4

٤

وَاِنْ يُكَذِّبُوكَ فَقَدْ كُذِّبَتْ رُسُلٌ مِنْ قَبْلِكَ وَاِلَى اللّهِ تُرْجَعُ الْاُمُورُ

(4) ve iy yükezzibuke fe kad küzzibet rusülüm min kablik ve ilellahi türceul ümur
Eğer seni yalanlıyorlarsa muhakkak yalanlandı senden önceki resullerde bütün işler Allah’a döndürülür

(4) And if they reject thee, so were rejected messengers before thee: to Allah go back for decision all affairs.

1. ve in : ve eğer
2. yukezzibû-ke : seni yalanlıyorlar
3. fe : artık, da
4. kad : olmuştu
5. kuzzibet : yalanlandı
6. rusulun : resûller
7. min kabli-ke : senden önce
8. ve ilâllâhi (ilâ allâhi) : ve Allah’a
9. turceu : döndürülür
10. el umûru : emirler, işler


AÇIKLAMA

“Hamd, gökleri ve yeri … yaratan Allah’a mahsustur.” Allah’ın nimet­lerine ve kudretine halisane şükür yalnız Allah’adır. Zira gökleri ve yeri O yaratmış ve daha önce hiçbir örneği olmaksızın yoktan var etmiş, sistemle­rini gayet sağlam kurmuştur.

Ayetin konusu şudur: Allah Tealâ muazzam kudreti, ilmi ve hikmetin­den dolayı zatına hamdetmektedir ki göklerin ve yerin yokluktan yaratıl­ması ve hiçbir örneği olmaksızın var edilmeleri buna şahitlik etmektedir.

Süfyan-ı Sevrî senediyle İbni Abbas (r.a.)’den rivayet ediyor: Ben “Fatırü’s-semavâti ve’l-ard” nedir, bilmiyordum. Nihayet bana bir kuyu hak­kında tartışan iki Arabî geldi. Biri diğerine: Bu benim kuyumdur. Bunu ilk defa ben açtım diyor, “fatartü” kelimesini kullanıyor idi.

Bundan maksat: Bu yüce varlık âlemini ilk defa var etmeye kadir olan, bunu tekrar yaratmaya, diriltmeye kadirdir, demektir.

“Melekleri ikişer, üçer ve dörder kanatlı elçiler kılan…” Yani Allah Te­alâ ilâhî risaletini tebliğ etmek için melekleri kendisi ile peygamberleri arasında aracı kılmıştır. Bu melekler Cebaril, Mikail, İsrafil ve Azrail’dir. Bunlar birkaç kanatlıdırlar. Bazılarının iki kanadı, bazılarının üç kanadı, bazılarının ise dört kanadı vardır. Bunlarla gökyüzünden yeryüzüne iner, yeryüzünden gökyüzüne çıkarlar.

Müslim’in İbni Mes’ud’dan rivayet ettiği sahih hadiste varid olduğuna göre: Rasulullah (s.a.) Cebrail’i görmüştü. Cebrail’in altıyüz kanadı vardı. Her iki kanadının arası doğu ile batı arası kadardı.

Bu sebeple Cenab-ı Hak şöyle buyuruyordu: “O yarattığında dilediği şeyi artırır. Şüphesiz Allah her şeye kadirdir.” O meleklerin yaradılışında dilediği kadar kanadı artırır. Diğer mahlukatın yaratılışında da göz güzel­liği, burun güzelliği, ağız tatlılığı, ses güzelliği gibi dilediği şeyleri artırır. Zira Allah maddî ve manevî ziyadeyi yaratmada mükemmel kudret sahibi­dir. O hiçbir şeyden âciz kalmaz. O kudretiyle dilediği şeyi artırır.

Zührî ve İbni Cüreyc “O, yarattığında dilediği şeyi artırır.” ayetinde ses güzelliğini kastediyor, demişlerdir.

Cenab-ı Hak mükemmel kudretini beyan ettikten sonra kendisinin irade, dileme ve emrinin derhal yerine geleceğini açıklamak üzere şöyle bu­yurdu:

“Allah’ın insanlara açacağı herhangi bir rahmeti alıkoyup tutacak hiç­bir kuvvet yoktur. Tuttuğunu da, O’ndan başka salıverecek hiçbir kuvvet yoktur. O Azîz’dir, Hakîm’dir.” Yani rızık, yağmur, sağlık, güvenlik, ilim, nübüvvet ve hikmet gibi Allah’ın vereceği maddî-manevî herhangi bir ni­meti engelleyecek hiçbir kimse yoktur. Buna hiçbir kimse mani olamaz. O tuttuktan sonra onu hiçbir kimse salıveremez. Hayrın tamamı Onun elin­dedir. O neyi dilerse olur. Onun dilemediği şey olmaz. O’nun verdiğine engel olacak hiçbir güç yoktur. Onun vermediğini de hiçbir kimse veremez.

