115

١١٥

وَمَا يَفْعَلُوا مِنْخَيْرٍ فَلَنْ يُكْفَرُوهُ وَاللّهُ عَليمٌبِالْمُتَّقينَ

(115) ve ma yef’alu min hayrin fe ley yükferuh vallahü alimüm bil müttekiyn

hayır namına ne yaparsanız o yapılan küfranla karşılanmayacaktır Allah bilendir takva sahiplerini

(115) Of the Allah that they do, nothing will be rejected of them for Allah knoweth well those that do right.

1. ve mâ yef’alû : ve yaptıkları şey
2. min hayrin : hayırdan, hayır olarak
3. fe len yukferû-hu : o taktirde o asla örtülmez
4. ve allâhu : ve Allah
5. alîmun : en iyi bilen
6. bi el muttekîne : takva sahiplerini

وَمَا her neيَفْعَلُوا yaparlarsaمِنْ خَيْرٍ hayırdanفَلَنْ يُكْفَرُوهُ asla ondan inkar edilmeyecektirوَاللَّهُ muhakkak ki Allahعَلِيمٌ hakkıyla bilendirبِالْمُتَّقِينَ muttakileri


SEBEB-İ NÜZUL

l. İbn Abbâs ve Mukâtil der ki: Abdullah ibn Selâm, Sa’lebe ibn Sa’ye, Useyd ibn Sa’ye, Esed ibn Ubeyd ve diğer bazı yahudiler müslürnan olunca yahudi hahamları: “Muhammed’e ancak bizim kötülerimiz iman ettiler. Eğer onlar bizim hayırlılarımızdan olsalardı atalarının dinini terkedip başka bir dine gitmezlerdi.” deyip onlara hitaben: “Dininizi başka bir dinle değiştirmekle ihanet ettiniz (hâinler oldunuz), kâfir olup hüsrana düştünüz.” dediler de Allah Tealâ bu âyet-i kerimeleri indirdi. İbn Cureyc’den rivayete göre ise müslüman olan bu yahudiler: Abdullah ibn Selâm ve kardeşi Sa’lebe ibn Selâm, Sa’ye, Mubeşşir, Ka’b’ın oğulları Esed ve Useyd’dir.

2. Atâ’dan rivayete göre Hz. İsa’nın dini üzere iken Hz. Muhammed (sa)’i tasdik eden 40 Necranlı, 32 Habeşli ve 3 (bir rivayette 8 ayet Rum hakkında nazil olmuştur Bu kimselerin aynı sûrenin 199. âyetinin de nüzul sebebi olduğu söylenir.

3. Rasûlullâh (sa)’ın Medine-i Münevvere’ye gelmesinden önce Ansar arasında Es’ad ibn Zürâre, Berâ ibn Ma’rûr, Muhammed ibn Mesleme ve Ebu Kays ibn Sırme ibn Enes gibi muvahhidîer vardı. Bunlar cünüblükten gusleder ve bildikleri kadar hanîflikle amel ederlerdi. Allah’ın Rasûlü (sa) Medine’ye gelince hemen İman ettiler.

4. İmam Ahmed’in Abdullah ibn Mes’ûd’dan rivayetine göre bir gece Hz. Peygamber yatsı namazını geciktirmiş, sonra Mescid-i Nebevî’ye inmişti. Ashabının mescidde namazı beklediklerini görünce “Bu dinlere mensup olanlardan sizin dışınızda kimse bu saatte Allah’ı zikretmiyor.” buyurmuş ve “Onlar ne hayır işlerlerse elbette ondan mahrum bırakılmıyacaklardır. Allah takvaya erenleri en iyi bilendir.”e kadar olmak üzere “Hepsi eşit değildirler…” âyetleri nazil oldu.  Yine Musned’de Hz. Aişe’den gelen bir rivayette de Hz. Peygamber (sa)*in, Hz. Ömer’in “Namaz!” diye seslenmesi üzerine Mescid-i Nebevî’ye indiği ayrıntısına yer verilmektedir.

ibn Mes’ûd der ki: Bu âyet-i kerimeler müslümanların kıldığı, diğer ehl-i kitabın kılmadığı “Ateme Namazı” hakkında nazil olmuştur. Şöyle ki: Bir ak­şam Hz. Peygamber (sa) yatsı namazını te’hir etti, sonra mescid-i nebeviye ge­lip bir de baktı ki ashabından bazıları yatsı namazını bekliyor. Onları müjdeliyerek: “Diğer dinler halkından sizin dışınızda bu saatte Allah’ı zikreden kimse yoktur.” buyurdu ve “Allah takva sahiplerini en iyi bilendir.”e kadar ol­mak üzere “Hepsi bir değildirler. Ehl-i kitabdan, secdeye vararak geceleri Allah’ın âyetlerini okuyup duran bir topluluk vardır…” âyetleri nazil oldu. Başka bir kanaldan yine tbn Mes’ûd’dan gelen bir rivayette de Hz. Peygamber’in ha­nımlarından birinin yanında gecenin üçte biri geçinceye kadar oyalanıp yatsı namazını kıldırmaya Mescid-i nebeviye inmediği, o ateme namazını kılmak ü-zere indiğinde bazılarının namaz kılmakta olduğu, bazılarının beklediği, diğer bazılarının da beklerken uzandıkları ayrıntılarına yer verilmektedir.


AÇIKLAMA

Az önce yergi ile kendilerinden söz edilen Kitap Ehli’ne mensup kimseler birbirine eşit değillerdir; yahut da fasıldık ve inkârda aynı seviyede değillerdir. Aksine onlardan kimisi mümindir, kimisi günahkârdır. Aralarından bir kesim Allah’ın emrini dimdik ayakta tutmakta, Allah’ın dini üzere dosdoğru yürü­mekte, şeriatına itaat etmekte, Allah’ın peygamberine uymaktadır. Bunlar ge­celeyin kıldıkları namazda Kur’an-ı Kerim’den ayetler okurlar, çokça teheccüt kılarlar.

Bunlar Allah’a ve ahiret gününe en ufak bir şüphe olmaksızın samimi ve gerçek bir iman ile inanırlar. Başkalarına iyiliği emreder, münkerden alıkoyar-lar. Hayırlı işleri yapmakta acele davranırlar. Tereddütsüz olarak iyi işler ya­parlar. Onlar Allah nezdinde durumları salâha eren ve amelleri güzel salihler-den olmakla nitelendirilmişlerdir.

Sözü geçen bu kimseler Yahudi alimleri arasında yer alan Abdullah b. Se­lâm, Esed b. Ubeyd, Salebe b. Sa’ne ve bunların dışında kalan bu ayet-i keri­menin haklarında nazil olduğu diğer kimselerdir. Bu buyruklar, aralarından iman edenlerin, kendilerinin en hayırlıları değil, en kötüleri olduğunu ve ha­yırlı kimseler olsalardı iman etmeyeceklerini ileri süren Yahudileri reddetmek üzere nazil olmuştur.

Böyleleri işledikleri itaatin sevabından mahrum edilmezler. Bu itaatler Allah nezdinde boşa çıkmaz. Aksine yüce Allah en geniş bir şekilde onları mükâ-fatlandıracaktır. Allah iyi amellere karşılık verendir, takva sahiplerini çok iyi bilendir. Yani kimsenin ameli ona gizli kalmaz ve güzel iş yapanın ecri onun nezdinde zayi olmaz.

Advertisements