melekler Hz. İbrahim (a.s.)’e “selâmen aleyk” dediler. Hz. İbrahim (a.s.) de “selâmün aleyküm” diye cevap verdi. Bu cevap onların selâmlarından daha gü­zeldi. Çünkü “selâmen” yerine “selâmün” denilmesi (merfu halde kullanılması) ilm-i beyan alimlerinin zikrettikleri gibi değişmezliğe ve devamlılığa delâlet et­mektedir.

Hz. İbrahim (a.s.) hiç beklemeden, hemen onlara ateşte, taş üzerinde kı­zartılmış bir buzağıyı ikram olarak getirdi.

“Hemen ailesine giderek semiz bir danayı kızartıp getirmiş, önlerine koy­muş ve ‘Yemez misiniz?” demişti.”(Zariyat, 51/26).

Hz. İbrahim (a.s.) onların ellerinin yemeğe uzanmadığını görünce bunu yadırgamış ve onlardan dolayı içine korku ve titreme düşmüştü. Zira bunların beşer olmadıklarını, belki de azap melekleri olabileceklerini anlamıştı.

Melekler ona “Korkma! Biz sana bir kötülük düşünmüyoruz. Biz sadece Lût kavmini helak etmek için gönderildik” dediler. Lût kavminin yerleri Hz. İb­rahim (a.s.)’in diyarına yakın idi.

Biz seni ileride büyük ilim sahibi olacak, neslini devam ettirecek, adını unutturmayacak İshak isminde bir erkek çocuk ile, onun ardından da zürriyetinden İsrailoğulları peygamberlerinin geldiği Yakup (a.s.) ile müjdeliyoruz.

O sırada Hz. İbrahim (a.s.)’in hanımı perdenin arkasında ayaktaydı ve melekleri görüyordu. Yahut ayakta meleklere hizmet ediyordu. Korku gittiği ve güvenlik ortamı gerçekleştiği için sevinerek ve Lût kavminin çirkin fiilleri ve aşırı derece inkarcılık ve inatçılıkları yüzünden onları asla sevmediği için bu kavmin helak olacağına sevinerek güldü. İyas (çocuk olmasının kesilmesi) ha­linden sonra çocukla müjdelenerek mükâfatlandırıldı.

“Biz O’na İshak’ı müjdeledik.” Yani biz ona İshak ismindeki çocuğu İshak’ın da Yakup isimli bir çocuğunun olacağını müjdeledik. Nitekim bir ayet-i kerimede de “Biz ona İshak’ı ve Yakub’u bağışladık.” (Enam. 6 84» buyurulmaktadır.

Mücahid ve İkrime “güldü” kelimesini müjdenin gerçekleşmesi için, iyas (çocuk olmasının kesilmesi) halinde olduğu halde “hayız gördü” şeklinde tefsir etmişlerdir. Ancak bu tefsir cumhur alimlerin görüşüne muhalif olan garip bir tefsirdir.

Çünkü Hz. İbrahim (a.s)’in Hacer’den oğlu Hz. İsmail (a.s.) dünyaya gelin­ce, diğer hanımı Sârre kendisinin de bir oğlu olmasını temenni etmişti. Yaşlılı­ğı sebebiyle iyas haline girdiği halde peygamber olacak ve aynı zamanda pey­gamber babası olacak bir çocukla müjdelenince oğlunun oğlunu görmek onun için büyük bir müjde oldu.

Hz. İbrahim (a.s.)’in hanımı Sârre erkek çocukla müjdelendiği zaman şöy­le demişti: Hayret doğrusu! Ben mi, bu yaşlı ve kısır halimle çocuk doğuraca­ğım? Kocam da benzerlerinin de çocuğu olmadığı yaşlılık çağındadır. Cidden bu haber şaşılacak bir şeydir, çok gariptir.

Melekler ona cevap verdiler: Allah’ın kaza ve kaderine nasıl şaşarsın? Ya­ni Allah’ın ikinize İshak ismindeki o erkek çocuğu ikram etmesinde hiçbir ga­riplik yoktur. Çünkü kâinatta hiçbir şey Allah’ı aciz bırakamaz. O her şeye ka­dirdir. “Allah bir şeyin olmasını dilediği zaman O’nun emri sadece “ol” demek­tir. O da hemen oluverir.” (Yasin, 36/82).

Melekler devam ettiler: Çünkü ey Peygamber ailesi efradı! Allah’ın geniş rahmeti ve bol bereketleri sizin üzerinizedir. Peygamberlik kıyamete kadar İb­rahim (a.s.)’in neslinden miras olarak devam edip gidecektir. Şüphesiz ki Cenab-ı Hak bütün ayetleri ve efaliyle sena edilir, bütün övgülere lâyıktır. Sıfatla­rı ve zatıyla yüceltilir, çok hayır ve ihsan sahibidir. O hamd ve sena edilen, iz­zet ve şeref sahibidir.

Bundan sonra Cenab-ı Hak İbrahim (a.s.)’in meleklerin yemek yememeleri sebebiyle meydana gelen korkusu geçip kendisini çocukla müjdelediklerini ve Lût kavminin helak olacağını haber verdiklerini ve bu gelenlerin Lût kavmi için gelen azap melekleri olduklarını öğrenince Hz. İbrahim (a.s.) Lût kavmine gönderilen Allah’ın elçileri olan bu meleklerle mücadele etmeye başladı. Onla­rın mücadelesi Allah için idi. Zira onlar Allah’ın emriyle gelmişlerdi.

Çünkü İbrahim (a.s.) cidden yumuşak huylu, kendine kötülük edenden in­tikam almakta aceleci olmayan, yüreği yanık insanların başına gelen kötü ve acı olaylardan çok ah çeken ve bütün işlerinde Allah’a yönelen bir kişi idi. Yani kalbinin hassaslığı ve aşırı derecede merhametli oluşu Onu meleklerle müca­dele etmeye sevketmişti.

Melekler İbrahim (a.s.)’e “Ey İbrahiml Lût kavmi hakkındaki bu mücade­leden vazgeç. Çünkü Rabbinin onlar hakkındaki azabı ve kazasının icra edil­mesi emri gelmiştir. Hiç şüphe yok ki bu azap onlara gelecektir, ne mücadele, ne dua, ne şefaat ne de başka bir şeyle kesinlikle bu azabın önlenmesi ve buna engel olunması mümkün değildir.’ dediler

Advertisements