11

    RevelationCuzPageSurah
    34 26517Qaf(50)

١١

رِزْقًا لِلْعِبَادِ وَاَحْيَيْنَا بِه بَلْدَةً مَيْتًا كَذلِكَ الْخُرُوجُ

(11) rizkal lil ibadi ve ahyeyna bihi beldetem meyta kezalikel huruc
(Bunlar) kullara rızık içindir o yağmurla biz hayat verdik ölü bir beldeye (mezardan) çıkışta böyledir

(11) As sustenance for (Allah’s) Servants and We give (new) life therewith to land that is dead: thus will be the Resurrection.

1. rızkan : bir rızık olmak üzere
2. li el ibâdi : kullar için
3. ve ahyeynâ : ve dirilttik
4. bi-hî : onunla
5. beldeten : belde
6. meyten : ölü
7. kezâlike : işte böyle, bunun gibi
8. el hurûcu : çıkış

رِزْقًا rızık olmak üzereلِلْعِبَادِ kullara وَأَحْيَيْنَا ve dirilttikبِهِ onunlaبَلْدَةً bir şehriمَيْتًا ölüكَذَلِكَ işte böyledirالْخُرُوجُ çıkış da


AÇIKLAMA
Müşriklerin Yeniden Dirilişi İnkâr Etmeleri Ve Onlara Verilen Cevaplar

“Qaf Bunun alfabe harfi olduğunu daha önce görmüştük. Kur’an onla­rın konuştuğu ve yazdığı dilin harflerinden meydana geldiğine, onun tama­mının veya bir ayetinin benzerini getirmelerine dair araplara meydan oku­mak için alfabe harfleri kullanılmıştır. Ayrıca “kaf harfi daha sonra gele­cek olan konunun önemine dikkat çekmek için getirilmiştir.

Nasıl bir kaç harf ile yapılan yeminlerin çoğunun peşinden Kur’an, Kitap veya Tenzil ifadeleri getiriliyorsa tek harfle yapılan yeminlerin akabin­de de Kur’an’m bir vasfı zikredilmektedir.

Razi, Allah’ın harfler ve başka nesnelerle yaptığı yeminler için güzel bir tasnif yapmıştır. Şimdi kısaca onları zikredelim.

a) Allah Tealâ Kur’an’da bazen “Asra yemin olsun ki”, “Yıldıza yemin olsun ki” gibi bir tek varlığa yemin etmiş, bazen de “Sad”, “Qaf gibi bir harfe yemin etmiştir.

b) Bazen “Duha vaktine ve geceye yemin olsun” ile “Gökyüzüne ve Tarık yıldızına yemin olsun” kavlinde olduğu gibi iki varlığa yemin etmiş, bazen de “Ta ha”, “Ta sin”, “Ya sin” , “Ha mim” vb. de olduğu gibi iki harfe yemin etmiştir.

c) Allah Tealâ Kur’an-ı Kerim’de bazen “İbadet için saf tutanlara kötü­lüklerden alıkoyanlara ve Kur’anı tilâvet edenlere yemin olsun ki” ayetinde olduğu gibi üç duruma, “elif lâm mim”, “Ta sin mim”, “elif lâm ra” ayetle­rinde de üç harfe yemin etmiştir.

d) “Savurup dağıtan rüzgârlara, yağmur yüklü bulutlara, kolaylıkla akıp gidenlere, taksim eden meleklere yemin olsun ki” ayetinde, Buruç sure­sinin başında ve “İncire ve zeytine, Sina dağına ve bu emniyetli beldeye ye­min olsun ki” ayetinde dört duruma; Araf suresinin başında yer alan “Elif lâm mim ra” ayetinde dört harfe yemin etmiştir.

e) Allah Tealâ bazen de Tur, Mürselat, Naziat ve Fecir surelerinin ba­şında olduğu gibi beş olaya ve “Qaf ha ya ayn sad”, “Ha mim ayn sin kaf ” kavillerinde olduğu gibi beş harfe yemin etmiştir. Allah Tealâ Şems suresi hariç hiçbir surede okunuşunda zorluk olmaması için beşten fazla harfe ye­min etmemiştir.

