34

٣٤

وَاتيكُمْ مِنْ كُلِّ مَا سَاَلْتُمُوهُ وَاِنْ تَعُدُّوا نِعْمَتَ اللّهِ لَا تُحْصُوهَا اِنَّ الْاِنْسَانَ لَظَلُومٌ كَفَّارٌ

(34) ve ataküm min külli ma seeltümuh ve in teudu ni’metellahi la tuhsuha innel insane le zalumün keffar

ve size vermiştir o istediğiniz her şeyi de eğer Allah’ın nimetlerini sayarsanız onu tespit edip kavrayamazsınız muhakkak insan çok zalim çok nankördür

(34) And he giveth you of all that ye ask for. But if ye count the favours of Allah, never will ye be able to number them. Verily, man is given up to injustice and ingratitude.

1. ve âtâ-kum : ve size verdi
2. min kulli : hepsinden
3. mâ se’eltumû-hu : sizin ondan istediğiniz şey
4. ve in teuddû : ve eğer sayarsanız
5. ni’mete allâhi : Allah’ın ni’meti
6. lâ tuhsû-hâ, : onu sayamazsınız
7. inne el insâne : muhakkak insan
8. le zalûmûn : gerçekten çok zalim
9. keffârun : çok nankör, kuvvetle inkâr eden


AÇIKLAMA
Allah Tealâ bu ayetlerde mahlûkâtına ihsan ettiği nimetlerini dile getirerek bunların varlığını ve kudretini göstermesine işaret etmektedir. Bunlar on tanedir:

1- Allah, gökleri düşmekten korunmuş bir tavan olarak yaratmış ve onları yıldızlarla süslemiştir.

2- Yeryüzünü bir döşek olarak ve içindeki pek çok faydalı şeyleri ey insanlar! Sizin için yarattı.

3- Bulutlardan yağmur indirerek, bu yağmurla cansızken yeryüzüne hayat verdi, ağaçları ve ekinleri bitirip büyüttü. Yine bu yağmurla renkleri, şekilleri, sat ve kokulan, faydaları çeşitli, meyve ve ekinler vasıtasıyla yemek ve hayatlarının sürdürmek için insanların muhtaç olduğu rızıkları çıkardı. Allah Tealâ şöyle buyurmuştur: “Gökten su indiren O’dur. ‘Biz, o su ile türlü türlü, çift çift bitkiler yetiştirdik.'” (Taha, 20/53).

4- Size inşâsını ilham edip suyun üzerinde kalabilmelerini sağlayarak gemileri emrinize âmâde kıldı. Onlar, Allah’ın izni ve dilemesiyle denizde insanları ve yükleri taşıyarak ülkeden ülkeye giderler.

5- Sizin için nehir kaynaklanın fışkırtarak toprağın üstünde kilometrelerce bu nehirlerin mecralarını hazırladı. Öyleki suyunu içip, ekinlerinizi, ağaçlarınızı ve hayvanlarınızı sulayıp ve daha değişik şekillerde onlardan istifâde edesiniz.

6-7- Güneşi ve ayı size boyun eğdirerek, devamlı hareket hâlinde yürümelerini sağladı. İnsan, bitki ve diğer varlıkların hayatını olumsuz yönde etkilemesinler diye gece ve gündüz her ikisi de bir an bile bu hareketlerine ara vermezler. Allah Tealâ şöyle buyurmuştur: “Aya erişmek güneşe düşmez. Gece de gündüzü geçemez. Her biri bir yörüngede yürürler.” (Yasin, 36/40).

8-9- Gece ve gündüzü peşpeşe ve birbirlerine zıt kıldı. Meselâ kışın geceler uzarken yazın tersi olup gündüzleri uzar. Aynı şekilde kışın gündüzler kısalırken yazın da geceler kısalır. Gündüz, çalışıp kazanmak, rızık elde etmek ve dünya ile ilgili işler için ayrılmışken, gece uyumak, rahat etmek ve sükûnete kavuşmak içindir. Allah Tealâ şöyle buyurmuştur: “Gündüzü -durmadan kovalayan- gece ile bürüyen, güneşi, ayı, yıldızları, hepsini buyruğuna baş eğdirerek var eden Allah’tır. Bilin ki yaratma da emir de O’nun hakkıdır. Alemlerin Rabbi olan Allah yücedir.” (Araf, 7/54).

“Allah’ın geceyi gündüze ve gündüzü geceye kattığını, her biri belirli bir süreye kadar hareket edecek olan güneşi ve ayı buyruk altında tuttuğunu bilmezmisin?” (Lokman, 31/29).

“Allah dinlenmeniz için gündüzü meydana getirmiştir. Bunlar, O’nun rahmetinden ötürüdür.” (Kasas, 28/73).

