4

٤

وَلَمْ يَكُنْ لَهُ كُفُوًا اَحَدٌ

(4) ve lem yekün lehu küfüven ehad
O’na denk olmamıştır hiçbir şey

(4) And there is not unto him co-equal or comparable Anyone

1. ve lem yekun : ve olmadı
2. lehu : onun
3. kufuven : denk, eş
4. ehadun : tek, bir

وَلَمْ يَكُنْ ve değildir لَهُ O’naكُفُوًا denk أَحَدٌ hiç bir şey


SEBEB-İ NÜZUL

a) Übeyy ibn Ka’b’dan rivayete göre müşrikler bir gün Hz. Peygamber (sa)’e: “Ey Muhammed, bize Rabbinin nesebini haber ver.” demişler ve işte bu­nun üzerine Allah Tealâ bu sûre-i celileyi inzal buyurmuş.

Câbir’den gelen bir rivayette de Hz. Peygamber (sa)’den bu istekte buluna­nın bir bedevî olduğu kaydedilmektedir.

Bu rivayetlere göre Sûre-i Celîle Mekke’de nazil olmuştur.

b) İbn Abbâs’tan gelen bir rivayete göre de Amir ibnu’t-Tufeyl ve Erbed ibn Rabîa Hz. Peygamber (sa)’e gelmişler ve Amir ibnu’t-Tufeyl’in Hz. Pey­gamber (sa)’e: “Ey Muhammed, bizi neye çağırıyorsun?” sorusuna Hz. Pey­gamber (sa): “Allah’a çağırıyorum.” diye cevap vermiş. Onun: “Onu bana tavsif et; o altından mı, gümüşten mi, demirden mi?” demesi üzerine bu Sûre-i Celîle nazil olmuş.

İbn Abbâs’tan başka bir rivayete göre ise Hz. Peygamber (sa)’den, Rabbını tavsif etmesini isteyen Necran hey’etidir. Buna göre Necran hey’eti geldiğinde Hz. Peygamber (sa)’e: “Ey Muhammed, bize Rabbını tavsif et anlat; O zeberced mi, yakut mu, altın mı, gümüş mü?” demişler de Hz. Peygamber (sa): “Benim Rabbım bir şeyden değildir. Çünkü O, şeyleri yaratandır.” buyur­muş ve bunun üzerine bu Sûre-i Celîle nazil olmuş.

c)İbn İshâk’m Muhammed’den, onun da Saîd’den rivayetinde o şöyle anla­tıyor: Hz. Peygamber (sa)’e yahudilerden bir grup geldi ve: “Ey Muhammed, Allah yaratıkları yaratmıştır. Peki Allah’ı kim yaratmıştır?” diye sordular. Hz. Peygamber onlara o kadar kızdı ki rengi değişti. O sırada Cibril geldi ve onu teskin etti, “Ey Muhammed, sakin ol.” dedi ve Allah Tealâ’dan onların sorusu­nun cevabı olarak bu Sûre-i Celîle geldi. Hz. Peygamber (sa), kendilerine bu Sûreyi okuyunca: “Rabbini bize tavsif et; yaratılışı nasıldır, pazusu nasıldır, ku­lacı (kolu) nasıldır?” dediler. Hz. Peygamber (sa) öncekinden daha bir şiddetle öfkelendiyse de Cibrîl gelip yine teskin etti ve sorularının cevabını getirdi: “Allah’ı gereği gibi takdir edemediler. Kıyamet günü bütün yeryüzü O’nun kabzasıdır ve gökler de sağ eliyle durulmuştur…” (Zümer, 39/67) âyet-i kerimesi nazil oldu. İbn Ebî Hâtim’in ve el-Esmâ ve’s-Sıfât’ta Beyhakî’nin İbn Abbâs’tan rivayetle verdikleri haberde yahudilerden Ka’b ibnu’l-Eşref ve Huyey ibn Ahtabın adları da zikredilmektedir.

Ebu’ş-Şeyh’in K.itâbu’1-Azame’sinde Ebân kanalıyla Enes’den rivayetine göre Hayber yahudileri Hz. Peygamber (sa)’e gelmişler ve: “Ey Ebu’l-Kasım, Allah melekleri hicabının nurundan, Adem’i süzülmüş çamurdan, İblîs’i ateşin yalımından, gökleri dumandan, yeryüzünü de suyun köpüğünden yaratmıştır. Şimdi sen bize Rabbından haber ver.” demişler, Hz. Peygamber (sa) onlara ce­vap vermemiş ve hemen Cibrîl gelerek bu Sûreyi getirmiş. Bu iki rivayete göre ise Sûre, Medine-i Münevvere’de nazil olmuş olmalıdır. Nitekim başta da belirttiğimiz gibi Sûrenin mekkî mi medenî mi ol­duğu da zaten ihtilaflıdır


AÇIKLAMA

“De ki: O Allah’tır, bir tektir.” Ey Rasül! Sana Rabbin hakkında, O’nun özelliklerini sorana de ki: O Allah’tır, bir tektir. Yani, zatında ve sıfatında tektir. Ne ortağı, ne benzeri, ne de dengi yoktur. Bu vahdaniyetle niteleme ve her bağlamdaki ortakları da redtir. Mana şöyledir: O, bildiğiniz gökle­rin ve yerin yaratıcısı, sizin yaratıcınız olduğunu kabul ettiğiniz Allah’tır. O, birdir, ulûhiyyetinde tektir.