Allah Tealâ bir olaya yemin ederken “ve’t-Tur”, “ve’n-Necm”de olduğu gibi yemin harflerinden “vav’ı zikretmiş, harflerle yaptığı yeminler de ka­sem vavını zikretmemiş mesela ve “ve kaf “ve ha mim” dememiştir. Çünkü yemin bizzat harflerle yapıldığından bu harflerle yeterli olmaktadır.

Allah Tealâ Tin ve Tur gibi eşyaya yemin ettiği gibi herhangi bir keli­me oluşturmadan sırf harflerle de yemin etmiştir. Harflerle yapılan yemin­ler sadece sure başlarında bulunmaktadır. Yirmisekiz surenin baş kısmın­da harflerle yemin edilmiş, “ve’ş-Şemsi” suresi hariç ondört surede ise baş­ta ve ortada olmak üzere her defada yemin edilen harflerle aynı sayıda eş­ya ile yemin etmiştir. Surelerin ortalarında yer alan yeminlere şunlar mi­sal verilebilir:

“Hayır, aya, geri döndüğü zaman geceye…. yemin olsun ki…” “Geceye ve topladığı şeylere yemin olsun ki” “Yöneldiği zaman geceye yemin olsun ki.”

Harflerle Kur’an’ın her iki yarısında, hatta her yedide birlik bölümün­de yemin edilmişken, Saffat suresi hariç bazı nesnelerle yapılan yeminler Kur’an’ın son yarısında ve son yedide birlik kısmında bulunmaktadır.

“Şerefli Kurana yemin olsun ki…” Burada Kur’an adına yemin edil­miştir. Yeminin konusu ise mahzuftur. Yani mana şöyledir: Hayır ve bere­keti bol, kadru kıymeti yüksek Kur’ana yemin ederim ki ey Muhammed! Yeniden dirilişle onları uyarmak için gönderildin. Burada yeminin söz ko­nusu cevabına yeminden sonra gelen söz delâlet etmektedir. Kasemden sonra nübüvvetin ve yeniden dilişin ispatı konuları işlenmiştir. Böyle bir kullanıma Kur’an’da çokça rastlanmaktadır. Meselâ şu ayette böyledir: “Sad. Şeref ve şan sahibi Kur’an a andolsun ki. Aksine kâfirler bir gurur ve isyan içindedirler.”

“Aksine onlar kendilerinden bir uyarıcının gelmesine şaşırdılar da kâ­firler şöyle dediler: Bu şaşılacak bir şey.” Yani Kureyş kâfirleri kendilerine kendi cinslerinden bir uyarıcı olan Hz. Muhammed (s.a.)’in gelmesine hay­ret ettiler. Onlar sırf şüphe duyup onu reddetmekle kalmadılar; aksine bir de bunu şaşılacak işlerden kabul ettiler de şöyle dediler: Bu uyarıcı pey­gamberin bizim gibi insan olması bizi şaşkınlığa sevketmekkedir. Bunun bir benzeri de şu ayet-i kerimedir: “İnsanları uyar diye kendilerinden bir kimseye vahyetmemiz insanlar için sayılacak bir durum mudur?” (Yunus, 2/10). Yani bu sayılacak bir şey değildir. Zira Allah Tealâ insanlardan ve meleklerden peygamberler göndermiştir.

Kureyş kâfirleri aynı şekilde yeniden diriliş hadisesine de şaşırıp kal­mışlar ve Kur’an’ın anlattığına göre şöyle demişlerdir: “Biz öldüğümüz ve toprak olduğumuz zaman mı (diriltileceğiz)? Doğrusu bu kabul edilmesi uzak bir dönüştür.” Yani ölüp vücudumuzun her bir parçası toprağa dağıl­dığında ve çürüyüp toprak olduğunda mı yeniden diriltilip hayata dönece­ğiz? Bütün bunlardan sonra yeniden bu bünye ve vücuda dönmemiz nasıl mümkün olabilir? Doğrusu bu diriliş ve hayata yeniden dönüş aklen kabul edilemez! Onların iddiasına göre böyle bir şey mümkün değildir. Ayrıca ta­biat kanunlarına göre de böyle bir şey görülmüş değildir.

