56

٥٦

وَمَنْ يَتَوَلَّ اللّهَ وَرَسُولَهُ وَالَّذينَ امَنُوا فَاِنَّ حِزْبَ اللّهِ هُمُ الْغَالِبُونَ

(56) ve mey yetevellellahe ve rasulehu vellezine amenu fe inne hizbellahi hümül ğalibun

kim Allah’ı dost edinirse ve o’nun resulüne ve iman edenleri şüphesiz Allah’ın hizbidir onlar galip gelecektir

(56) As to those who turn (for friendship) to Allah, His Messenger, and the (Fellowship of) Believers- it is the Fellowship of Allah that must certainly triumph.

1. ve men yetevelle : ve kim dönerse, ve dönen kimseler
2. allâhe ve resûle-hu : Allâh (cc.) ve O’nun Resulü
3. ve ellezîne âmenû : ve âmenû olan kimseler, Allâh’a ulaşmayı ve teslim olmayı dileyenler
4. fe : artık, işte
5. inne : muhakkak ki
6. hızbe allâhi : Allâh’ın (cc.) taraftarı
7. hum(u) el gâlibûne : onlar gâlip olanlardır

وَمَنْ her kimيَتَوَلَّ veli edinirseاللَّهَ Allah’ıوَرَسُولَهُ Rasulü’nüوَالَّذِينَ آمَنُوا ve iman edenleriفَإِنَّ muhakkakحِزْبَhizbiاللَّهِ Allah’ınهُمْ onlardır kiالْغَالِبُونَ galip olanlardır


SEBEB-İ NÜZUL

Bu ayet-i kerimelerin Ubade İbnu’s-Samit, Abdullah İbn Selam ve Hz. Ali haklarında nazil olduğuna dair üç ayrı rivayet vardır.

1. Yukarıda Ubade İbnu’s-Samit hakkında rivayet edilen hadise İbn İshak tarafından bu ayet-i kerimelerin nüzul sebebi olarak kaydedilmektedir. Oradakinden farklı olarak bu rivayette Ubade İbnu’s-Samit’in, dostluklarından teberri ettiği yahudilerin Kaynuka oğulları yahudileri olduğu ayrıntısına da yer verilmektedir.

2. Cabir ibn Abdullah ve İbn Abbas’tan, bu ayet-i kerimenin Abdullah İbn Selam ve arkadaşları hakkında nazil olduğu da rivayet edilmiştir. Buna göre Abdullah İbn Selambir gün yanında, kavminden iman eden bazı kimselerlebirlikte Hz. Peygamber’e gelmişler ve: “Ey Allah’ın elçisi, bizim evlerimiz Medine’ye uzak. Ne bizimle oturan var ne konuşan. Kavmimiz Kurayza ve Nadir oğulları bizim Allah’a ve Rasulüne iman ettiğimizi, onu tasdik ettiğimizi görünce bizi dışladılar; bizimle birlikte oturmamaya, bizden kız alıp vermemeye ve bizimle konuşmaya karar verdiler. Çevremizde oturup konuşabileceğimiz, muaşerette bulunabileceğimiz kimse olmaması bize çok zor geliyor.” dediler. Hz. Peygamber (sa): “Sizin dostunuz ancak Allah’tır, Rasûlü’dür ve iman etmiş olanlardır.” âyetini tilâvet buyurdu.Bunun üzerine Abdullah ibn Selâm: “Dost olarak Allah, Rasûlü ve mü’minlerden elbette razıyız.” Demiştir.

3. Suddî’den âyet-i kerimedeki “rükû etmiş haldeyken zekât veren mü’minlerdir.” kısmı ile örtüştüğü için âyetin, Hz. Ali hakkında nazil olduğu; Rükû halindeyken yanına gelip de sadaka isteyen bir fakire, parmağmdaki yü­züğü almasını işaret ettiği ve rükû halinde bile tasaddukta bulunduğu rivayet edilmekteyse de bu, bu vasıf bütün mü’minlerin vasfı olmakla birlikte Hz. Ali’nin de evleviyyetle âyet-i kerimenin hükmüne dahil olduğu şek­linde anlaşılmalıdır.