“Allah’tır, sameddir.” Yani, ihtiyaçlar konusunda kendisine sığınılandır. Bütün ihtiyaçlarda sadece O’na yönelir. Zira her şeye O kadirdir. O Allah, her mahlûkun kendisine sığındığı, kimsenin O’ndan müstağni olamıyacağı, fakat kendisi onlara muhtaç olmayan zattır. Bu, Arap müşrikleri ve emsallerinin aracı ve şefaatçilerle ilgili itikatlarını iptaldir.

İbni Abbas Samed’in tefsiri hakkında diyor ki: Mahlukâtm hacet ve isteklerinde yegane dayanağıdır. O kudret ve otoritesi, şerefi, azameti, ilmi hikmeti zirvede olan tek varlıktır. O, Allah azze ve celle’dir. Tek ve kahhar Allah’ı noksanlıklardan tenzih ederiz.

“Doğurmamıştır, doğurulmamıştır.” O’ndan çocuk olmamıştır, O da bir şeyden olmamıştır. Zira O’na hiç bir şey benzeyemez, sonradan değil kadimdir, varlığının evveli yoktur, cisim de değildir. Bu ifade, herhangi bir varlığa benzemeyi red, kıdem ve evveliyet ile vasfetme, sonradan olmayı nefyetmedir.

Birinci cümlede Allah’ın bir çocuğu olmasını nefyetme ve meleklerin Allah’ın kızları olduğunu iddia eden müşriklere, Uzeyir Allah’ın oğludur diyen Yahudilere, Mesih Allah’ın oğludur diyen Hıristiyanlara reddiye var­dır. İkinci cümlede de kendisinden önce hiç bir varlığın olmadığı ortaya konmaktadır.

“Hiçbir şey O’nun dengi değildir.” Allah’ın dengi, misli veya bir şeyde ortağı olacak kimse yoktur. Arkadaşların varlığını nefyetme ve Arap müş­riklerinin inandığı, fiillerinde Allah’ın benzeri olduğu inancının reddidir bu. Öyle ki, melekleri Allah’a şerik, put ve heykelleri de Allah Tealâ’nm or­takları saymışlardı.

Surenin diğer ayetlerde benzerleri vardır: “O gökleri ve yeri yoktan var edendir. O’nun nasıl çocuğu olabilir? O’nun bir eşi de yoktur. Her şeyi O ya­ratmıştır.” (En’am, 6/101), “Halbuki O çok esirgeyen için bir evlat edinmek asla yakışmaz. Göklerde ve yerde olan herkes, müstesna olmamak üzere, O çok esirgeyiciye mutlaka kul olarak gelecektir. Andolsun ki O, bunları cemiyet olarak da saymış fertler olarak da saymıştır. Onların her biri kıyamet günü O’na tek başına gelecektir.” (Meryem, 19/92-95), “O çok esir­geyici evlat edindi.” dediler. O’nun şanı bundan yücedir, münezzehtir. Hayır onlar, ikrama mazhar edilmiş kullardır(meleklerdir) Bunlar sözle asla O’nun önüne geçemezler. Bunlar O’nun emriyle hareket ederler.” (Enbiya, 21/26-27).

Sahih-i Buhari’de: “Allah’tan daha çok, sabreden yoktur; O’na çocuk isnat ediyorlar. O ise onları yine de rızıklandırıyor, yaşatıyor.” denmiştir. Yine Buhari ve Abdürrezzak, Ebu Hureyre’den o da Peygamber (s.a.)’den rivayet ettiler: “Allah azze ve celle buyurdu ki: Ademoğlu beni yalanladı, böyle yapmamalı idi. Bana şetmetti, öyle yapmamalı idi. Beni yalanlaması, beni ilk defa yarattığı gibi tekrar (kıyamette) yaratmayacak demesidir. Yaratmayı ilk sefer yapma bana ikincisinden daha basit değildir. Bana şetmetmesi ise, Allah’ın çocuğu var demesidir. Ben ahad ve samedim. Doğurmadım, doğurulmadım. Benim hiçbir dengini de yoktur.”

Advertisements