Bunun üzerine Allah Tealâ hem yeniden diriltmeye hem de başka şey­lere kadir olduğunu açıklayarak onların bu düşüncesini reddetmiştir. Allah Tealâ şöyle buyurmaktadır:

“Biz toprağın onlardan neleri eksilttiğini bilmekteyiz. Ayrıca nezdimizde o bilgileri koruyan bir de kitap vardır.” Yani çürüme halinde toprağın onların cesetlerinden ne yediğini biz kesin olarak bilmekteyiz. Bunların hiçbiri bize gizli değildir. Bedenler nerede değildi, nereye gitti ve neye dönüştü hepsini biz biliriz. Ayrıca yanımızda onların sayılarını, isimlerini ve bütün eşyanın parçalarını ihtiva edip koruyan bir de “Kitap” bulunmaktadır ki o, Allah’ın değişiklikten ve şeytanlardan koruduğu Levh-i Mahfuz’dur.

Müslim, Ebu Davud ve Nesai Ebu Hüreyre’nin şöyle dediğini rivayet etmektedirler: Peygamber (s.a.)’den şöyle rivayet edilmiştir: “Acbu’z-zenep (kuyruk sokumu) dışında toprak Adem oğlunun bütün bedenini yer bitirir. İnsan acbu’zzenepten yaratılmıştır ve yine parçaları ondan meydana geti­rilip yaratılacaktır.”

Buna göre en doğru olan takdir şöyledir: Meselenin daha kolay anla­şılmasını sağlamak, Allah’ın ezelî ilminin bütün kâinatı ve eşyayı kuşattı­ğını ve her türlü olay ve amelin sayıldığını zihinde canlandırmak için Allah’ın katında bir kitabın bulunduğu ifade edilmiştir. Bu durum yanında her türlü gelir ve giderinin kaydedildiği muhasebe defteri bulunan bir kim­senin durumuna benzer.

Bu durum birçok ayette geldiği için iman etmek zorunda olduğumuz Levh-i-Mahfuz’un varlığına mani değildir. Bu ayette yeniden dirilişin caiz olduğuna ve Allah’ın buna kadir bulunduğuna işaret edilmektedir.

Daha sonra Allah Tealâ müşriklerin inat ve küfürlerinin ve onların ye­niden dirilişin vuku bulacağına hayret etmelerinden daha çirkin olan şe­yin, yani onların Allah’ın ayetlerini ve Allah Rasulünü (s.a.) yalanlamaları­nın sebebini açıklamıştır. Şöyle buyurmuştur:

“Bilakis onlar hak kendilerine gelince yalanladılar. Şimdi onlar şaşkın bir haldedirler.” Yani Kureyş kâfirleri gerçekte Kur’an’ı ve mucizeler ile sabit olan Hz. Muhammed (s.a.)’in peygamberliğini yalanlamaktadırlar. Onlar eni­ne boyuna düşünmeden Kur’an’ı ve nübüvveti sırf Rasulullah (s.a.) tarafın­dan tebliğ edildi, diye yalanlamışlardır. Aslında onlar kendi dinleri hakkında karmakarışık bir halde bulunmaktadırlar. Çünkü onlar Kur’an ve Nebi (s.a.) hakkında bazen sihir ve sihirbaz, bazen şiir ve şair, bazen de kehanet ve kâ­hin demişlerdi. Bu durum onların sıkıntılı, tedirgin ve ne yaptıklarını bilmez derecede kafalarının karışık bir halde olduğunu göstermektedir.

Bunun bir benzeri de şu ayet-i kerimedir:

“Siz çelişkili sözler söylüyorsunuz. Ondan (Kur’an’dan) dönen döndü­rülür (engellenmez.)”

Daha sonra Allah Tealâ yeniden diriltme vs. şeylere kadir olduğuna dair dünya ve ahiret gerçeğine göre delil getirerek şöyle buyurmuştur:

“Üstlerindeki gökyüzüne bakmazlar mı ki onu nasıl bina etmiş ve nasıl donatmışız. Onda hiçbir çatlak da yok.” Yani ölümden sonra tekrar diriltilmeyi yalanlayan ve büyük kudretimizi kabul etmeyen şu kâfirler kendi göz­leriyle gökyüzünün o hayretlere düşüren özelliklerine bakmazlar mı? O gök­yüzü direksiz olarak yükseltilmiş ve ışık gibi aydınlatan yıldız ve gezegen­lerle süslenmiştir. Onda yarıklar, yırtıklar ve çatlaklarda yoktur. Nitekim Allah Tealâ şöyle buyurmuştur: “Yedi kat gökyüzünü tabaka tabaka yaratan O’dur. Rahmanın yaratmasında hiçbir uygunsuzluk göremezsin. Şimdi gözünü çevir bak hiç çatlak görebiliyor musun? Sonra gözünü iki defa daha çe­vir, o göz sana yorgun ve zelil bir halde geri dönecektir.” (Mülk, 77/3-4). Yani o göz bir kusur ve noksan bulamadan yorgun bir halde geri döner.