Hz. Ali’nin, rükûda iken tasaddukta bulunduğu anlatılan rivayet Râzî’de, bu âyetin nüzul sebebi olduğu tasrih edilmeksizin geniş olarak anlatılıyor: Ebu Zerr’den rivayet ediliyor ki o şöyle anlatmış: Bir gün Allah’ın Rasûlü (sa) ile birlikte öğle namazı kıldık. Mescide bir dilenci geldi ve oradakilerden sadaka istedi, fakat kimse sadaka vermedi. Dilenci ellerini göğe kaldırdı ve: “Ey Allahım, ben şehadet ederim ki Rasûlullah (sa)’ın mescidinde sadaka istedim ama kimse bana bir sadaka vermedi.” dedi. Hz. Ali o sırada rükûda idi. O dilen­ciye sağ elinin küçük parmağmdaki yüzüğü işaret etti. Dilenci de gelip onun parmağındaki yüzüğü aldı. Hz. Ali’nin işaretini ve dilencinin yüzüğünü alıp gidişini Rasûl-i Ekrem (sa) de gördü ve: “Ey Allahım, kardeşim Musa senden istedi ve: “Rabbım göğsüme inşirah ver, işimde bana bir ortak ver. Kardeşim Harun’la beni kuvvetlendir…” dedi de onun hakkında Kur’an indirildi “Senin pazunu kardeşinle kuvvetlendireceğiz ve ikinize hükümranlık vereceğiz.” buyruldu. Ey Allahım, ben de senin peygamberin, safiyyin Muhammedim. Be­nim sadrıma da inşirah ver, işimi kolaylaştır, Ailemden bana bir vezir ver, Ali’yi; onunla benim sırtımı güçlendir.” diye dua etti. Ebu Zerr der ki: Allah’a yemin olsun, Allah’ın Rasûlü (sa) daha duasını bitirmemişti ki Cibrîl geldi ve: Ey Muhammed oku: “Sizin dostunuz yalnız ve yalnız Allah, O’nun Rasûlü ve namaz kılan, rükû etmiş haldeyken zekât veren mü’minlerdir…” dedi. Biraz önce de söylediğimiz gibi Hz. Ali de diğer bütün mü’minler gibi tasaddukta bulunmayı severdi ve bu âyet-i kerimenin hükmüne evleviyyetle da­hildir. Ebu Zerr’den gelen bu rivayet sebebi hususileştirmekle birlikte âyetin, umumu üzere bütün mü’minler hakkında genel olduğu da gözden uzak tutul­mamalıdır


AÇIKLAMA

Bu ayet-i kerimeler Resulullah (s.a.) döneminde irtidad eden kabileler hakkında nazil olmuştur. Bunlar şu üç kabile idi:

1- Yemen’de Müdlic oğullan ve onların yalancı peygamberlik iddiasında bulunan başkanları Esved el-Ansî. Esved, kâhin idi. Deylemli Fîruz tarafından öldürüldü.

2- Yemâme’de yalancı peygamberlik iddiasında bulunan Müseylime el-Kezzâb (yalancı Müseylime)ın kavmi olan Hanîfe oğulları. Müseylime, Resulul­lah (s.a.)’a bir mektup göndermiş ve o mektubunda Hz. Peygambere ortak oldu­ğunu belirtip toprakların kendisi ile Hz. Muhammed arasında ortak olarak iki kısma ayrıldığından söz etmişti. Peygamber (s.a.) de ona şöyle cevap yazmıştı:

“Allah Rasulü Muhammed’den yalancı Müseylime’ye. Selâm hidayete tabi olanlara. İmdi, şunu bil ki, arz Allah’ındır. O, orayı kullarından dilediğine mi­ras verir. Akıbet ise takva sahiplerinindir.”

Ebu Bekr (r.a.) onunla savaşmak üzere ordu göndermişti. Esved’i, Hz. Hamza’yı öldürmüş olan Vahşî öldürdü. Vahşî şöyle derdi: “Cahiliye dönemim­de insanların hayırlısını, Müslüman olduktan sonra da insanların en kötüsünü öldürdüm.”

3- Tulayha b. Huveylid komutasında Esed oğulları. Tulayha, Resulullah (s.a.)’ın hayatta olduğu sıralarda irtidad etmiş, Hz. Ebu Bekir de halifeliği sıra­sında onunla savaşmak üzere asker göndermişti. Bunun üzerine Tulayha, Şam’a kaçmış, daha sonra tekrar İslâm’a girmiş ve güzel bir şekilde İslâm’a bağlanmıştı.

Hz. Ebu Bekir döneminde de yedi kabile irtidad etmişti. Söz konusu kabi­leler şunlardır:

1- Kurrâ b. Seleme komutasında Gatafân kabilesi,

2- Uyeyne b. Hısn’m kavmi olan Fezâreliler,

3- el-Fucâe Abd Yalîl’in kavmi olan Süleym oğulları,

4- Mâlik b. Nuveyre’nin kavmi Yarbû’ oğulları

5- Müseylime’nin karısı ve kâhin olan Münzir’in kızı Secâh komutasında Temim oğulları kabilesinden bir kısmı,

6- eş-Eş’as b. Kays’m kavmi olan Kindeliler,

7- Bekr b. Vâil el-Hutam b. Zeyd oğulları.

