55

    RevelationCuzPageSurah
    102 18356Nur(24)

٥٥

وَعَدَ اللّهُ الَّذينَ امَنُوا مِنْكُمْ وَعَمِلُوا الصَّالِحَاتِ لَيَسْتَخْلِفَنَّهُمْ فِى الْاَرْضِ كَمَا اسْتَخْلَفَ الَّذينَ مِنْ قَبْلِهِمْ وَلَيُمَكِّنَنَّ لَهُمْ دينَهُمُ الَّذِى ارْتَضى لَهُمْ وَلَيُبَدِّلَنَّهُمْ مِنْ بَعْدِ خَوْفِهِمْ اَمْنًا يَعْبُدُونَنى لَا يُشْرِكُونَ بى شَيًْا وَمَنْ كَفَرَ بَعْدَ ذلِكَ فَاُولءِكَ هُمُ الْفَاسِقُونَ

(55) veadellahüllezine amenu minküm ve amilus salihati le yestahlifennehüm fil erdi kemestahlefellezine min kablihim ve le yumekkinenne lehüm dinehümül lezirteda lehüm ve le yübeddilennehüm mim ba’di havfihim emna ya’büduneni la yüşrikune ve şey’a ve men kefera ba’de zalike fe ülaike hümül fasikun
Allah içinizden iman edip salih amel işleyen kimselere (şöyle) vaad etti kendilerinden öncekileri arza halife yaptığım gibi onlar da mutlaka arza halife olacak onlara, o razı olduğu, kendileri için (seçtiği) dinlerini tatbik etmek imkanını mutlaka verecek ve korkuların ardından onlara, emniyet ve huzuru mutlaka verecektir bana hiçbir şey ortak koşmadan ibadet edin kim ki bundan sonra nankörlük ederse işte onlar fasıkların ta kendileridir

(55) Allah has promised, to those among you who believe and work righteous deeds, that He will, of a surety, grant them in the land, inheritance (of power), as He granted it to those before them that He will establish in authority their religion- the one which He has chosen for them and that He will change (their state), after the fear in which they (lived), to one of security and peace: They will worship Me (alone) and not associate aught with Me.’ If any do reject Faith after this, they are rebellious and wicked.

1. vaadallâhu (vaade allâhu) : Allah vaadetti
2. ellezîne amenû : Allah’a ulaşmayı dileyenler, âmenû olanlar
3. min-kum : sizden
4. ve amilû es sâlihâti : ve salih amel (nefs tezkiyesi) işlediler
5. le yestahlifenne-hum : onları mutlaka halife tayin edecek
6. fî el ardı : yeryüzünde
7. kemestahlefellezîne (kemâ istahlefe ellezîne) : halife tayin ettiğimiz kimseler gibi
8. min kabli-him : onlardan önce
9. ve le yumekkinenne : ve mutlaka sağlamlaştıracak
10. lehum : onlara, onlar için
11. dîne-hum : onların dîni
12. ellezî irtedâ : ki onu seçti, razı oldu, hoşnut oldu
13. lehum : onlar için, onlara
14. ve le yubeddilenne-hum : ve onlara mutlaka çevirecek
15. min ba’di : sonra
16. havfi-him : (onların) korkuları
17. emnen : emniyet, güven
18. ya’budûne-nî : bana kul olurlar
19. lâ yuşrikûne : şirk koşmazlar
20. bî şey’en : bir şeyi
21. ve men : ve kim
22. kefere : örttü, inkâr etti
23. ba’de : sonra
24. zâlike : bu
25. fe ulâike : işte onlar
26. hum : onlar
27. el fâsikûne : fasıklar


SEBEB-İ NÜZUL

l. Rebî ibn Enes’in naklettiğine göre Ebu’l-Aliye şöyle demiştir: Hz. Peygamber (sa) ve ashabı Mekke’de yaklaşık on sene korku halinde ve gizlice insanları tek olan Allah’a, tek ve ortağı olmaksızın O’na ibadete çağırdılar. Henüz savaşla emrolunmamışlardı. Sonra Medine’ye hicretle emrolundular ve Medine’ye geldiler. Allah Tealâ onlara savaşı emretti. Medine’de de korkar durumdaydılar. Akşam silâhlı olarak yatıyor, sabah silâhlı olarak kalkıyorlardı. Allah’ın dilediği kadar bu durumda kaldılar. Sonra Hz. Peygamber (sa)’ın ashabından birisi: “Ey Allah’ın elçisi, biz, ebediyyen böyle korkar halde mi olacağız? Emniyyette olacağımız ve silâhları bırakacağımız bir gün bize gelmiyecek mi?” diye sordu. Allah’ın Rasûlü (sa): “Bu durumda çok az kalacaksınız. Nihayet sizlerden birisi, içlerinde demir (silâh) olmıyan büyük bir topluluğun içinde dizlerini büküp elleriyle dizini tutarak oturacak.” buyurdular ve Allah Tealâ da bu âyet-i kerimeyi indirdi.

Yine Rebî ibn Enes kanalıyla Übeyy ibn Ka’b’den gelen benzer bir rivayet de şöyledir: Hz. Peygamber ve ashabı (olan muhacirler) Medine-i Münevvere’ye gelip de Ansar tarafından barındırıldıklarında Araplar tek bir yay olup onlara karşı savaştılar. Onlar, silâhlarıyla yatıp geceliyor, zırhları içinde sabahlıyorlardı. Bu haldeyken: “Ne dersiniz; acaba Allah’tan başka hiçbir şeyden korkmadan güven ve huzur içinde hiç yatıp geceliyerek yaşıyacak mıyız?” dediler de onların bu sözü üzerine Allah Tealâ bu âyet-i kerimeyi indirdi. Bu haberi Hâkim de Sahîh’inde Dârimî’den rivayetle tahric etmiştir.

İbn Ebî Hâtim’in tahric ettiği bir haberde el-Berâ ibn Azib de: “Bu âyet-i kerime, bizler şiddetli bir korku içindeyken nazil oldu.” Demiştir.

2. Mukatil der ki: Hudeybiye’de Mekke müşrikleri Hz. Peygamber ve ashabını umre yapmaya bırakmayıp Mekke’ye girmelerini engellediklerinde müslümanlar: “Keşke Allah Tealâ bize Mekke’nin fethini bahşeylese.” dediler de bunun üzerine bu âyet-i kerime nazil oldu. Ancak İbnu’l-Cevzî bu kavli kuvvetli görmeyerek birincisini tercih ettiğini gösteren bir ibare ile zikretmiştir.

Advertisements