“üstlerindeki” kavli müşrikler için, şiddetli bir kınama ve onların ah­maklığını yüzlerine haykırmadır.

“Yeryüzünü de döşedik. Ona sabit dağlar koyduk. Orada güzel ve par­lak her türden yetiştirdik.” Yani aynı şekilde dayayıp döşediğimiz ve geniş­çe yaydığımız dünyada yaşayanların emniyeti için kendisine sabit dağlar yerleştirdiğimiz ve orada görüntüsü güzel ve parlak her türden ekinler, meyvalar, ağaçlar ve çeşit çeşit bitkiler yetiştirdiğimiz yeryüzüne bakmaz­lar mı? Bu ayetin bir benzeri de şu ayet-i kerimedir: “Belki öğüt alırsınız diye her şeyi çift yarattık.” (Zariyat, 51/49).

“(İşte bütün) bunları, Rabbine dönen her kula bir öğüt ve ibret olması için (yaratmıştır).” Yani bunları biz kulların kalp gözü açılsın da öğüt alsın­lar diye yaptık. Rabbine ve Ona itaata dönen ve mahlûkatın eşsiz güzellik­lerini düşünen bir kul, ancak bu zikredilenleri kalp gözüyle görebilir ve dü­şünebilir.

Daha sonra Allah Tealâ bitkileri nasıl yarattığını izah etmiş ve şöyle buyurmuştur:

“Gökten de bereketli su indirdik de onunla bahçeler, biçilecek taneler bitirdik.” Yani bizim sahip olduğumuz güç ve kudrete baksınlar. Buluttan nasıl yemyeşil bahçeler, meyvalı ağaçlar ve hasat edilip saklanan buğday, arpa gibi ekin tanelerinin bitmesine sebep olan çok bereketli yağmur suyu­nu indirdik. “Ve tomurcukları birbiri üstüne binmiş uzun boylu hurma ağaçları.” Aynı şekilde biz o su ile bir bir üzerlerine birikmiş tomurcukları olan uzun ve yüksek hurma ağaçlarının yetişmesini sağladık. Tomurcukla­rının çok olması ve birbirleri, üzerlerine birikmiş olmalarıyla, ağaçta yetişen hurmaların çokluğu gösterilmek istenmiştir.

Önceki ayette “Biz orada güzel ve parlak her türden yetiştirdik.” deme­sine rağmen bu ayette de aynı delilin tekrar getirilmesinin bizzat bitkilerle delil getirilmesi açısından faydası vardır. Mana şöyledir: Nasıl ağaçlar neşvü nema bulup artarsa, işte ölümden sonra insan bedeni de büyüyüp yetiş­me gücüne tekrar sahip olarak büyür ve artar. İnsana bu gücün tekrar ve­rilmesi, su vasıtasıyla ağaçlarlara büyüme özelliğinin verilmesine benze­mektedir.

“… ki kullarıma rızık olmak için” Yani söz konusu bütün nimetleri biz rızık olması için verdik. Bitkiler, ağaçlar ve hurma ağaçları kullara rızık ve azık olsun diye yaratılmıştır.

“Biz onunla ölü bir memlekete can verdik. İşte (kabirden) çıkış da böy­ledir.” Yani üzerinde ne bir meyve ne de bir ekin bulunan çorak bir beldeye suyla biz can verdik. Yeniden diriliş esnasında kabirlerden çıkış da Allah’ın ölü toprağa hayat vermesi gibi gerçekleşecektir. Bu nasıl Allah’ın güç ve kudretinde bir şey ise o da aynıdır. Meselenin daha iyi anlaşılması için ya­pılan bu benzetme insanın içinde bulunduğu hayat gerçeğinden alınmıştır. Aynı şekilde bu ayette bitkilerin yaratılmasının büyük önem taşıdığı ve ilâhî kudrete göre yeniden diriltmenin basit bir şey olduğu ifade edilmiştir

Advertisements