30

    RevelationCuzPageSurah
    92 582Nisa(4)

٣٠

وَمَنْ يَفْعَلْ ذلِكَ عُدْوَانًا وَظُلْمًا فَسَوْفَ نُصْليهِ نَارًا وَكَانَ ذلِكَ عَلَى اللّهِ يَسيرًا

(30) ve mey yef’al zalike udvanev ve zulmen fe sevfe nuslihi nara ve kane zalike alellahi yesira

her kimde bunu düşmanlık ve zulüm yolu ile yaparsa biz onu ilerde ateşe atacağız bu Allah’a göre çok kolaydır

(30) If any do that in rancour and injustice, soon shall we cast them into the fire: and easy it is for Allah.

1. ve men : ve kim … ise
2. yef’al : yapar
3. zâlike : işte bu, bu
4. udvânen : düşmanlık
5. ve zulmen : ve zulüm, haksızlık
6. fe sevfe : o taktirde yakında
7. nuslî-hi : biz onu yaslayacağız
8. nâren : ateş
9. ve kâne : ve oldu, idi, …dır
10. zâlike : işte bu, bu
11. alâ allâhi : Allah’a (Allah için)
12. yesîran : kolay

وَمَنْ her kimيَفْعَلْ yaparsaذَلِكَ bunuعُدْوَانًا haddi aşıpوَظُلْمًا zulmederekفَسَوْفَ yakındaنُصْلِيهِ onu atarızنَارًا ateşeوَكَانَ doğrusuذَلِكَ buعَلَى اللَّهِ Allah’a göreيَسِيرًا çok kolay olur


AÇIKLAMA

Allah Teâlâ müminlerden her birini, başkasının ve kendinin de malını ba­tıl yolla yemekten nehyetmektedir.

Çünkü ayetteki “mallarınız” lafzı hem kendi malına, hem de başkasının malına şamildir. Zaten bütün mallar netice itibariyle İslâm ümmetine aittir. Kendi malını batıl yolla yemesi, malını masiyet ve günah yollarında harcama­sı; başkasının malını batıl yolla yemesi ise, onları faiz, kumar, gasp zulüm gibi meşru olmayan kazanç yolları ile yemesi demektir. Batıl, şeriata aykırı olan şeylerdir. İbni Abbas ve Hasan-ı Basri’ye göre ise ayet, ivazsız (bedelsiz) ola­rak yemek manasınadır. Çünkü batıl, bedelsiz alınan şeylerdir demişlerdir.

Batıl yolla yemek, fasit yahut batıl akitlerde bedel olarak alınan her şeye şamildir. Malik olmadığı şeyi satmak, kendisinden yararlanılmayacak derecede bozulmuş olan ceviz, yumurta, karpuz vb. gibi yiyeceklerin parası, değeri bu­lunmayıp kendisinden yararlanılmayan maymun, domuz, sinek, eşek arısı, ölü eti, şarap, içki, ölüye ağıt yakan kadının ücreti, eğlence alet ve çalgılarının be­delleri gibi…

Kim fasit bir satış yapar ve bedelini alırsa, bu ücret haram ve habis (helâl olmayan) bir karşılık olur, geri vermesi gerekir.

Meşru olmayan, karşılığını ödemeden zulüm yoluyla ayni olarak yahut menfaatini alma şekillerinde malın batıl yolla yenmesi caiz olmazsa da şeriatın kabul ettiği karşılıklı rıza yoluyla almak caizdir. O sebepten Allah Teâlâ “Me­ğer ki (o mallar) sizden karşıl��klı bir rızadan (kaynaklanan) bir ticaret (malı) ola” buyurmuştur. Yani mallarınızı, şer’î hududlar dahilinde karşılıklı rıza esa­sına dayalı ticaret yoluyla yiyiniz, demektir. Ticaret, kazanç amaçlı muavaza (karşılıklı bedel ödeme) akitlerine şamildir. Mülkiyet sebep ve yollarından özel­likle ticaretin zikredilmesi, pratik hayatta en çok ticaretin vuku bulmasından-dır. Çünkü ticaret, kazançların en helâl ve şereflilerindendir. el-Asbahânî’nin Muâz b. Cebel (r.a.)’den naklettiğine göre Resulullah (s.a.) şöyle buyurmuştur: “Kazancın en tayyibi (helâl olanı) şu vasıftaki tüccarların kazancıdır: Konuş­tuklarında yalan söylemezler, vaad ettiklerinde caymazlar, kendilerine emanet verildiğinde (emniyet duyulduğunda) hıyanet etmezler, satın aldıkları zaman (malı) kötülemezler, sattıklarında (lüzumsuz şekilde) övmezler, borçlu oldukla­rında (ellerinde imkân bulunduğu halde) ödemeyi geciktirmezler, alacakları ol­duğunda (işi) zora sürmezler.”