10- Ey insanlar! İstenilmesi mümkün olan, ihtiyaç duyulan ve kendisinden faydalanılan istediğiniz her şeyi size verdi, hatta istemediklerinizi bile size ihsan etti. Veya istediğiniz her şeyden size verdi. Ayet, bütün insanlığa hitab etmektedir. Çünkü Allah, yeryüzündeki her şeyi sizin için yarattı. Onların yerin altından çıkarılmasını, keşif ve icatları insan aklının gelişmesinin ve şehir hayatının tekaddüm etmesinin gereği olarak sizin akıllarınıza bıraktı. Aşama aşama insanoğlu 20. yy’da pek çok alanda buhar, rüzgâr, gaz, petrol, elektrik ve atom gibi enerji kaynaklarının da yardımıyla keşif ve buluşların zirvesine ulaşmıştır.

“Allah’ın size ihsan ettiği nimetlerini sayacak olursanız çokluğu sebebiyle buna güç yetiremezsiniz.” Burada “nimet”, “ihsan etmek, nimet vermek” manasına masdar yerine kullanılmıştır. “Nafaka” ve “infak etmek” lafızları da böyledir. Bu durum, manayı genelleştirmektedir. Çünkü müfred kelime, muzaf olduğunda kapsamlılık ifade etmektedir.

“Size vermiştir” ve “sayacak olursanız” cümleleri, kulların nimetlerin şükrünü eda etmek bir tarafa onları saymaktan bile aciz olduklarını haber vermektedir.

Allah Tealâ, bu büyük nimetleri bildirdikten sonra bunlarla da kalmayıp bilâkis kullarına sayılması imkânsız daha başka nimetler verdiğini “size vermiştir” ayetiyle beyan etmiştir. Arkasından ise kulların durumunu ve geçimini iyileştirecek ihtiyaç duydukları herşeyi onlara verdiğini açıklamak için sözü “sayacak olsanız” kavliyle bitirmiştir. Talk b. Habib şöyle der: “Allah’ın hakkı, kulların onu yerine getirmesinden daha ağırdır. Nimetleri ise kulların onları sayabilmelerinden çok fazladır. Fakat kullar tevbe ederek sabahlar ve yine tevbe ederek gecelerler.”

Buhari’nin rivayetinde Rasulullah (s.a.) şöyle dua ederdi: “Allahım! Red-dolunmayan, terk olunmayan ve müstağni olunmayan hamd sana mahsustur.”

İmam Şafiî de şöyle demiştir: “Nimetlerinden hiçbirinin şükrünün eda edilemediği, ancak şükretmek isteyene bu şükrü nasib eden nimetin şükrünün edâ edilebildiği Allah’a hamdolsun.”

“Doğrusu insan, şükründen gafil olduğu için nimete haksızlık eder ve son derece nankördür.” “İnsan” kelimesi cins (çeşit ifade eden) isimdir. Bir tek insan değil, bütün insanlar kastedilmiştir. Yani “insanda, zulüm ve nankörlük şeklinde bu iki özellik vardır. Şükründen gafil olduğundan nimete haksızlık eder, onu inkâr etmesi sebebiyle de nankördür.” demektir.

Dikkat edilmesi gerekir ki Allah Tealâ burada “Doğrusu insan pek zâlim ve çok nankördür.” buyururken Nahl suresinde “Allah’ın verdiği nimetleri sayacak olsanız bitiremezsiniz. Doğrusu Allah bağışlar, merhamet eder.” (Nahl, 16/18) buyurmuştur. İki ayet arasındaki fark şudur: Bu ayetteki söz, insanın nimete nankörlük ve zulüm -ki bu şirk demektir- gibi çirkin özelliklerinin sayılmasına uygundur. Nahl süresindeki söz ise ayette bahsi geçen Allah’ın insana nasib ettiği nimetlerinin sayılmasına uygundur. Nitekim Allah’ın kendisine dönülmesini teşvik etmek için Yüce Zâtını afv ve rahmet sahibi olarak vasıflandırması da bu nimetlerden biridir.

Razî, iki ayet arasındaki fark konusunda şöyle der: “Sanki Allah Tealâ şöyle buyurmaktadır: ‘Ey insan! Pek çok nimeti elde ettiğin anda, bu nimetlere kavuşan sen, veren ise Benim. Nimetlere sahib olurken senin iki özelliğin ön plana çıkar ki bunlar çok zâlim ve çok nankör olmandır. Onları verirken Benim de iki vasfım vardır ki bunlar da bağışlayıcı ve merhametli olmamdır.’ Sanki Allah şunu kasdetmektedir: ‘Sen, çok zâlim de olsan Ben bağışlarım; sen çok nankör de olsan Ben merhamet ederim. Senin aczini ve kusurlarını bilirim de bu hâline karşılık yine de seni mükâfatlandırır, yüz çevirmene, sözünü yerine getirmemene rağmen Ben sana vefa ile mukabele ederim. ”