13

١٣

وَلَقَدْ اَهْلَكْنَا الْقُرُونَ مِنْ قَبْلِكُمْ لَمَّا ظَلَمُوا وَجَاءَتْهُمْ رُسُلُهُمْ بِالْبَيِّنَاتِ وَمَا كَانُوا لِيُؤْمِنُوا كَذلِكَ نَجْزِى الْقَوْمَ الْمُجْرِمينَ

(13) ve le kad ehleknel kurune min kabliküm lemma zalemu ve caethüm rusülühüm bil beyyinati ve ma kanu li yü’minu kezalike neczil kavmel mücrimin

gerçekten helak ettik sizden önceki memleketleri zulüm ettiklerinden dolayı resullerimiz onlara müjdelerle geldiler iman ediciler olmadılar işte bizde böyle cezalandırırız mücrimler güruhunu

(13) Generations before you We destroyed when they did wrong: their Messengers came to them with Clear Signs, but they would not believe! Thus do We requite those who sin!

1. ve lekad : ve andolsun ki
2. ehlek-nâ : helâk ettik
3. el kurûne : asırlar, devirler, çağlar, o çağlarda yaşayan nesiller
4. min kabli-kum : sizden önce
5. lemmâ zalemû : zulmettikleri zaman
6. ve câet-hum : ve onlara geldi
7. rusulu-hum : onların resûlleri
8. bi el beyyinâti : beyyinelerle, delillerle
9. ve mâ kânû : ve olmadılar
10. li yu’minû : îmân edecek
11. kezâlike : işte böyle
12. neczi : cezalandırırız
13. el kavme el mucrimîne : mücrim (suçlu) kavmi


AÇIKLAMA

Cenab-ı Hak Mekke’lilere hitap ederek onlara kendilerinden önceki bir çok ümmetleri, peygamberlerinin getirdiği apaçık delilleri ve mucizeleri yalan­ladıkları ve zulmettikleri için helak ettiğini haber vermektedir.

Nitekim bir ayet-i kerimede şöyle buyrulmaktadır: “İşte zulmettikleri zaman helak ettiğimiz şehirler! Biz onların helaki için de belli bir zaman tayin etmiştik.” (Kehf, 18/59).

Zulmetmeleri sebebiyle bu ümmetlerin ve şehirlerin helak olması ya Nuh, Ad ve Semud kavmi gibi peygamberlerini yalanlayan kavimlere gönderilen ve bu kavimlerin köklerini kurutan ilâhî azap ile ya da kişilerin fısk ve fücurla birbirlerine zulmetmeleri veya idarecilerin zulmü sebebiyle bu milletlerin güç­süz bırakılması ve kuvvetli milletlerin bunların memleketlerini işgal etmeleri suretiyle olmuştur.

Peygamberlerinin doğru söylediğine delâlet eden mucizeleri yalanladık­larında onları helak ettik. Zaten gerçekten iman edecek de değillerdi. Bu ifade onların imansızlıklarını bir kere daha tekit etmektedir. Allah onların küfür üzerinde ısrar edeceklerini, imanın onlardan çok uzak olduğunu bilmektedir.

İşte böyle -yani bu şekildeki bir ceza ile, helak etme cezası ile- her suçluyu cezalandırırız. Bu ifade Allah’ın Rasulünü yalanlama suçlarına işaret ederek Mekkelilere karşı şiddetli bir korkutma ve tehdittir.

Cenab-ı Hak bundan sonra Hz. Muhammed (s.a.)’in kendilerine gönderil­diği topluma hitap etti: Sonra da sizin hayır mı, şer mi işleyeceğinizi görmek, Rasulümüze itaat etmenizi ve ona tabi olduğunuzu görmek için helak ettiğimiz bu milletlerin ardından yeryüzünde sizi halifeler kıldık. Bu ifadede İslâm ümmeti itaate sarılır ve Kur’an’ın hidayetine tabi olursa yeryüzündeki hilâfeti ve hakimiyeti elde edeceği beyan edilmektedir.

“Allah içinizden iman edip salih amel işleyenlere kesinlikle vaad etmiştir ki, mutlaka kendilerinden önceki ümmetleri kâfirlerin yerine getirdiği gibi ken­dilerini de yeryüzünde mirasçı kılacaktır…” (Nur, 24/55).

Bu vaad gerçekleşmiş ve İslâm ümmeti Kisra, Kayser ve Firavunların bel­delerine hakim olmuştur.

Sahih-i Müslim’de Ebu Said el-Hudrî’den rivayet edilmektedir ki: “Dünya tatlıdır, yemyeşildir. Şüphesiz Allah sizi dünyaya varis kılacak ve ne şekilde hareket edeceğinize bakacaktır. Dünyanın şerrinden sakının. Kadınların şerrin­den sakının. Çünkü İsrailoğulları’nın ilk fitnesi kadınlar sebebiyle çıkmıştı.”

Dünyaya varis olmak salih amellere bağlıdır; yoksa sadece “İslâm” sıfatının babadan oğula miras olarak nakledilmesi ile değil.