Hz. Ömer döneminde de Gassânlı Cebele b. el-Eyhem irtidad etmiş, Hristi-yanlığa girip Şam’a kaçmıştı. Buna sebep ise şu olmuştu: Kabe’nin etrafında tavaf ettiği sırada Fezarelilerden bir kişi onun elbisesine basmıştı. Cebele ona bir tokat vurdu ve burnunu kırdı. Fezareli Cebele’yi müminlerin emiri Ömer (r.a.)’e şikayet edince, Hz. Ömer ya Fezâreli’nin affetmesi gerektiğini veya da kısas uygulayacağını bildirdi. Bunun üzerine Cebele şöyle dedi: “Ben bir kral, o ise sıradan bir insan olduğu halde bana kısas mı uygulayacaksın?” Hz. Ömer şöyle buyurdu: “İslâm aranızdaki bu farkı gidermiş, sizi birbirinize eşit yap­mıştır.” Daha sonra Cebele ertesi gün için mühlet istedi ve sonra kaçıp gitti.

Böylelikle irtidad edenlerin toplamı on bir fırka veya grup olmaktadır

Allah’ın kendilerini sevdiği, kendilerinin de Allah’ı sevdiği bir kavmi getir­mesine gelince: Bunlar Hz. Ebu Bekir ve onun arkadaşlarıdır. Bunların Yemen­lilerden bir topluluk olduğu söylendiği gibi, Ebu Mûsâ el-Eş’arî’nin kabilesi ol­duğu da söylenmiştir. Taberî ise ayet-i kerimenin Yemenli Ebu Mûsâ el-Eş’arî’nin kavmi hakkında nazil olduğu görüşünü tercih etmiştir. Çünkü Resu-lullah (s.a.)’m bu ayet-i kerimeyi okuduğu sırada: “İşte bunlar Ebu Musa’nın kavmidirler.” diye buyurmuştu.

“Sizin veliniz yalnız Allah…” ayetinin nüzul sebebine gelince: Birbirini pe­kiştiren rivayetlerin naklettiğine göre, bu ayet-i kerime, nafile namaz kıldığı bir sırada rükûda iken kendisinden bir şeyler isteyen dilenciye parmağındaki yüzüğü sadaka olarak veren Ali b. Ebî Tâlib hakkında nazil olmuştur. er-Râzî ise, bu ayet-i kerimenin Hz. Ebu Bekir’e has olduğunu tespit etmiştir.

Yüce Allah’ın: “Her kim Allah’ı, peygamberi… veli edinirse” buyruğu da Yüce Allah’ın bütün kullarına Allah’ın rasulünün ve müminlerin dostluğuna razı olup Yahudilerden ve onlarla yapılan antlaşmalardan uzak kalan bütün kullarına bildirdiği bir müjdesidir.

Ayet-i kerimeler Yüce Allah’ın mürted olanların yerine kendisinin dini ve şeriatının uygulanması için daha hayırlı olanları getirmeye kadir olduğunu be­yan etmektir. Bunların dine bağlılıkları mürtedlerden daha sağlam, daha güç­lü ve gittikleri yol itibariyle daha doğrudurlar. Nitekim Yüce Allah başka yer­lerde şöyle buyurmaktadır: “Eğer yüz çevirirseniz, sizin yerinize sizden başka bir kavmi getirir ve sonra onlar sizin gibi olmazlar.” (Muhammed, 47/38); “Ey insanlar! Eğer o dilerse sizi yok eder ve başkalarını getirir.” (Nisa, 4/133); “Eğer dilerse sizi yok eder ve (yerinize) yepyeni bir halk getirir (başka bir kavim yara­tır). Bu da Allah’a göre zor bir iş değildir.” (İbrahim, 14/19-20)

Ey müminler! Sizden her kim hakkı bırakıp batıla döner ve gelecekte dini­ni terkedecek olursa, şunu bilsin ki, Allah onların yerine, Kur’ân-ı Kerîm’in altı sıfat ile nitelendirdiği bir başka kavim getirecektir:

1- Allah bunları sever. Yani itaatlerine karşılık en güzel şekilde mükâfat ve sevap verir, onların kadrini yüceltir, onlardan övgüyle söz eder, onlardan ra­zı olur.