İmam Ahmed, Buhari ve Müslim, Mugîre b. Şu’be’den rivayet ediyor­lar: “Rasulullah (s.a.) namazdan ayrıldığı zaman şöyle derdi: “Allah’tan başka hiçbir ilah yoktur. O’nun hiçbir ortağı yoktur. Mülk yalnız O’nundur. Hamd yalnız O’na mahsustur. O, her şeye kadirdir. Allah’ım senin verdiği­ni engelleyecek hiçbir güç yoktur. Senin engellediğini de hiçbir kimse vere­mez. Senin yanında zenginlik sahibine zenginliği fayda vermez.”

Müslim, Ebû Said el-Hudrî (r.a.)’den rivayet ediyor: Rasulullah (s.a.) başını rükudan kaldırdığı zaman şöyle dua ediyordu: “Semiallahü limen hamideh. Allah’ım! Ey Rabbimiz, gökler ve yeryüzü dolusu, ondan sonra dilediğin şey dolusu hamd yalnız sana mahsustur. Allah’ım. Sen sena ve şe­refe ehilsin. Kulun söylediğinden daha çoğuna lâyıksın. Hepimiz senin ku­lunuz. Allah’ım! Senin verdiğine engel olacak hiçbir kimse yoktur. Senin engellediğini de, hiçbir kimse veremez. Senin yanında zenginlik sahibine zenginliği fayda vermez.”

Bu ayetin benzeri şu ayet vardır: “Allah sana bir zarar dokunduracak olsa, o zararı O’ndan başka hiçbir kimse kaldıramaz. Sonra bir hayır isa­bet ettirecek olursa, O her şeye kadirdir.” (En’am, 6/17).

İmam Malik’in Muvatta’ındaki “belağ” şeklindeki rivayete göre Ebu Hureyre sabahleyin insanlara, yağmur yağmış olduğunu görünce: Lütuf se­bebiyle yağmura kavuştuk, der, sonra da şu âyeti okurdu: “Allah ‘ın insan­lara lütfedeceği herhangi bir rahmeti alıkoyup tutacak hiçbir kuvvet yok­tur. “

Allah Tealâ kendisinin yaratma, rızık ve nimetlerin kaynağı olduğunu beyan ettikten sonra nimetlerini hatırlamayı ve tevhidi ikrar etmelerini emrederek şöyle buyurdu:

“Ey insanlar! Allah’ın sizin üzerinizdeki nimetini hatırlayın. Sizi gök­ten ve yerden rızıklandıracak Allah’tan başka bir yaratıcı mı var? O’ndan başka hiçbir ilâh yoktur. O halde nasıl olup da (tevhidden) döndürülüyor­sunuz?”

Ey insanlar! Hepiniz Allah’ın üzerlerinizdeki nimetini düşünün. Buna riayet edin. Bu nimetlerin haklarını bilmek, bu nimetleri itiraf etmek sure­tiyle bu nimetlerin değerini koruyun. Sadece bu nimetleri var edene ibadet ve taatte bulunun. Size gökten yağmurla, yerden bitki ve benzerleriyle rı­zık veren sadece O’dur. Allah’ın birliğini, O’ndan başka hiçbir ilah olmadı­ğını ilân edin. Bunu ikrar ederseniz, bu açık ifadelerden ve berrak deliller­den sonra nasıl Hak’tan, Allah’ın birliğinden ve O’na şükretmekten yüzçevirebiliyorsunuz? Nasıl şu putlara ve heykellere tapıyorsunuz?

Birinci temel esas olan “Tevhid”in ispatından sonra Allah Tealâ ikinci esas olan “Risalet’i, kavminin Rasulünü (s.a.) yalanlamalarından dolayı O’nu teselli etmek üzere şöyle buyurdu:

“Eğer onlar seni yalanlıyorlarsa, senden önceki peygamberler de yalanlanmışlardı. Bütün işler Allah ‘a döndürülür.”

Ya Muhammed! O müşrikler seni yalanlıyor ve getirdiğin tevhid husu­sunda onun açık deliller ve burhanlarla isbat edilmesinden sonra sana kar­şı çıkıyorlarsa, sen senden önceki peygamberleri örnek al. Çünkü onlar da kavimlerine apaçık gerçekler getirmişler, onlara tevhidi emretmişler, ka­vimleri de onları yalanlayıp muhalefette bulunmuşlardı. Sonunda hepsinin dönüşü Allah’adır. Allah bu duruma en mükemmel karşılığı verecektir. Se­ni sabrına karşılık mükâfatlandıracak, onları da yalanlamalarına karşılık cezalandıracaktır.