8

٨

لِيُحِقَّ الْحَقَّ وَيُبْطِلَ الْبَاطِلَ وَلَوْ كَرِهَ الْمُجْرِمُونَ

(8) li yühikkal hakka ve yübtilel batile ve lev kerihel mücrimun

hakkı hak olarak tanıtıp yok eder batılı hoşlanmasalar bile mücrimler

(8) That He might justify truth and prove falsehood false, distasteful though it be to those in guilt.

1. li yuhıkka el hakka : hakkı gerçekleştirmek için
2. ve yubtıle el bâtıle : ve bâtılı iptal etmek, yok etmek
3. ve lev : ve olsa (da)
4. kerihe : kerih gördü, istemedi
5. el mucrimûne : mücrimler, günahkârlar

لِيُحِقَّ ta ki gerçekleştirsinالْحَقَّ hakkıوَيُبْطِلَ ve yok etsinالْبَاطِلَ batılıوَلَوْ كَرِهَ istemese deالْمُجْرِمُونَ günahkârlar


SEBEB-İ NÜZUL

İbn Abbâs’tan rivayette o şöyle anlatıyor: Bedr günü Allah’ın Rasûlü (sa) düşmanla karşılaşma konusunda ashabı ile istişare edip de Sa’d ibn Ubâde söylediklerini söyledikten sonra Hz. Peygamber (sa) kuvvetli olan Kureyş ordusu üzerine gitmeyi tercih edip insanlara bunu emrettiğinde bazı mü’minler bundan hoşlanmadılar da bunun üzerine Allah Tealâ “Nitekim Rabbın seni evinden hak uğruna çıkarmıştı da mü’minlerden bir zümre bundan hoşlanmamalardı…” âyetlerini indirdi.

Yine İbn Abbâs’tan “Hani Allah, iki taifeden birini size va’dediyordu. Siz ise kuvveti bulunmayan (kervan)ın sizin olmasını arzu ediyordunuz.” âyet-i kerimesi hakkında rivayette o şöyle anlatıyor: Rasûlullah (sa) Medine-i Münevvere’ye (hicretinde oraya) Rebîu’l-evvel ayında girmişti. Daha sonra Kürz ibn Câbir el-Fihrî Medine-i Münevvere bahçelerini yağmalamaya gelmiş; bunu haber alan Hz. Peygamber (sa) mü’minleri toplayıp hemen peşine düşmüşse de Kürz daha çabuk davranıp kaçmış, Hz. Peygamber (sa) de Medine-i Münevvere’ye dönmüştü. İşte bu Kürz hadisesinden sonra Hz. Peygamber (sa) Medine-i Münevvere’de bir sene kalmıştı ki Kureyş’in bir kervanı ile Ebu Süfyân Mekke’ye geliyordu. Kervan Medine yakınlarına ulaşınca Cibrîl Hz. Peygamber (sa)’e inip ona “Hani Allah, iki taifeden birini size va’dediyordu. Siz ise kuvveti bulunmayan (kervan)ın sizin olmasını arzu ediyordunuz….” âyetlerini vahyetti.

Hafız Ebu Bekr ibn Merdûye’nin Tefsir’inde Ebu Eyyûb el-Ansârî’den ri­vayetinde de o şöyle anlatıyor: Biz Medine’de iken Allah’ın Rasûlü (sa): “Bana. Ebu Süfyan’ın kervanınının gelmekte olduğu haber verildi. Ne dersiniz ona kar­şı çıkalım mı? Umulur ki Allah onu bize ganimet olarak verir.” buyurdu. Biz: “Evet ey Allah’ın Rasûlü” dedik. Rasûlullah (sa) çıktı, biz de onunla birlikte çıktık. Bir veya iki gün yürüdükten sonra: “Kavim (yani Kureyş) ile savaşma konusunda ne dersiniz? Çünkü onlar sizin kervanlarına karşı çıkışınızdan ha­berdar oldular.” diye sordu. Biz: “Allah’a yemin ederiz ki bizim onlarla savaşa­cak gücümüz’ yok. Çünkü biz kervan için çıkmıştık.” dedik. Sonra tekrar sordu:

“Kavimle savaşmaya ne dersiniz?” Biz aynı cevabı verdik. Mikdâd ibn Amr ise: “O halde ey Allah’ın elçisi, biz sana İsrail oğullarının Musa’ya “Sen ve Rabbın gidin ve savaşın; biz burada oturucularız.” dedikleri gibi demiyeceğiz.” dedi. Biz ansar: “Keşke çok malımız olacağına Mikdad’m söylediği gibi konuşsaydık!” diye temennide bulunduk ve işte bu hadise üzerine Allah Tealâ: “Nitekim Rabbın seni evinden hak uğruna çıkarmıştı da mü’minlerden bir zümre bundan hoşlanmamışlardı.” âyet-i kerimesini indirdi


AÇIKLAMA

Kureyş’in eziyetinin artması sebebiyle Peygamber (s.a.) ve ona inanan as­habı, Mekke’den Medine’ye hicret etti. Müslümanlar mallarını, topraklarını ve evlerini Mekke müşriklerine bıraktılar.