2- Onun emrine tabi olmak, yasaklarından kaçınmak, ona itaat etmek, rı­zasını aramak, onun gazap ve cezasını gerektiren şeylerden uzak kalmak sure­tiyle;

3,4- Müminlere karşı alçakgönüllü, kâfirlere karşı da aziz (zorlu ve onur-lu)dirler. Yani müminlere karşı atifetli ve alçakgönüllüdürler, tevazu ile davra­nırlar. Kendilerine düşmanlık eden kâfirlere karşı ise sert ve zorludurlar. Bu iki nitelik, Yüce Allah’ın şu buyruklarında dile getirdiği nitelikleri andırmaktadır: “Kâfirlere karşı çetin, kendi aralarında merhametlidirler.” (Feth, 48/29). Yine Yüce Allah’ın, iman izzeti hakkındaki şu buyruğu da bunu andırmaktadır: “İz­zet, ancak Allah’ın rasulünün ve müminlerindir.” (Münafikun, 63/8)

5- Allah yolunda cihat ederler. Yani Allah’ın dinini ve kelimesini yükselt­mek uğrunda savaşırlar. Allah yolu ise Yüce Allah’ın rızasına götüren hakkın, hayrın, faziletin ve tevhidin, İslâm vatanının, Müslümanların ve İslâm yurdu­nun, savunulması yoludur.

6- Kınayanın kınamasından çekinmezler: Herhangi bir kimsenin kınama­sından, itiraz ve tenkidinden korkmazlar. Çünkü onlar dinlerinde salâbetlidirler. Sapasağlamdırlar. Zira onlar hakkı yerleştirmek, batılı da ortadan kaldırmak için çalışırlar. Bu özellikleriyle de antlaşmakları olan Yahudilerden kor­kan münafıkların tam zıddıdırlar.

Daha sonra Yüce Allah şöyle buyurmaktadır: “Bu Allah’ın bir lütfudur. Onu dilediğine verir.” Sözü geçen bu nitelikleri Allah dilediğine verir. Bunlar Allah’ın onları sevmesi, onların da Allah’ı sevmeleri; müminlere karşı alçakgö­nüllü, kâfirlere karşı aziz olmak; cihat etmek; kınanmaktan korkmamak vs.dir. Bütün bunlar Allah’ın lütfundandır ve Allah lütfunu dilediği kimselere verir, dilediği kimseleri bu lütfa muvaffak kılar. Allah vasidir yani lütufları pek çok­tur. Alîm’dir, yani bu lütfa kimlerin ehil ve lâyık olduğunu çok iyi bilendir. O yüce Allah, lütfü geniş ve bol olandır; kimin bunları hak etitğini ve kimin bun­dan mahrum edilmesi gerektiğini de çok iyi bilendir.

Yüce Allah, kâfirlerin veli edinilmesini yasakladıktan sonra Allah’ı, rasulünü ve müminleri veli edinmeyi emrederek “Sizin veliniz yalnız Allah, onun rasulü ve… müminlerdir.” buyurmaktadır. Yani Yahudiler sizin velileriniz ve yardımcılarınız olamaz. Sizin veliniz ve gerçek yardımcınız ancak Allah’tır. Ay­rıca onun rasulü ve namazı dosdoğru kılan müminlerdir. Yani namazı erkân ve şartları itibariyle eksiksiz ve tam olarak eda eden, zekâtı ihlâs ve gönül hoşlu­ğu ile hak edenlere veren kimselerdir. Bunlar Allah’ın emirlerine itaatle boyun eğerler. Hiç bir şekilde sarsılmaz, sağa sola meyletmez, bundan dolayı usan­maz ve riyakârlık da göstermezler.

Allah’a iman etmek, O’na tevekkül etmek suretiyle Allah’ın dinine yardım eden, Allah’ın rasulüne ve müminlere de düşmanlarına karşı destek veren kim­seler, işte onlar gerçek kurtuluşa erenlerdir. Gerçekten zafere ve üstünlüğe eri­şenler onlardır. İşte o vakit de Allah’ın Hizbi’nin zaferi, yani müminler toplulu­ğunun zaferi ve üstünlüğü tahakkuk eder. Galip gelecek olanlar müminlerdir. Çünkü onlar Allah’ın Hizbidirler. Nitekim Yüce Allah şöyle buyurmaktadır: “Allah: Andolsun ben ve peygamberlerim her halde galip geleceğim’ diye yazmıştır. Muhakkak ki Allah yegane güç sahibidir, mutlak galiptir… İşte bunlar Allah’ın Hizbidir. Haberiniz olsun muhakkak Allah’ın Hizbi felah bulanların ta kendileridir.” (Mücâdele, 58/21-22) Buna göre her kim Allah’ı, Rasulünü ve mü­minleri veli edinmeye razı olursa işte o kişi dünyada da ahirette de felah bulur (yani umduklarına nail, korktuklarından emin olur) ve her ikisinde de Allah’ın yardımına mazhar olur

Advertisements