Her karşılıklı rıza ve uyuşma da şer’î bakımdan kabul edilmiş değildir. Bu uyuşmanın ancak şer’î sınırlar içinde bulunması icap eder. Kendisinde karşılık­sız fazlalık bulunan bir alışverişten alman faiz, veya bir menfaat celbeden borç verme, kumar, at yarışı üzerinde her iki taraf anlaşmış olsa da şer’an bunlar haramdır, helâl değildir.

“Kendilerinizi öldürmeyiniz” ayetinin zahiri gazap, canından bezme gibi hallerde mümini kendi canına kıymaktan, intihar etmekten nehyetmektir, Bu-harî ve Müslim’in Ebu Hureyre (r.a.)’den naklettikleri şu hadisin manası gibi­dir: “Kim kendini bir demir ile (bıçak vb. aletle) öldürürse, elinde o demir par­çası olduğu halde, kıyamet günü cehennem ateşinde karnını devamlı olarak onunla yarar durur.”

Ancak müfessirler ayetin manasının şöyle olduğunda ittifak etmişlerdir: Bazımız bazımızı öldürmesin! “Kendinizi” lafzı ile kullanılması, yasağı daha kuvvetli bir şekilde ifade içindir. “Mallarınız” ifadesinde de aynı maksat göze-tilmiştir. Bir hadis-i şerifte şöyle buyurulmuştur: “Müminler bir nefis (can) gi­bidirler.”   Ayet-i kerimenin aynı zamanda insanın kendi canına kıymasından, başkalarını öldürmekten ve ölüme götüren uyuşturucu ve zehirleyici maddeler kullanmak ve helak edici yollara sapmak gibi her şeyden bir nehiy ve yasak ol­masına herhangi bir mani yoktur.

Söz, mali muameleler hakkında iken ayetin burada getirilme sebebi şu­dur: Mal, can için temel direk olması, selâmeti onunla mümkün bulunması ba­kımından canın bir benzeridir. O yüzden malın korunmasını tavsiye ile canın korunmasını tavsiye hususlarının bir araya getirilmesi pek güzel olmuştur.

“Allah size karşı çok merhametlidir” cümlesi yukarıdaki nehyin illetini be­yan etmektedir. Yani Allah Teâlâ sizleri haram yemekten ve canları helak et­mekten menediyor; zira O sizlere hâlen de çok merhametlidir.

Canını tehlikeli yer ve yollara atmanın haram olduğunu gösteren bir delil de “Kendinizi ellerinizle tehlikeye atmayınız.” (Bakara, 2/195) ayet-i kerimesi ile İmam Ahmed ve Ebu Davud’un Amr b. el-As (r.a.)’tan tahric ettikleri şu ha­distir. Amr der ki: “Resulullah (s.a.) Zâtu’s-Selâsil senesi beni (emir olarak) ga­zaya gönderdi. Soğuğu şiddetli bir gece ihtilâm oldum. Eğer su ile yıkanırsam helak olacağımdan korktuğum için teyemmüm ettim ve arkadaşlarıma sabah namazını öylece kıldırdım. Dönüp Resulullah (s.a.)’ın huzuruna vardığımda du­rumu kendisine arz ettim. Buyurdu ki: “Ey Amr, cünüp olduğun halde mi arka­daşlarına namaz kıldırdın?” Ben de “Evet ey Allah’ın Rasulü” dedim; soğuğu şiddetli bir gecede cünüp olmuştum. Eğer yıkanırsam helak olacağımdan kork­tuğum için teyemmüm ettim, sonra da namaz kıldırdım, dedim. Bunun üzerine Resulullah güldü, başka bir şey de söylemedi.

Amr (r.a.) ayet-i kerimenin genel manasıyla kendisinin durumunda olan­lar gibilerini içine aldığını anlamış, Rasul-i Ekrem (s.a.) de onun bu anlayışını ikrar ve kabul buyurmuştur.

Ondan sonra Allah Teâlâ insanları öldürerek katil olan kişinin cezasını zikretmiştir. Kim haddi aşarak, zalim bir şekilde bu haramı işleyecek olursa -yani adam öldürme fiilini işlerse demektir, zira “onu” zamiri ile en yakında zik­redilmiş olan hususa işaret edilmektedir- Allah da suçu sebebiyle onu ahirette son derece yakıcı bir ateşe sokmak suretiyle cezalandıracaktır. Bu, Allah Te-âlâ’ya göre çok kolay ve basit bir şeydir, kimse O’na engel olamaz. Yukarıda da açıkladık ki “udvân”, haddi aşmada aşırılık göstermek; “zulüm”de haksızlık, haddini aşmak yahut bir şeyi yerli yerine koymamak demektir. Sehven, yanlış­lık ve hata ile yapılanlar dışarıda kalsın diye “vaîd (tehdit)” “udvân” ve “zulüm” kelimeleri zikredilerek kayıtlanmıştır.

Advertisements