Resulullah, Kureyş’li 40 kişiyle birlikte Ebû Süfyan idaresindeki erzak ve mal yüklü Kureyş’e ait kervanın Şam’dan gelmekte olduğunu duyunca, Müslü­manları onlara karşı çıkmaya davet ederek şöyle dedi: İşte Kureyş kervanı, içlerinde malları var. Onlara karşı çıkın. Allah’ın, onları size ganimet olarak na­sip edeceğini umuyorum. Onunla beraber 310 küsur erkek çıktı. Bedir yolu üzerindeki deniz kıyısına doğru gittiler.

Ebû Süfyan, Hicaz’a yaklaşınca etrafa, haberler toplayacak kimseler gön­derdi. Resulullah’m kendisine karşı buraya çıktığını öğrendi. Hemen, Damdam b. Amr el-Ğıfarî’yi, Hz. Muhammed’in arkadaşlarıyla birlikte kendilerinin kar­şısına çıktığını haber vererek, mallarını kurtarmaları için Mekkelilere gönder­di. Bin kadar kişi hazırlık yaptı. Ebû Süfyan, kervanı deniz kıyısından götür­dü. Kervanı ve malları kurtardı. Mekke’den savaş için çıkanlar, Bedir suyuna geldiler. Ebû Cehil Mekke’de Kabe’nin üstünden şunları söyleyerek, insanları savaşa çağırmıştı: Çabuk olun! Her türlü güçlük ve zillete rağmen, kervanınızı ve malınızı kurtarın. Eğer onları Muhammed ele geçirirse, bir daha asla iflah olmazsınız. Ebû Cehil, savaşa çıkan Mekkeli topluluğun başında idi. Sonra ona, kervanın sahil yolunu tuttuğu ve kurtulduğu, insanları Mekke’ye döndür­mesi söylendi. O buna şu karşılığı verdi: Hayır! Bu asla olamaz. Oraya gidip develer keseceğiz, şaraplar içeceğiz, çalgıcılar çalgı çalacak, bütün Araplar bizi ve savaşmaya çıkışımızı, Muhammed’in kervanı ele geçiremediğini konuşacak.

Resulullah (s.a.) olanları insanlara haber verdi. Onlarla istişare etti. Ebû Bekir (r.a.) ayağa kalktı. Güzel bir konuşma yaptı. Sonra Ömer kalktı, güzel bir konuşma yaptı. Sonra Mikdâd b. Amr ayağa kalktı, şöyle dedi: biz sana, İsrailoğullarınm Musa’ya: “Sen Rabbinle git de, onlarla ikiniz savaşın, biz de buracıkta oturucularız” (Mâide, 5/24) dediği gibi demeyiz. Biz de savaşırız. Seni hakla gönderene yemin olsun ki, bizi Berkü’l-Ğımad’a (Yemen’de bir şehir) götürsen, seninle beraber oraya gideriz”.

Resulullah (s.a.) onun bu konuşmasına hayır dua etti. Ensar şöyle dedi: Biz ensar topluluğu, Mikdad’m söylediği gibi söyleriz. Bu, bizim için çok mal ol­masından daha sevimlidir.

Sonra Hz. Peygamber: “Ey insanlar! Bana şehadet edin” buyurdu. Çünkü, ona Medine’deyken yardım etmek, savunmak üzere biat etmişlerdi. Medine dı­şında kendisine yardım etmemelerinden korkuyordu. Sa’d b. Muaz: “Vallahi, ya Resulullah, sen herhalde bizi kasdediyorsun” dedi. Resulullah, evet, buyurdu. Muaz: “Sana iman edip tasdik ettik, getirdiğin şeylerin hak olduğuna şehadet et­tik. Bunun üzerine canla başla sana söz verdik, Allah’ın sana emrettiğini sen uy­gula. Ya Resulullah, bizden tek bir kimse bile geri kalmaz. Seni hakla gönderene yemin olsun ki, bize şu denizi göstersen, ona dalsan, seninle beraber biz de dala­rız. Hiç kimse geri kalmaz. Düşmanla karşılaşmaktan çekinmeyiz. Savaş esna­sında sabrederiz, düşmanla karşılaşınca sadakat gösteririz. Bizi Allah’ın bereke­tine götür” dedi. Resulullah, Sa’d’m bu sözüne sevindi ve sonra şöyle buyurdu:

“Yürüyün Allah’ın bereketine. Sevinin, çünkü Allah bana iki taifeden birini vaad etti: Ebû Süfyan’m başında bulunduğu Şam’dan gelen kervan, ya da onla­ra yardıma gelen, başlarında Ebû Cehil’in bulunduğu Mekke’den savaş için ge­lenler.. Vallahi, sanki ben, şu anda, onların yere yıkıldığını görüyorum

Şüphesiz sahabenin savaş ganimetlerinin eşit şekilde paylaştırılmasını iyi görmemeleri senin Medine’deki evinden, ya da Medine’den savaş için çıkmanı kötü görmeleri gibidir.’ Çünkü Medine onun hicret edip yerleştiği, ya da evinin bulunduğu yerdi. Hikmetle ve doğru sebep ile çıkarılmıştı. Müminlerden bir grup da, savaşa hazır olmadıklarından, çıkmak istemiyorlardı. Onun için O, se­ni onlar çıkmak istemedikleri halde çıkardı. İki hal arasındaki teşbih, isteme­me halidir. Çünkü müslümanlardan bazısı, Bediimde iki şeyi kerih gördü.

1- Ganimetin aralarında eşit şekilde taksimini kerih gördüler. Onlar genç­lerdi. Savaşmışlar, ganimet almışlardı.

2- Kureyş ile savaşmak istemediler. Çünkü, Medine’den ganimet maksa­dıyla çıkmışlardı, savaşa hazırlık yapmamışlardı.

Fakat Allahu Teâlâ, bu iki mesele hakkında onlara şöyle dedi: Siz, gani­metler konusunda ihtilâf edip birbirinizle çekiştiğiniz gibi -ki Allah onu sizden aldı, onun taksimini, Hz. Peygamber (s.a.)’e bıraktı, O da onları adaletle, eşit bir şekilde dağıttı ve bu sizin için çok iyi oldu- yine düşmana karşı çıkmayı ve silah sahipleriyle (bunlar dinlerine yardım ve kervanlarını kurtarmak isteyenlerdi) savaşmak istemediğiniz zaman; savaşı istememenizin sonu, Cenab-ı Hakk’m onu, size takdir etmesi, düşmanla sizi herhangi vakit tayinini söz ko­nusu olmadan bir araya getirmesi ve size zafer nasip etmesi oldu.

İki şeyden çıkan sonuç: Her ikisinde de, Peygamber (s.a.)’in emrine tabi ol­mak, hayırdır, doğrudur, yarar getirir.

Müminler, kervanı tercih ettiklerinden, adam ve savaş malzemesi azlığı, sa­yıca ve savaş malzemesi açısından daha çok olan müşriklerle savaşmaktan kork­tukları için, seninle hak ve doğru olan görüş -Mekke’den savaş için gelenlerin karşısına çıkmak- hususunda mücadele ediyorlar. Sen, onlara her halükârda za­fere ulaşacaklarım, Allah’ın sana iki taifeden birini -kervan yahut savaş için çı­kanlar- vadettiğini, kervanın kurtulduğunu, savaş için çıkanlardan başka ortada kimse kalmadığım, biz savaşa hazır değiliz, demeye neden olmadığım söylemene, hakkın ve doğrunun ortaya çıkmasına rağmen, onlar seninle mücadele ediyorlar.

Sonra Allah, onların zafere ve ganimete gittikleri zamanki aşırı korkak hallerini, ölüme sevkolunan kimselerin haline benzetti.

Fakat Allahu Teâlâ, peygamberine ve müminlere zafer vaadetti ki, O’nun vaadi geri kalmaz. Kuvvetler dengesinin görünürdeki hesabı, çoğu kere aksine gerçekleşir. Çünkü, nice az topluluk vardır ki, çok topluluğa galip gelmiştir.

Allah’ın size, iki taifeden -kervan yahut savaş için gelenler- birine sahip olmayı vaad ettiği zamanı hatırlayın.

Siz silahı, kuvveti, gücü olmayanın -sadece 40 atlıdan ibaret kervanın- si­zin olmasını istiyorsunuz. Cenab-ı Hak, onların savaşı istemeyip mala tama’la-nna tarizde bulunmak için, böyle buyurdu. Sayılarının çokluğu silah ve askerî malzemelerinin üstünlüğü sebebiyle, güç, Mekkeli savaşanlar tarafındaydı.

Allah ise, müşriklerin yenilgiye uğraması, müminlerin muzaffer olması için, size bundan başkasını -güçlü kuvvetli savaş için çıkan Mekkeli müşriklerle savaş­mak- istiyor. Güçlü müşriklerle muharebede peygamberine indirdiği ayetlerle, müminlere yardım için meleklere emir vermekle, müşriklerin esaretini ve katlini takdir etmekle, yüce Allah, hakkı sabit kılmak ve yüceltmek murad ediyor.

Allah yapacağını yaptı. Azgın asi mücrimler istemese de, İslâm’ı sabit ve üstün kılmak, küfrü, şirki, bâtılı yok etmek, ortadan kaldırmak için müminlere yardımını gerçekleştirdi. Bu sadece, kervanı ele geçirmekle değil, aksine küfür liderlerinin ve şirk önderlerinin katliyle oldu.

Hakkı gerçekleştirmek ve bâtılın boş olduğunu göstermek, hakkın hakim, bâtılın yok olduğunu, delillerle ve beyyinelerle ortaya çıkarmak, hak liderlerini takviye etmek, batıl liderlerini de kahretmekle olur.